Başarısız Hipotez Tanrı

Victor J. Stenger - Başarısız Hipotez Tanrı


DARWİNİZM

Charles Darwin (ö. 1882) 1827 yılında din eğitimi almak üzere Cambridge Üniversitesi'ne bağlı Christ's College'a girdiğinde kendisine yetmiş sene önce William Paley'nin kaldığı oda verildi. Paley'nin çalışmaları o dönemde müfredatta yer alıyordu ve Darwin bu çalışmalardan çok etkilendi. Paley'nin 1794'te kaleme aldığı A View of the Evidences of Christianity adlı incelemesini baştan aşağı ezbere yazabileceğini ve Natural Theology adlı eserinden "Eukleides'ten aldığı kadar zevk aldığını" söyleyecekti.

Ama Paley'ye yanıt veren ve Copernicus'un Dünya'yı evrenin merkezinden etmesinden sonra dini inanca en büyük darbeyi indiren Darwin oldu. Bu keşfi Darwin'i derinden üzdü ama aynı zamanda onu nereye götürürse götürsün ve sonuçları ne olursa olsun delillerin peşinden giden biliminsanının en büyük örneklerinden biri yaptı.

Aslında bizzat Darwin'in büyükbabasının da önemli bir taraftarı olduğu evrim fikri Darwin'den önce de ortalardaydı. Ama o zamana kadar hiç kimse işin içindeki mekanizmayı hakkıyla betimleyememişti. Darwin'in 1859 tarihli ünlü eseri Türlerin Kökeni'nde ve ondan bağımsız olarak Alfred Russel Wallace tarafından önerilen mekanizma, organizmaların hayatta kalmak için değişim geçirdikleri ve yeni özellikleri soylarından gelenlere aktardıklarını söyleyen doğal seçilimdi. Aslında Darwin, Wallace ona kendi fikirlerini yazıp onunkileri de yayınlaması için zorlayana dek buluşunu yirmi yıl boyunca kendisine saklamıştı. Darwin'in çalışması çok daha anlaşılırdı ve kazanacağı büyük takdiri fazlasıyla hak ediyordu.

Bugün doğal seçilim sürecini hücrelerin DNA'sında taşınan genetik bilgi ve bu bilginin rastlantısal mutasyonlarla nasıl değiştirildiği üzerinden anlıyoruz. Buradaki amacım evrimin yeni bir sunumunu yapmak değil. Çıkışından bu yana birçok gelişmeyle güncellenen Darwin'in teorisi bugün modern biyolojinin temelinde yer alır. Doğal seçilim yoluyla evrim, biyologlar ve bilim insanlarının çok büyük bölümü tarafından gözlemlenmiş bir olgu olarak kabul edilir ve tıp dahil modern hayat bilimlerinin her alanında kullanılır. Darwinci evrim teorisi, tüm doğal bilimlerde uygulanan aynı sıkı deneysel delil standartları uyarınca birçok kritik sınamayı geçmiş sağlamca tesis edilmiş bir teoridir.

Evrim karşıtlarının sıkça başvurduğu argümanlardan biri, onun elektromanyetizma veya termodinamik gibi "gerçek" bir bilimsel teori olmadığıdır. Bu kimseler hatalı bir şekilde evrimin sınanabilir öngörülerde bulunmadığını ve dolayısıyla yanlışlanabilir olmadığını iddia ediyorlar. Oysa evrim açık öngörülerde bulunan yanlışlanabilir bir teoridir.

Darwin'in özgül öngörülerinden biri, insanlığın tanınabilir atalarının Afrika'da bulunduğudur. Bu büyük oranda doğrulanmıştır. Evrim teorisi ayrıca, anti-viral veya anti-bakteriyel etmenlerin kullanılışının dirençli soyları ortaya çıkardığı öngörüsünde bulunmuştur. Bu ilke çağdaş tıbbın ana dayanak noktasıdır. Paleontologlar balıklardan amfibiyenlere evrim gösteren türlere ilişkin delillerin Devon jeolojik dönemine ait katmanlarda bulunacağını başarıyla öngörmüşlerdir.

Birçokları yanı sıra bu örnek, yaratılışçıların sıklıkla gündeme getirdiği "ara-formların" (herhalde ara geçiş türleri kastediliyor) var olmadığı iddiasını çürütmektedir. Paleontologlar, kara memelilerinden balinalara geçiş bulmayı yıllardır zaten bekliyordu. Geçtiğimiz on yıldaki bilimsel yayınlar ve medya bu buluşlarla doludur. Yüzlerce ara geçiş türü örneği basit bir internet aramasıyla bulunabilir.

Bu öngörülerin çoğunun başarısızlığa uğraması evrimi yanlışlardı. Ama başarısızlığa uğramadılar. Evrimi yanlışlayabilecek başka yollar da kolayca düşünülebilir. Örneğin, geçerli fosil kayıtlarının dışındaki yerlerde organizma kalıntıları bulunsaydı evrim yanlışlanmış olurdu. Trilobitler, krinoitler ve soyu tükenmiş mercanlarla ilintilendirilen Paleozoik katmanlarda memeli (at, insan veya su aygırı) kalıntıları bulunduğunu varsayalım. Böyle bir durum evrimsel sürecin var olmadığını kanıtlardı. Ama bu türden tutarsızlıklar bulamıyoruz.

Benim gözde örneğim yüz yıllık. On dokuzuncu yüzyılda yayınlanmasından kısa bir süre sonra Lord Kelvin evrim teorisine karşı çıktı; onun termodinamik hesaplamalarına göre dünyanın yaşı, doğal seçilimin çalışamayacağı kadar gençti. Darwin bunu, teorisine yönelik en önemli meydan okuma olarak gördü.

Ama o dönemlerde nükleer enerji henüz bilinmiyordu. Bu yeni enerji biçimi yirminci yüzyıl başlarında keşfedilince Kelvin ve diğer fizikçiler, güneşin merkezindeki nükleer tepkimelerin saldığı enerjinin, güneş ve diğer yıldızların milyarlarca yıl boyunca sürecek güvenilir enerji kaynakları olmalarını sağladığını fark ettiler. Aslında evrimin böyle bir enerji kaynağının varlığını öngördüğü bile söylenebilir. Kelvin nükleer enerjiyi öğrenir öğrenmez son derece zarif bir tavırla evrime itirazını geri çekti.

Bu kitapta defalarca göreceğimiz üzere, Tanrı'nın varlığına yönelik bilimsel kanıtlamaların bazıları bir zamanlar belli bir güce sahipti. Ancak yakın zamanda - geçen yüzyıl içinde - biriken bilgiler bu akıl yürütmeleri sadece elemekle kalmadı, birçoğunu da Tanrı karşıtı tezlerden yana döndürdü. Bu örnekler, bilimin Tanrı hakkında söyleyecek sözü bulunmadığı iddialarını açıkça çürütmektedir. Tanrı'nın varlığını onayabilecek, Dünya'daki yaşamın ve evrenin gözlemlenmesine dayanan pek çok senaryo hayal edilebilir; biz bu kitapta bunların birkaçına bakacağız.

İnsanın atalarının, insanlarla diğer hayvanlar (hatta bitkiler) arasındaki DNA ve anatomik bağlantıların keşfedilmesi ve tıbbi araştırmalarda hayvanların kullanılışı, insanları ayrı bir yaşam formu olarak yaratan Tanrı hipotezini yanlışlamaktadır. Fosil kayıtları, ara geçiş türlerinin varlığı ve evrimin laboratuvar ortamında gözlemlenmesi, tarihin bir noktasında farklı yaşam formları türleri yaratıp bunları o noktadan itibaren aynı bırakan bir Tanrı hipotezini yanlışlamaktadır.

Birçok inanan evrimle inançları arasında çatışma görmemektedir. Sonuçta Tanrı, istediği her şeyi yapabilir. Yaşamı evrim yoluyla yaratmayı istemişse, evrim yoluyla yaratmıştır. Ancak diğerlerinin evrimi, insan yaşamının amaçlı, ilahi yaratılışına yönelik inançlarına bir tehdit olarak görmek için sağlam nedenleri vardır. Çünkü evrim insanın, geleneksel öğretinin varsaydığı gibi, özel bir mahluk değil, bir kaza olduğu imasını taşır. Birçok kişi bu durumu kabullenilemez buluyor ve eldeki delillere rağmen evrimin yanlış olması gerektiği sonucuna varıyor.

Ancak eğer bilgide hakemlikte eski batıl inançlardan ziyade bilime güveneceksek tam tersi sonuca varmak kaçınılmazdır. Evrim, en basit ilk formlardan yaşamın gelişimi sürecindeki her bir adımda Tanrı'nın işe dahil edilmesi gerektiğini ortadan kaldırmaktadır. Öte yandan evrim yaşamın kökenini açıklamadığı için oradaki boşluk varlığını sürdürmektedir. Bu durum bazı inananların inançlarıyla evrim arasındaki tutarlılığı sürdürmesi için yetersizdir, çünkü evrim özellikle aynı anda yaratılmış değişmez yaşam formlarına dair Kutsal Kitap anlatısına kökünden ters düşmektedir. Dahası elimizde yaşamın tamamen maddi olan bir kökeni olduğu sonucuna varmamak için hiçbir neden yoktur.

Victor J. Stenger - Başarısız Hipotez Tanrı






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM