GEN BENCİLDİR

Richard Dawkins - Gen Bencildir


VIII. BÖLÜM: NESİL SAVAŞLARI

Geçen bölümün sonunda sorulan sorulardan birincisi ile başlayalım. Bir anne tüm çocuklarına karşı eşit derecede özverili mi davranmalıdır, yoksa içlerinde gözdeleri olmalı mıdır? Sıkıcı olma tehlikesini göze alarak her zamanki uyarımı yapmalıyım. "Gözde" sözcüğü öznel çağrışımlar taşımıyor; "-malı" ekinde de ahlaksal bir anlam yok. Bir anneyi, taşıdığı genlerin kopyalarını çoğaltmak için gücü yettiği her şeyi yapmak üzere programlanmış bir makine olarak ele alıyorum. Siz ve ben, bilinçli amaçları olmanın nasıl bir şey olduğunu bilen insanlar olduğumuza göre, yaşamkalım makinelerinin davranışını açıklarken amaç kavramını bir eğretileme olarak kullanmam bana kolaylık sağlayacaktır.

Bu annenin çocuklarından birinin gözde olması, uygulamada ne anlama gelir? Elinde olan kaynakları çocuklarına yatırırken eşitlikçi davranmayacağı anlamına gelir. Bir annenin sahip olduğu kaynaklar çeşitli şeylerden oluşur. Bunların başında yiyecek gelir; yiyecek ve yiyecek toplamak için sarf edilen çaba; çünkü bu çabanın da anne için bir ederi vardır. Yavruların avcı hayvanlardan korunması sırasında annenin atıldığı tehlike de, annenin "harcayabileceği" veya harcamayı reddedebileceği bir başka kaynak. Yuvanın bakımına ayrılacak enerji ve zaman, doğa koşullarına karşı koruma, ve bazı türlerde çocukların eğitilmesi, ana babanın çocuklarına dağıtabileceği değerli kaynaklardır (Eşit ya da eşit olmayan bir "seçimle").

Ana babanın çocuklarına yatırdığı bu kaynakların tümünü ölçecek ortak bir değer düşünmek zor. Tıpkı insan toplumlarının parayı, yiyecek veya toprak veya emeğe çevrilebilecek evrensel bir ölçü olarak kullanmaları gibi, bizim de yaşamkalım makinesi bir bireyin başka bir bireyin yaşamına, özellikle bir çocuğun yaşamına yatırabileceği kaynakları ölçecek bir değere gereksinimimiz var. Kalori gibi bir enerji ölçüsü kullanmak çekici geliyor; bazı çevrebilimciler kendilerini doğadaki enerji bedellerinin hesaplanmasına adıyorlar. Ancak bu yetersiz bir ölçü, çünkü asıl önemli olan değer ile, yani evrimin "altın standardı" olan genin yaşamkalımı ile ilişkisi çok az. R. L. Trivers, 1972'de, bu sorunu Ana Baba Yatırımı kavramı ile zekice çözdü (Aslında, yirminci yüzyılın en büyük biyologu Sir Ronald Fisher'in çalışmalarının satır araları okunduğunda, 1930'da ortaya attığı "ana baba harcaması" teriminin de aynı anlama geldiği hissediliyor).

Ana baba Yatırımı (A. Y.), ana babanın bir çocuğuna yaptığı ve çocuğun yaşamda kalma şansını (ve böylelikle üreyebilme şansını) artıran bir yatırım; bu yatırım çocuklarından başka birine yöneltilebilecek yatırım pahasına yapılıyor. Trivers'in ana baba yatırımı kavramının güzel yanı, önemli olan birimimize çok yakın birimlerle ölçülmesi. Bebek annesinin sütünün bir kısmını kullandığında, tüketilen süt miktarı litre ya da kalori olarak değil, aynı annenin diğer çocuklarına verdiği zarar birimi olarak ölçülüyor. Örneğin, bir annenin iki bebeği olduğunu düşünelim: X ve Y. X, bir litre süt içiyor; bu litrenin temsil ettiği A. Y.'nin büyük bir kısmı Y'nin bu bir litre sütü içmediği için ölmesi olasılığının artış birimi olarak ölçülüyor. A. Y.'nin birimi, diğer çocukların - doğmuş ya da doğacak - beklenen yaşam sürelerindeki azalma birimi.

Ana baba yatırımı tümüyle mükemmel bir ölçüt değil, çünkü diğer genetik akrabalık ilişkilerine kıyasla, ana baba olmanın önemini abartıyor. İdeal olanı genelleştirilmiş bir özveri yatırımı ölçütü kullanmak. A, B'nin yaşamda kalma şansını artırıyorsa ve bunu A'nın, kendisi dâhil diğer bireylere yatırım yapması pahasına yapıyorsa, A'nın B'ye yatırım yaptığı söylenebilir; ve bütün bedellerin akrabalık derecelerine göre ağırlıkları alınır. Böylece şu sonuç ortaya çıkar: İdeal olan, bir ana babanın çocuğuna yaptığı yatırımın yalnızca diğer çocuklarının değil, yeğenlerinin, kuzenlerinin, vs. ve hatta kendisinin de beklenen yaşam sürelerinin azalması ile ölçülmesi. Bununla birlikte, bu konu pek de önemli değil ve Trivers'in ölçütü uygulamada kullanılabilecek bir ölçüt.

Herhangi bir yetişkin bireyi ele alırsak, tüm yaşamı boyunca çocuklarına yatırabileceği (ve diğer akrabalarına ve kendisine; fakat işi basitleştirmek için yalnızca çocukları ele alıyoruz) belirli bir toplam A. Y. miktarı vardır. Bu, ömür boyu çalışarak toplayabileceği veya üretebileceği tüm besinin; göze aldığı tüm tehlikelerin; çocuklarının rahatı ve iyiliği için göstereceği tüm enerji ve çabanın toplamını temsil eder. Peki, yetişkin yaşamına başlamak üzere olan genç bir dişi yaşamının kaynakları ile nasıl bir yatırım yapmalı? İzleyeceği akıllıca bir yatırım politikası ne olabilir? Yatırımını çok fazla çocuğa azar azar dağıtmaması gerektiğini Lack kuramından zaten öğrendik. Böyle yaparsa, çok fazla gen kaybedecek: Yeteri kadar torunu olmayacak. Öte yandan, yatırımını çok az sayıda şımarık velede de yapmamalı; bu yolla birkaç torunu garantileyebilir ancak optimal sayıda çocuğa yatırım yapan rakiplerinin daha fazla torunu olacaktır. Eşit yatırım projesi bu kadar. Şu anda merak ettiğimiz, bir annenin çocuklarına yapacağı yatırımın eşit olmamasının anneye bir yarar getirip getirmeyeceği; yani annenin gözde çocukları olup olmayacağı.

Yanıt şu: Bir annenin gözde çocukları olması için genetik bir neden yok. Annenin tüm çocuklarıyla olan akrabalığı aynı: 1/2. Optimal stratejisi, büyütüp çocuk yapacak yaşa getirebileceği en yüksek sayıda çocuğa eşit oranda yatırım yapmak. Fakat, daha önce de gördüğümüz gibi, bazı bireylerin yaşamı diğerlerinden daha risklidir. Çelimsiz bir yavru ile daha güçlü kardeşi, annelerinin genlerinden aynı oranda taşır. Ancak, çelimsizin beklenen yaşam süresi daha azdır. Başka bir deyişle, kardeşlerine yetişebilmek için ana baba yatırımından eşitlikçi payından daha fazlasını almaya gereksinim duyar. Koşullara bağlı olarak, çelimsiz bir yavruyu beslemeyi reddetmek ve ana baba yatırımından onun payına düşenlerin hepsini kardeşlerine pay etmek, annenin yararına olabilir. Hatta, onu kardeşlerine yedirebilir ya da kendisi yiyip süt yapmak için kullanabilir. Gerçekten de, anne domuzlar bazen yavrularını yer, ancak çelimsizleri seçip seçmediklerini bilmiyorum.

Çelimsizler özel bir örnek. Çocuğun yaşının, annenin yaptığı yatırımı nasıl etkilediği konusunda daha genel tahminlerde bulunabiliriz. Eğer bir annenin iki çocuğu da tehlikedeyse ve yalnızca birini kurtarıp diğerini ölüme terk edecekse, yaşı büyük olan çocuğu seçmelidir. Çünkü yaşı daha büyük olan çocuk ölürse yaptığı yatırımın daha büyük bir bölümünü kaybedecektir. Galiba bunu daha iyi şöyle ifade edebilirim: Eğer küçük kardeşi kurtarırsa, onu büyüğün yaşına getirmek için de kaynak yatırımı yapmak zorunda kalacaktır.

Öte yandan, yapılacak seçim bir ölüm kalım meselesi değilse, yapılacak en iyi şey küçüğü seçmek olabilir. Örneğin, annenin ikilemi belirli bir yiyecek parçasını büyük çocuğa mı yoksa küçük çocuğa mı vermesi gerektiği olsun. Büyük çocuğun yardım almadan kendi yiyeceğini bulabilmesi daha olası. Bu yüzden yiyecek ona verilmezse ölmesi gerekmeyecek. Öte yandan, küçük çocuk kendi başına yiyecek bulamayacak kadar genç ve yiyecek ağabeyine verilirse ölmesi olasılığı daha fazla. Bu durumda, anne her ne kadar büyük çocuğun yerine küçüğünün ölmesini tercih ederse de, yiyeceği küçüğe verebilir, çünkü büyüğün zaten ölme olasılığı yoktur. Memeli annelerin çocuklarını hayatları boyunca emzirmek yerine, belirli bir yaşa gelince sütten kesmelerinin nedeni budur. Bir gün gelir, anne çocuğuna yatırım yapmaktan vazgeçer; çünkü gelecekteki çocuklarına yatırım yapmak daha kazançlı olacaktır. O gün geldiğinde, anne çocuğu sütten kesmek isteyecektir. Son çocuğu olduğunu bilebilseydi, belki de bütün kaynaklarını ona yatırmaya devam ederdi; hatta yetişkin olduğunda bile emzirirdi. Ya da, torunlara veya yeğenlere yatırım yapmanın daha kazançlı olup olmayacağını "tartardı"; akrabalık derecelerinin kendi çocuğunun yarısı olmasına karşın, yatırımından sağlayacakları yarar kendi çocuğunun sağlayacağı yararın iki katı olabilir.

Sanırım bu nokta, orta yaşa gelen insan dişinin doğurganlığının aniden sona ermesi olan menopoz diye bildiğimiz şaşırtıcı olgudan bahsetmek için uygun bir yer. Bu olgu vahşi atalarımızda sık görülmezdi herhalde, çünkü kadınların çoğu bu denli uzun yaşamazlardı. Ancak yine de, kadınlarda yaşamın aniden değişmesi ile erkeklerde yavaş yavaş azalması arasındaki fark, menopozda genetik anlamda "kasıtlı" bir şeylerin olduğu izlenimini veriyor. Menopoz bir uyum mu acaba? Bunu açıklaması çok zor. İlk bakışta, bir kadının düşüp ölene kadar çocuk yapmaya devam edebilmesini bekleriz; geçen yıllarla doğacak çocukların yaşama olasılıkları gitgide azalsa bile. Denemeye değer gibi gözüküyor, ancak bir annenin çocuklarıyla olan akrabalık ilişkisinin yarısı kadar torunlarıyla da akraba olduğu hatırlayalım.

Çeşitli nedenlerden ötürü, belki de Medawar yaşlanma kuramıyla ilişkili olarak, doğal olarak kadınların çocuk yetiştirme konusundaki verimleri gitgide azalıyordu. Bu nedenle de yaşlı bir annenin çocuğunun beklenen yaşam süresi, genç bir anneninkinden az oluyordu. Bu şu anlama gelmektedir: Bir kadının aynı gün hem çocuğu hem de torunu olursa, torunun çocuktan daha uzun yaşaması beklenir. Bir kadın, her çocuğunun yetişkinliğe erişebilmesi olasılığının aynı yaştaki torununun yetişkinliğe erişebilmesi olasılığının yarısından az olduğu bir yaşa geldiğinde, torunlara yatırımın yeğlenmesine neden olabilecek bir gen, çoğalma eğilimi taşıyacaktır. Böyle bir gen dört torundan birinde taşınacak, rakip gense her iki çocuktan birinde taşınacaktır; ancak torunların beklenen yaşam sürelerinin daha uzun olması daha ağır basar ve "torun özverisi" geni, gen havuzunda yayılır. Bir kadın kendi çocuklarını doğurmaya devam ederse, torunlarına tam anlamıyla yatırım yapamaz. Bu nedenle de, orta yaşta doğurganlığın verimsizleşmesini sağlayacak genlerin sayısı artar, çünkü anneanne özverisi, bu genleri taşıyan torunların yaşamda kalmasına yardım eder.

Bu dişilerde menopozun evrimleşmesi için olası bir açıklama. Erkeklerin verimliliğinin aniden değil de yavaş yavaş sona ermesinin nedeni, erkeklerin çocuklarına dişiler kadar yatırım yapmamaları. Bir erkek, bir dişiye çocuk yaptırabildiği sürece, çok yaşlı bile olsa, torunları yerine çocuklarına yatırım yapmakla daha kazançlı olacaktır.

Şimdiye kadar, bu bölümde ve bir öncekinde, her şeye ana babanın açısından baktık; daha çok da annenin. Ana babanın gözde çocuklarının olmasını bekleyip bekleyemeyeceğimizi ve ana baba için en iyi yatırım politikasının ne olduğunu sorduk. Ama belki de, her çocuk ana babasının kardeşlerine kıyasla kendisine yapacağı yatırımı etkileyebilir. Ana baba çocukları arasında "ayrım" yapmak "istemese" de, çocukların kendilerinin kayırılması için dayattıklarını söyleyebilir miyiz? Bu şekilde davranmak kazançlı olur mu? Daha açık söylersek, gen havuzunda hakkına razı olma geni mi, yoksa buna rakip olan, bencilce hakkından fazlasını koparmaya çalışma geni mi yaygınlaşacaktır? Trivers, bu sorunu, 1974'te yazdığı Ana baba-Çocuk Çelişkisi adlı makalesinde parlak bir şekilde çözümledi.

Bir anne, doğmuş ve doğacak tüm çocuklarıyla aynı akrabalık derecesindedir. Yalnızca genetik temellere dayanarak incelendiğinde, gördüğümüz gibi annenin gözdeleri olmaması gerekir. Eğer anne kayırmacı davranıyorsa, bunun temelinde, beklenen yaşam süresindeki yaşa ve başka şeylere bağlı farklılıklar olmalı. Annenin, tüm diğer bireyler gibi kendisiyle olan akrabalık derecesi çocuğuyla olan akrabalık derecesinin iki katıdır. Diğer koşulların eşit olması halinde, bu, kaynaklarının çoğunu bencilce kendine yatırması gerektiği anlamına gelir. Ancak, diğer koşullar eşit değil... Anne, kaynaklarının büyük bir kısmını çocuklarına yatırmakla kendi genlerine daha çok yarar sağlamış olur. Çünkü çocuklar daha genç ve anneden daha çaresizdir; bu nedenle de, her yatırım biriminden elde edecekleri yarar annenin elde edeceğinden daha fazladır. Kendinden daha çaresiz insanlara yatırım yapmayı yeğleme genleri yaygınlaşabilir; yararlanan birey yatırımı yapan bireyin genlerinin yalnızca bir kısmını taşıyor olsa da. Bu hayvanların ana baba özverisi göstermelerinin nedenidir; aslında, akraba-seçmeli özveri göstermelerinin de nedenidir.

Şimdi buna, belirli bir çocuğun bakış açısından yaklaşalım. Çocuk, kardeşleri ve annesiyle aynı akrabalık derecesindedir: Her iki durumda da 1/2. Bu nedenle de, annesinin kaynaklarının bir kısmını kardeşlerine yatırmasını ister. Genetik açıdan kardeşlerine karşı annesi kadar özverilidir. Ancak, kendisiyle olan akrabalığı, kardeşleriyle olan akrabalığının iki katıdır; diğer koşulların eşit olması durumunda, kendisine yapılan yatırımın kardeşine yapılandan daha fazla olmasını ister. İşte bu kez, koşullar gerçekten de eşit olabilir. Eğer siz ve kardeşiniz aynı yaştaysanız ve anne sütünün bir litresinden eşit yarar sağlayacak bir konumdaysanız, kendi hakkınıza düşenden daha fazlasını kapmaya çalışmanız gerekir, kardeşiniz de öyle yapmalıdır. Anne domuz yavrularını emzirmek için uzandığında, önce yanaşabilmek için çığlıklar atarak koşuşan domuz yavrularını izlediniz mi? Ya da, son dilim keki kapmak için didişen küçük oğlanlar? Bencil açgözlülük, çocuk davranışlarını büyük oranda belirliyor.

Daha da ötesi var. Bir parça yiyecek için kardeşimle yarışıyorsam ve eğer kardeşim benden daha küçükse ve bu yiyecekten benden daha fazla yararlanabilecekse, genlerim yiyeceği ona bırakmakla kazanç sağlayabilir. Bir ağabeyin özverili olmasını gerektiren nedenler anne ile aynıdır; her iki durumda da akrabalık derecesinin 1/2 olduğunu gördük ve her iki durumda da genç olan birey kaynaktan daha iyi yarar sağlayabilir. Eğer ben, bir yiyecekten vazgeçme geni taşıyorsam, küçük kardeşimin de aynı geni taşıyor olma olasılığı yüzde 50'dir. Bu genin benim bedenimde olma olasılığı kardeşimde olma olasılığının iki katıysa da, yiyeceğe olan gereksinimim kardeşimin duyduğu gereksinimin yarısından az olabilir. Genelde, bir çocuğun, ana baba yatırımından payına düşenden daha fazlasını kapmaya çalışması "gerekir"; ama yalnızca bir noktaya kadar. Hangi noktaya kadar? Doğmuş ve doğacak olan kardeşlerine çıkacak net bedel, kendisinin sağlayacağı yararın iki katı olana kadar.

Çocuğun ne zaman sütten kesileceği sorusunu ele alalım. Anne bir sonrakine hazırlanabilmek için çocuğunu memeden kesmek ister. Öte yandan, emzirmekte olduğu çocuk memeyi bırakmak istemez, çünkü süt zahmetsiz ve kolay bir besin kaynağıdır; hayata atılıp yaşamını kazanmak için çalışmak istemez. Daha doğrusu, çocuk, annesini küçük kardeşlerini beslemek üzere serbest bırakmakla kendi genlerine daha fazla yarar sağlayacağı zaman memeyi bırakır. Çocuğun yaşı ne kadar fazlaysa, sütün her litresinde elde edeceği yarar o denli azdır. Çünkü daha büyüktür ve bir litre süt gereksiniminin pek az bir parçasını oluşturur; ayrıca zorunlu olduğunda kendi yiyeceğini bulma yeteneği artmıştır. Bu nedenle, yaşı büyük bir çocuk daha küçük bir çocuğa verilebilecek bir litre süt içtiğinde, aynı sütü küçük çocuğun içmesine kıyasla ana baba yatırımından alacağı pay göreceli olarak daha çok olacaktır.

Çocuğun yaşı büyüdükçe, annenin onu beslemeyi kesip yeni bir çocuğa yatırım yapmasının daha kazançlı olacağı bir an gelir. Bir süre sonra, zaten büyük çocuk memeyi bırakmakla genlerine daha fazla yarar sağlayacaktır: Bir litre süt, çocuğun genlerinin kardeşlerinde bulunabilecek kopyalarına, çocuğun kendinde bulunan genlerine sağlayacağından daha fazla yarar sağlayacaktır.

Anne ve çocuk arasındaki anlaşmazlık mutlak bir anlaşmazlık değildir; nicelikseldir ve bu örnekte zamanlama üzerine bir anlaşmazlıktır. Anne, varolan çocuğun beklenen yaşam süresini ve o güne kadar çocuğuna yaptığı yatırımları dikkate alarak, yatırımdan "adil" bir pay alana kadar onu emzirmek isteyecektir. Buraya kadar herhangi bir anlaşmazlık yok. Ana ve çocuk, emzirmeye devam etmenin gelecekteki çocuklara olan bedelinin çocuğun sağlayacağı yararın iki katı olduğu noktada memeyi kesme konusunda da anlaşıyorlar. Fakat, bu ikisi arasındaki dönemde anne ile çocuk arasında anlaşmazlık var; anne çocuğun kendi payına düşenden fazlasını almaya başladığını görüyor, ancak diğer çocuklara çıkacak fatura bunun sağlayacağı yararın iki katından henüz az...

Memeden kesme zamanı, anne ve çocuk arasında çıkabilecek anlaşmazlık konusunda yalnızca tek bir örnek. Bu örneğe, bir bireyin doğmamış kardeşleri arasındaki anlaşmazlık olarak da bakabiliriz; ki burada anne gelecekteki çocuklarının tarafını tutmaktadır. Ana babanın yapacağı yatırımlar için aynı yaştaki rakipler, kardeşler arasında da yarış olabilir. Anne bir kez daha oyunun adil oynanmasını sağlamaya çalışacaktır.

Birçok yavru kuş, yuvalarında anneleri tarafından beslenir. Hepsi de ağızlarını açıp ciklerler; anne de içlerinden birinin açık ağzına bir solucan ya da bir lokma yiyecek bırakır. İdealde, her yavrunun ne kadar yüksek sesle ciyakladığı ne kadar aç olduğuna bağlıdır. Böylece, anne her zaman en fazla ciyaklayana yiyecek verdiği sürece, herkes kendi payına düşeni almış olur; yavru yeterince yediğinde fazla ciyaklamayacaktır. En azından olabilecek en iyi durumda böyle olacaktır; içlerinden biri hile yapmadıkça... Ancak, bencil gen kuramımızın ışığında, ne kadar aç oldukları konusunda bireylerin hile yapmalarını, yalan söylemelerini beklemeliyiz. Ciyaklama gittikçe yükselecektir, hem de gereksiz yere; çünkü hepsi de yüksek sesle bağırarak yalan söylerse, bu yüksek ciyaklama norm haline gelecek ve yalan olma niteliğini yitirecektir. Bununla birlikte, seslerini azaltamazlar, çünkü ciyaklamasını azaltan ilk birey daha az beslenerek hemen cezalandırılacak ve büyük olasılıkla ölecektir. Yine de, kuş yavrularının ciyaklamaları sonsuza kadar yükselmiyor, çünkü başka unsurlar var. Örneğin, yüksek ses avcı hayvanları çekiyor ve yavrular fazla enerji harcıyor.

Bazen de, daha önce değindiğim gibi, yuvadaki çocuklardan biri çelimsiz; diğerlerinden daha küçük olur. Bu durumda yiyecek kavgasında diğerleri kadar güçlü olamayacağı için genellikle ölür. Bir annenin, çelimsiz yavruyu ölüme bırakmakla hangi koşullarda kazançlı çıkacağını ele aldık. Tamamen sezgisel olarak, çelimsizin sonuna kadar mücadele edeceğini varsayabiliriz, ancak kuramımız böyle bir şeyi öngörmüyor. Ana baba yatırımından sağlayacağı yarar aynı yatırımın diğer yavrulara verilmesi durumunda sağlanacak yararın yarısından daha az olana dek zayıflayıp küçüldüğünde, çelimsiz yavru huzur içinde ve isteyerek ölecektir. Böyle yapmakla genlerine en fazla yararı sağlamış olur. Şunu söylemek istiyorum, "Beden, yuvadaki kardeşlerinden çok daha küçüksen, mücadeleden vazgeç ve öl!" talimatını veren bir gen, gen havuzunda başarılı olabilir, çünkü kurtulacak her bir kardeşin bedeninde taşınması olasılığı yüzde 50'dir; zaten her halükârda çelimsizin bedeninde yaşama devam etme şansı çok azdır. Bir çelimsizin yaşamında dönüşü olmayan bir nokta vardır. Bu noktaya varmadan önce mücadelesine devam etmelidir. Bu noktaya geldiğinde ise vazgeçmeli ve, tercihen, kendini ana babası ya da kardeşleri tarafından yenmeye bırakmalıdır.

Lack'ın kuluçka sayısı kuramını tartışırken bahsetmemiştim, ancak içinde bulunduğu yılda optimal kuluçka sayısının ne olduğunu karar verememiş bir anne için şu strateji mantıklı olacaktır: Optimal olacağını düşündüğü sayıdan bir fazla yumurtlar. Eğer o senenin yiyeceğini oluşturan mahsul beklenenden iyi çıkarsa, ek çocuğu büyütür. Değilse, zarar etmesini engelleyebilir. Yavruları hep aynı sırada beslemeye dikkat ederek - diyelim ki, büyüklük sırasına göre -, çelimsiz yavrunun kısa zamanda ölüp gitmesini ve işin başında yatırılmış olan yumurta sarısı ya da buna eşdeğer bir kaynağın ötesinde, daha fazla besinin bu yavruya harcanmamasını sağlar. Annenin açısından bakıldığında, çelimsiz olgusunun açıklaması budur. Çelimsiz yavru annenin oynadığı kumarın güvencesidir. Bu birçok kuşta gözlenmiş bir olgu.

Bir hayvan bireyin, genlerini korumak gibi bir "amacı" varmışmışçasına davranan bir yaşamkalım makinesi olması eğretilememizi kullanarak, ana baba ve yavruları arasında bir çelişki, bir nesil savaşı olduğundan bahsedebiliriz. Bu kurnazca bir savaştır ve iki tarafta hiçbir şeyden sakınmaz. Çocuk hiçbir hile yapma şansını kaçırmayacaktır. Olduğundan daha açmış gibi rol yapacak; belki de kendini olduğundan genç göstermeye, gerçekte olduğundan daha büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olduğuna inandırmaya çalışacaktır. Ana babaya fiziksel olarak kafa tutmak için çok gençtir, ama elindeki her türlü psikolojik silahı kullanır: Yalan söyleme, hile yapma, aldatma, yaralanma... Ta ki, akrabalarına, aralarındaki genetik akrabalık ilişkisinin izin verdiğinin ötesinde zarar vermeye başladığı noktaya kadar. Öte yandan, ana baba, hileye ve aldatmacaya karşı uyanık olmalı ve kandırılmamaya gayret etmelidir. Bu kolay bir işmiş gibi görünebilir. Eğer anne çocuğunun ne kadar aç olduğu konusunda yalan söyleyebileceğini biliyorsa, ne kadar ağlarsa ağlasın yavruya belirli bir miktardan fazla yiyecek vermemek gibi bir taktik uygulayabilir. Buradaki tehlike, yavrunun yalan söylemiyor olabileceğidir ve eğer beslenmediği için ölürse, anne kıymetli genlerinin bir kısmını kaybeder. Yaban kuşları yalnızca birkaç saat aç kalmakla ölebilir.

A. Zahavi çocuklara özgü şantajın şeytanca bir biçimini ortaya çıkartmıştır: Çocuk, bilerek, avcı hayvanları yuvaya çekecek biçimde bağırır; şunu "söylemektedir": "Tilki, tilki, gel beni al." Annenin bu bağırışı durdurmak için tek yolu çocuğa yiyecek vermektir. Böylece, çocuk kendine düşen paydan daha fazlasını koparır, ama kendini de tehlikeye atmıştır. Bu acımasız taktiğin ilkesi, uçağı kaçırıp da fidye verilmediği takdirde uçağı havaya uçuracağı tehdidinde bulunan hava korsanının taktiğiyle aynıdır. Evrimin böylesi bir davranış yararına çalışıp çalışmayacağından şüpheliyim; acımasızca bir davranış olduğu için değil, şantajcı veledin bu işten yarar sağlayabileceğinden şüphe ettiğim için. Eğer gerçekten de bir avcı çıkagelirse kaybedecek çok şeyi vardır. Bu tehlike tek bir çocuk için çok açık. Zahavi de böyle düşünüyor. Annesi çocuğuna ne kadar yatırım yapmış olursa olsun, çocuğun kendi hayatına verdiği değer, annesinin vereceği değerden fazla olacaktır, çünkü annenin genlerinin yalnızca yarısını taşımaktadır. Bunun da ötesinde, şantajcı bir yuva dolusu yavrudan biri olsa bile bu taktiğin kazançlı olup olmayacağı şüpheli, çünkü kendisinin yanı sıra tehlikede olan kardeşlerinin her birindeki yüzde 50'lik genetik payı da tehlikeye atmış olacaktır. Sanırım bu kuram, avcının yuvadan en büyük yavruyu kapma gibi bir huyu varsa işleyebilir. O zaman, daha küçük olan yavru avcıyı çağırma tehdidiyle kazançlı çıkabilir, çünkü kendi pek de tehlikede olmayacaktır. Bu, kendini havaya uçurma tehdidinde bulunmak yerine, tabancayı kardeşinin kafasına dayamaya benziyor.

Bir gugukkuşu yavrusunda ise şantaj taktiği daha akılcı biçimde yarar sağlayabilir. Çok iyi bilindiği gibi, birçok yabancı yuvaya bir yumurta bırakır ve oldukça farklı bir türdeki "sütannenin" farkında olmadan yavru gugukkuşunu büyütmesini sağlar. Bu yüzden yavru gugukkuşunun sütkardeşleriyle genetik ortaklığı yoktur (Bazı gugukkuşu türlerinin, haince nedenlerden dolayı hiçbir zaman sütkardeşleri olmaz. Birazdan anlatacağım; şimdilik sütkardeşlerin yavru gugukkuşuyla birlikte yaşayabildiklerini varsayalım). Eğer yavru gugukkuşu avcıları çekecek kadar yüksek sesli bağırırsa kaybedecek çok şeyi – hayatı - vardır. Ancak sütannenin kaybedebilecekleri çok daha fazladır (Belki de bebeklerinin dördü birden). Bu nedenle şantajcıya kendi payının fazlasını verecektir; şantajcının elde edecekleri atıldığı tehlikeden ağır basabilir.

Bu noktada, öznel eğretilemelere kaptırıp gitmediğimizden emin olabilmek için, saygın gen diline geri dönmek akıllıca olacak. Yavru gugukkuşlarının, "Avcı, avcı, gel beni ve küçük kardeşlerimi al" diye bağırarak sütannelerine "şantaj" yaptıkları hipotezi aslında ne anlama geliyor? Bunun gen terimleriyle anlamı aşağıdaki gibidir.

Gugukkuşunda yüksek sesle bağırma genlerinin gen havuzundaki sayısı arttı, çünkü yüksek ciklemeler sütannelerin yavru gugukkuşlarını besleme olasılığını artırdı. Sütannelerin bağrışmalara bu biçimde tepki vermesinin nedeni, bağırmaya tepki verme geninin türün gen havuzunda yaygınlaşmış olmasıydı; yaygınlaşmıştı çünkü sütanne gugukkuşu yavrularına ek yiyecek vermezse, kendi yavrularından daha az sayıda büyütebiliyordu - kendi gugukkuşu yavrularına fazla yiyecek veren rakip ana babaların büyüttüğünden daha az sayıda. Bunun nedeni, gugukkuşu yavrusunun bağrışmasıyla avcıların yuvayı fark etmeleriydi. Yavru gugukkuşlarındaki bağırmama geninin avcının midesine inmesi olasılığı daha azdı belki, ama bağırmayan gugukkuşu yavruları ek yiyecek alamama durumunda daha fazla zarar görüyordu. Böylece de, yüksek sesle bağırma genleri gugukkuşu gen havuzunda yaygınlaştı.

Yukarıdakinden daha öznel argümanın izinden giden benzer bir genetik akıl yürütme zinciri bize şunu gösterecektir: Böylesine şantajcı bir gen gugukkuşu gen havuzunda yaygınlaşacaktır ama sıradan bir türün gen havuzunda yaygınlaşması olasılığı düşüktür, en azından yaygınlaşma nedeninin avcıları çekmek olmasının olasılığı düşük olacaktır. Sıradan bir türde bağırma genlerinin yaygınlaşması için başka nedenler elbet olabilir; bunları daha önce gördük. Bu ciklemelerin avcıları çektiği zaman zaman görülecektir, ancak rastlantısal olarak. Avcıların seçme etkisi, eğer varsa, ciklemelerin daha yavaş sesle yapılması olacaktır. Gugukkuşlarını ele alan varsayımsal örnekte avcıların net etkisi - ilk anda paradoksal görünmesine karşın- bağrışmaların daha da yükselmesi olabilir.

Gugukkuşlarının ve kuluçka asalaklığı alışkanlığı olan benzeri başka kuşların gerçekten de şantaj taktiğini uyguladıklarına ilişkin bir kanıt yok. Ancak acımasız olmadıkları söylenemez. Örneğin, balkılavuzu kuşu da gugukkuşları gibi yumurtalarını başka türlerin yuvalarına bırakır. Bu kuş yavrusunun sivri, kancalı bir gagası vardır. Yumurtadan çıkar çıkmaz (henüz gözleri görmemektedir) tüysüz ve pek çok konuda çaresizken, sütkardeşlerini gagalayarak öldürür; dolayısıyla da ölü kardeşler yiyecek için yarışamaz! Bildiğimiz gugukkuşu ise aynı sonuca biraz daha farklı bir yolla ulaşır. Kısa bir kuluçka süresi vardır, bu nedenle de yavru guguk sütkardeşlerinden daha önce yumurtadan çıkar. Yumurtadan çıkar çıkmaz da, mekanik bir davranışla, bütün öteki yumurtaları yuvadan aşağı atar. Bir yumurtanın altına girer ve onu sırtındaki çukura oturtur. Kanat çıkıntıları arasında yumurtayı dengeleyerek, yavaş yavaş geri yürür, yuvanın kenarına dayanır ve yumurtayı aşağı fırlatır. Bütün diğer yumurtalara da aynı şeyi yapar; tüm yuva - ve böylelikle de sütannesinin tüm ilgisi - yalnızca kendine kalıncaya dek...

Geçen yıl öğrendiğim en ilginç şey İspanya'dan F. Alvarez, L. Arias de Reyna ve H. Segura tarafından bildirildi. Olası sütannelerin - gugukkuşlarının olası kurbanları - yabancıları, gugukkuşu yumurtalarını veya yavrularını saptama yeteneklerini araştırıyorlardı. Deneyleri sırasında, saksağan yuvasına gugukkuşu yumurtası ve yavruları ile bunlarla kıyaslayabilmek için kırlangıç gibi başka türlerin yumurta ve yavrularını koyma fırsatı buldular. Bir keresinde, bir saksağan yuvasına yavru bir kırlangıç koydular. Ertesi gün, saksağan yumurtalarından birini yuvanın altında, yere düşmüş olarak buldular. Kırılmamıştı, bu yüzden yerden alıp yuvaya geri koydular ve gözlediler. Gördükleri son derece ilginçti. Yavru kırlangıç, tıpkı bir yavru gugukkuşu gibi davranarak, yumurtayı dışarı attı. Yumurtayı tekrar yerine koydular ve aynı şey tekrarlandı. Yavru kırlangıç, gugukkuşunun yöntemini kullanarak yumurtayı sırtında, kanat çıkıntılarının arasında dengeledi ve yumurta aşağı düşene dek yuvanın kenarına doğru geri geri yürüdü.

Alvarez ve arkadaşları akıllıca davranarak bu şaşırtıcı davranışı yorumlama girişiminde bulunmadılar. Kırlangıç gen havuzunda böyle bir davranış nasıl gelişebildi? Bu kırlangıcın normal yaşamında benzeri bir davranış olmalıydı. Yavru kırlangıçlar normal yaşamlarında kendilerini bir saksağan yuvasında buluvermezler. Normalde, kendi yuvalarından başka yerde hiç bulunmazlar. Bu davranış evrimleşmiş bir karşı-guguk adaptasyonunu temsil edebilir mi? Doğal seçilim, kırlangıç gen havuzunda, gugukkuşunu kendi silahlarıyla vurmak için bir karşı-saldırı politikası mı geliştirdi? Normalde, gugukkuşu kırlangıç yuvalarına yumurta bırakmaz. Belki de nedeni budur. Bu kurama göre, deneydeki saksağan yumurtaları aynı işleme tabi tutuluyorlar; belki de guguk yumurtaları gibi kırlangıç yumurtalarından daha büyük oldukları için. Fakat, bir yavru kırlangıç büyük bir yumurtayla kırlangıç yumurtası arasındaki farkı görebiliyorsa, annenin de aynı şeyi yapabilmesi gerekir. Bu örnekte guguk yumurtasını atan neden anne değil? Annenin bunu yapması yavrunun yapmasından daha kolay. Yavru kırlangıcın davranışının yuvadan çürük yumurta ve döküntüleri atmaya yönelik olduğu kuramına da aynı itirazı yöneltebiliriz. Bir kez daha, bu görev anne tarafından daha iyi yapılabilir - ve yapılmaktadır da. Zor ve beceri isteyen bir iş olan yumurta atma işleminin, yetişkin bir kırlangıç tarafından kolaylıkla yapılabilecekken zayıf ve çaresiz bir yavru kırlangıç tarafından yapılması, beni şu sonuca götürüyor: Annenin açısından bakıldığında yavrunun yaptığı iyi bir iş değil.

Doğru açıklamanın gugukkuşlarıyla hiçbir ilişkisi olmaması bana mantıklı geliyor. Düşüncesi bile insanın kanını donduruyor, ama neden bu yavru kırlangıçların birbirlerine yaptıkları bir şey olmasın? İlk doğan yavru, ana baba yatırımı için henüz yumurtadan çıkmamış kardeşleriyle yarışacağından, diğer yumurtalardan birini dışarı atarak yaşamına başlarsa avantajlı olabilir.

Lack'ın kuluçka sayısı kuramı annenin bakış açısından optimum olanı ele alır. Ben bir anne kırlangıçsam, benim açımdan optimum kuluçka sayısı beştir diyelim. Ama ben bir yavru kırlangıçsam, benim için optimum kuluçka sayısı daha az olabilir, tabii benim kuluçkadaki yumurtalardan biri olmam koşuluyla! Ana babanın belirli bir miktar yatırımı vardır ve bunu beş yavru arasında eşit biçimde paylaştırmak "ister". Ama yavruların her biri kendine ayrılmış beşte bir paydan daha fazlasını isteyecektir, gugukkuşunun tersine, hepsini istemez, çünkü diğer yavrularla akrabalığı vardır. Yine de beşte birden fazlasını ister. Bir yumurtayı aşağı itivermekle 1/4 pay elde edebilir; bir yumurta daha attığındaysa 1/3 pay alabilir. Gen diline çevirirsek, bir kardeş öldürme geninin, gen havuzunda yayılması mantıklıdır, çünkü bu genin kardeşini öldüren bireyin bedeninde olma olasılığı yüzde 100'dür ve kurbanın bedeninde olma olasılığı yüzde 50'dir.

Bu kurama yöneltilecek temel itiraz, söz konusu şeytani davranış gerçekten oluyorsa kimsenin bunu görmemiş olmasına inanmanın güç olduğu. İnandırıcı bir açıklamam yok. Dünyanın değişik bölgelerinde değişik kırlangıç ırkları var. İspanyol ırkının, örneğin, İngiliz ırkından belirli açılardan farklı olduğu biliniyor. İspanyol ırkı, İngiliz ırkı kadar yoğun biçimde gözlenmemiş; sanırım kardeş öldürme olayı oluyor, ancak atlanmış.

Burada kardeş öldürme varsayımı gibi olanaksız bir düşünce öne sürme nedenim, genel bir noktaya parmak basmak istemem. Yavru gugukkuşunun acımasız davranışı, herhangi bir ailede olanların aşırı bir örneği. Gerçek kardeşler birbirlerine, gugukkuşunun süt kardeşlerine olduğundan daha yakındır, ancak aradaki yalnızca derece farkıdır. Kardeş öldürmenin evrimleşeceğine inanmasak bile, çocuğun kardeşlerinin ölmesinin bedeliyle kendine sağlayacağı yararın tartıldığı, daha az bencilce olan sayısız örnek olmalı. Böylesi örneklerde, sütten kesme örneğinde olduğu gibi, ana baba ve çocuk arasında gerçek bir çıkar çatışması vardır.

Bu nesil çatışmasında kim daha şanslı? R. D. Alexander, bu sorunun genel bir yanıtı olduğunu öne sürdüğü ilginç bir makale yazmıştır. Ona göre, ana baba her zaman kazanacaktır. Eğer bu doğruysa, bu bölümü okuyarak zaman yitiriyorsunuz. Eğer Alexander haklıysa, bunun ilginç sonuçları olacaktır. Örneğin, özverili davranış bireyin kendi genlerine yararlı olduğu için değil, yalnızca ana babanın genlerine yararlı olduğu için evrimleşir. Alexander'ın terimlerini kullanırsak, ana baba yönetimi özverili davranışın evrimsel nedeninde akraba seçiliminden bağımsız bir alternatif oluşturur. Bu yüzden Alexander'ın nasıl mantık yürüttüğünü incelemek ve onun neden yanlış olduğunu anlama konusunda bir çaba göstermeliyiz. Aslında bu, matematiksel olarak yapılmalıydı, ancak bu kitapta derinlemesine matematik kullanmaktan kaçınıyoruz ve Alexander'ın savındaki yanlış hakkında matematik olmadan da sezgisel bir düşünce edinebiliriz.

Alexander'ın temel genetik görüşü aşağıdaki kesintili alıntıda saklıdır: "..... bir gencin, ana babasal imtiyazların eşit olmayan bir biçimde dağılmasına neden olduğunu ve böylece de annenin toplam doğurganlığını azalttığını düşünelim. Bu yolla, henüz gençken bireyin sağlıklılığını artıran bir genin, bu genç büyüdüğünde sağlıklılığını azaltması kaçınılmazdır, çünkü böylesi mutant genler mutant bireyin evlatlarında çoğalmış bir biçimde bulunacaktır." Alexander'ın yeni mutasyona uğramış bir gen düşünüyor olması tartışmamız açısından önemli değil. Ana babanın birinden kalıtımla aktarılmış ender bir gen düşünmek daha iyi. "Sağlıklılık", doğurganlık başarısı anlamına gelen özel bir teknik terim olarak kullanılıyor. Temelde Alexander'ın söylediği şu: Çocuğun, ana babanın toplam doğurganlığı pahasına, kendi payına düşenden fazlasını kapmasına neden olan bir gen, gerçekten de yaşamkalım şansını artırabilir. Ancak çocuk büyüyüp ana baba olduğunda cezasını ödeyecektir, çünkü bu bencil gen kendi çocuklarına da kalıtımla geçmiştir ve onun doğurganlıktaki toplam başarısını azaltacaktır. Bir anlamda kendi kazdığı çukura düşecektir. Bu yüzden de, söz konusu gen başarılı olamaz ve bu anlamda ana baba tartışmayı her zaman kazanmalıdır.

Bu argüman hemen kuşkumuzu uyandırmak; çünkü gerçekte varolmayan genetik bir asimetriye dayanmaktadır. Alexander, "ana baba" ve "evlat" sözcüklerini aralarında temel bir farklılık varmışçasına kullanıyor. Önceden de gördüğümüz gibi, ana baba ve çocuk arasında uygulama farkları olmasına karşın (örneğin, ana baba çocuktan daha yaşlı; çocuklar ana babanın bedeninden çıkıyor...), temel bir genetik asimetri yoktur. Nereden bakarsanız bakın, akrabalık derecesi yüzde 50'dir. Ne demek istediğimi anlatabilmek için Alexander'ın sözcüklerini tekrarlayacağım; ancak "ana baba", "genç" ve diğer uygun sözcükleri baş aşağı ederek... "Bir ana babanın, ana babasal imtiyazların eşit bir biçimde dağılmasına neden olan bir geni olduğunu düşünelim. Bu yolla, ana babayken bir bireyin sağlıklılığını artıran bir genin, gençlikte bireyin sağlıklılığını azaltması kaçınılmazdır!" Böylece Alexander'ın sonucunun tam karşıtı bir sonuç elde ettik; yani, herhangi bir ana baba/evlat çatışmasında, çocuk kazanmalıdır!

Burada yanlış bir şeyler olduğu açık. Her iki argüman da çok basite indirgendi. Benim ters alıntımın amacı Alexander'ın karşıtı bir görüşü kanıtlamak değil; yalnızca bu tür yapay asimetrik bir yolla tartışılamayacağını göstermek istedim. Hem Alexander'ın argümanı hem de benim onu ters çevirmem, olgulara bir bireyin bakış açısıyla yaklaşılmasından kaynaklandı - Alexander'da ana babanın, benimkinde çocuğun. Sanırım, "sağlıklılık" gibi bir teknik terim kullanıldığında bu cinsten bir yanlışa düşmek çok kolay, işte bu sözcüğü bu kitapta kullanmamamın nedeni bu! Gerçekte, evrimde bakış açısı önemli olan tek bir varlık var; o varlık da bencil gen. Genç bedenlerdeki genler, ana baba bedenlerinden daha akıllı olup onları yenebilme yetenekleri nedeniyle seçilime uğrarlar; ana baba bedenlerindeki genler de gençlerden akıllı olup onları yenebilme yetenekleri nedeniyle seçilime uğrarlar. Aynı genlerin sırasıyla genç bedende ve ana baba bedeninde bulundukları gerçeğinde hiçbir paradoks yok. Genler, ellerindeki güçleri en iyi şekilde kullanabilme yetenekleri için seçilirler (Uygulamadaki fırsatları kendi çıkarları için kullanacaklardır). Bir gen genç bir bedende yerleşikken uygulamadaki fırsatlar, bir ana baba bedenindeki fırsatlardan farklı olacaktır. Bu yüzden de, bedeninin yaşamındaki iki aşamada optimum politikası farklı olacaktır. Alexander'ın yaptığı gibi, daha sonraki politikanın öncekini geçersiz kılacağını düşünmek için hiçbir neden yoktur.

Alexander'a karşı çıkışımızı bir başka yolla da yapabiliriz. Alexander, bir taraftan ana baba/çocuk ilişkisinde, diğer taraftan da kardeş ilişkisinde, sözcüklerle belirtmese de, yanlış bir asimetri varsayıyor. Hatırlayacaksınız; Trivers'e göre, bencil bir çocuğun kendi payına düşenden fazlasını kopartmasının kendine getireceği bedel (yalnızca bir noktaya kadar koparmaya çalışmasının nedeni), her biri kendi genlerinin yarısını taşıyan kardeşlerini kaybetme tehlikesiydi. Ancak kardeşler, yalnızca, akrabalık derecesinin yüzde 50 olduğu özel bir durumdu. Bencil çocuğun gelecekteki çocukları, onun için kardeşlerinden ne daha az ne de daha çok "değerlidir". Bu nedenle, kaynaklardan hak ettiğinden fazla kapmanın net bedeli, aslında, yalnızca kaybedilen kardeşlerle değil, gelecekte kendi aralarındaki bencillikten dolayı kaybedilecek evlatlarla da ölçülmelidir. Alexander'ın, gençlik bencilliğinin kendi çocuklarınıza da yayılmasının ve sizin kendi uzun dönemli doğurganlığınızı azaltmasının dezavantajı üzerine yaptığı saptama çok güzel. Ancak bu, yalnızca söz konusu saptamayı denklemin bedel hanesine yazmamız gerektiği anlamına geliyor. Bir çocuk, kendi elde edeceği yarar yakın akrabalarına vereceği zararın en azından yarısı olduğu sürece, bencil olmakla kazançlı çıkacaktır. Burada, "yakın akrabaların" yalnızca kardeşleri değil, bireyin gelecekteki çocuklarını da kapsadığını biliyoruz. Bir bireyin kendi rahatına vereceği değer, kardeşlerinden birine vereceği değerin en az yarısı kadar olmalıdır: Bu Trivers'in temel varsayımı. Aynı zamanda, kendine verdiği değer, gelecekteki çocuklarından birine vereceği değerin iki katı olmalıdır. Alexander'ın "çıkar çatışmasının" ana baba tarafından bilerek konulmuş bir avantaj olduğu düşüncesi doğru değildir.

Temel genetik düşüncesine ek olarak, Alexander'ın ana baba/çocuk ilişkisindeki varlığı yadsınamaz asimetrilerden kaynaklanan daha da pratik argümanları var. Ana baba aktif ortaktır; yiyecek getirme, vs. işini yapar. Bu yüzden de söz sahibidir. Eğer çalışmamaya karar verirse, çocuğun yapabileceği pek fazla bir şey yoktur, çünkü daha küçüktür ve karşılık veremez. Ana baba, çocuğun isteklerine kulak asmaksızın, kendi istediklerini yaptırabilecek bir konumdadır. Bu yaklaşımın yanlış olmadığı açık, çünkü bu örnekteki varsayım gerçek. Ana babalar gerçekten de çocuklardan daha büyükler; daha güçlüler; daha bilgililer. Bütün iyi kartlar onlarda gibi görünüyor. Ama çocukların ellerinde de birkaç iyi koz var. Örneğin, ana baba için çocuklarının her birinin ne kadar aç olduğunu bilmek önemlidir; yiyeceği etkin bir biçimde paylaştırmak ister. Elbette yiyecek çocuklar arasında eşit olarak paylaştırılabilir, ama ideal olanı yiyeceği daha iyi kullanabilecek olana bir parça daha fazla vermektir. Her çocuğun anneye ne kadar aç olduğunu söylediği bir sistem ana baba için en iyisi ve gördüğümüz gibi de böyle bir sistem evrimleşmiş. Ama yavrular yalan söyleyebilecek bir konumdadır, çünkü, kendilerinin ne kadar aç olduğunu bilirler; anne ise yalnızca doğru söyleyip söylemediklerini tahmin edebilir. Ana babanın küçük bir yalanı saptayabilmesi hemen hemen imkânsızdır; büyük bir yalanı ise belki görebilir.

Bebeğin ne zaman mutlu olduğunu görebilmek ana babanın yararınadır ve bebeğin mutlu olduğu zaman bunu söyleyebilmesi bebek için iyi bir şeydir. Mırıldanma ve gülümseme gibi sinyallerin seçilime uğramasının nedeni, ana babaya hangi eylemlerinin çocuğa yararlı olduğunu göstermesi olabilir. Anne için, çocuğunun gülümsemesi ya da kedisinin mırıldanması bir ödüldür; tıpkı mideye indirilen yiyeceğin labirentteki fare için ödül olması gibi. Ancak, tatlı bir gülümsemenin ya da yüksek sesli bir mırıltının ödül olduğu bir kez doğrulandığı vakit, çocuk bu gülümseme ya da mırıltıyı ana babayı yönetmek ve ana baba yatırımından payına düşenden fazlasını alabilmek için kullanacak bir konuma gelir.

Demek ki, nesil savaşını kimin kazanacağı sorusunun genel bir yanıtı yok. En sonunda çocuğun istediği ve ana babanın arzuladığı ideal durumlar arasında bir uzlaşma sağlanacaktır. Bu, gugukkuşu ile üvey anası arasındaki savaşa benzemekle birlikte, o denli şiddetli olmayacaktır. Çünkü hasımların ortak bazı genetik çıkarları vardır (Yalnızca bir noktaya kadar veya belirli zamanlarda hasım olurlar). Bununla beraber, gugukkuşlarının kullandığı taktiklerin çoğu - aldatmaca ve yararlanma taktikleri -, gugukkuşundan beklenebilecek salt bencilliği göstermeseler de, ana babanın kendi çocuklarınca da kullanılabilir.

Bu bölüm ve eşler arasındaki çatışmayı tartışacağımız bir sonraki bölüm size müthiş alaycı gelebilir; hatta çocuklarına ve birbirlerine bağlı ana babaların moralini bozabilir. Bir kez daha, bilinçli güdülerden bahsetmediğimi tekrarlamalıyım. Hiç kimse çocukların, içlerindeki bencil genler yüzünden bilerek ve kasıtlı olarak ana babalarını aldattığını öne sürmüyor. Bir kez daha tekrarlamalıyım: "Bir çocuğun hiçbir yalan söyleme, hile yapma, aldatma, kullanma, ... fırsatını kaçırmaması gerekir" gibi bir şeyler söylediğimde, "gerekir" sözcüğünü özel bir biçimde kullanıyorum. Bu tür davranışın ahlaksal ya da arzulanan bir şey olduğunu savunmuyorum. Yalnızca doğal seçilimin bu tarzda hareket eden çocukların yararına işleyeceğini ve bu yüzden de yaban topluluklarına baktığımızda aileler içerisinde bencillik ve hile görebileceğimizi söylüyorum. "Çocuğun hile yapması gerekir" cümlesi, çocukları hile yapmaya yatkın kılan genlerin, gen havuzunda avantajlı olduğu anlamına gelir. Eğer buradan çıkarılması gereken insana ilişkin bir ahlak dersi varsa, o da çocuklarımıza özveriyi öğretmemiz gerektiğidir, çünkü özverinin çocuklarımızın biyolojik doğasının bir parçası olmasını bekleyemeyiz.

Richard Dawkins - Gen Bencildir







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM