Dünyamızın Gizli Sahipleri

Giovanni Scognamillo - Dünyamızın Gizli Sahipleri


Eflatun'un payı, Yerbilim Görüşü, Tufan, Atlantis Sorunu

“….Jeoloji bilginleri, Eflatun tarafından kullanılan ... deyimi benimseyerek, bu adla (Atlantis) şimdiki Atlas Okyanusu'nun büyük bir kısmını kaplayan eski bir kıtayı söylerler. Bu kıtanın bir yandan Kuzey ve orta Amerika, öbür yandan da Avrupa ve Afrika'nın kuzeybatı kıyılarıyla sınırlanmış olduğunu ileri sürerler. Uzmanlar Grönland, Asor, Madeira, Kanarya ve Yeşilburun adalarının Atlantis kıtasının çökmesinden geri kalan toprak olduğunu belirtmektedir. Kanada ve Amerika birleşik Devletleri'nin doğu kıyıları boyunda bulunan kambriyum çökeltiler Kuzey Amerika'nın öbür bölgeleriyle benzerlik göstermezken Avrupa'nın bazı yerlerindeki türlerle özdeşleşen türlere yer verirler. Bundan çıkan sonuç, Kuzey Amerika'nın doğu ve batı bölgeleri arasında bir bağlantı olduğudur. Kambriyum bölgesindeki omurgasızların okyanus abislerini aşabilmeleri söz konusu olmayacağına ve birbirinden bu kadar ayrık ve uzak kıtalarda böylesine benzer hayvanların yaşayabilmesi tasarlanamayacağına göre, Amerika ile eski kıta arasındaki sığ sularda birtakım hayvan göçlerinin gerçekleştiğini kabul etmek gerekir. Grönland'dan başlayarak güneye doğru inen ve yapısı normal tortullaşma süreçleri ve deniz dibi hareketleriyle açıklanamayan Atlas Okyanusu dibinin derin olmayışı da yukarıdaki görüşü destekler... Deniz dibinin althava kuşağı çevresinde aşınma etkisiyle meydana gelmiş olduğu düşünülebilir. Asor adalarının kuzeyindeki bir noktada sondalama yoluyla deniz dibinden alınan kaya örnekleri, bunların magmanın açık havada sertleşmesinden olduğunu göstermiştir. Bu durum da yukarıdaki varsayımı doğrulamaktadır. Avrupa kıyılarına ve okyanusun dibine paralel olarak kuzeyden güneye giden bir hat boyunca, birçok volkanik izleri sıralamıştır. Bu izler, Atlantis'in çöküşünü doğuran dikey hareketlere bağlanabilir. Özellikle orta Amerika, Antiller, Madeira, Kanarya, Yeşilburun adalarının volkanik nitelikleri hatırlanırsa, bu bağlantı gerçeğe aykırı düşmez. Atlantis'in çöküş zamanını kestirmek güçtür. Yavaş yavaş sulara gömülerek son devresinin Üçüncü Zamandan sonra gerçekleşmiş olması mümkündür."

Büyük bir ansiklopediden aktarılan ve konunun çeşitli yönlerini açıklayıp Jeolojinin Atlantis kıtasını batık kıta olarak kabul ettiğini tanıklayan yukarıda ki bilgilere açıklayıcı olarak başka jeolojik veriler de eklenebilir:

- 1898 yılında Atlas Okyanusu’nda kablo döşeyen bir gemi 3000 m. derinlikten bazaltların kimyasal bileşimine uyan ve cam haline gelmiş lava örnekleri çıkartmıştır. Bu lava yalnız normal atmosferik basıncın etkisi altında bu hale gelebilmiştir.

- Sovyet araştırma gemisi Mikhael Lomonossov'da bulunan madencilik ve jeoloji öğretmeni Maria Klinova, Kuzey Atlas Okyanusu'nda bilinmeyen bir dağ keşfetmiştir. Bu dağın 15.000 yıl önce var olduğu, sonradan batan bir kıtanın kalıntısı olduğu sanılmaktadır.

- İslanda'dan Antartika'ya kadar uzanan ve Dorsale Atlantique (Atlantik Sırt Çizgisi) adını alan deniz dibi çizgisinde Hudson, Luar, Sen ve Ren gibi nehirlerin yer altı yatakları bulunduğu açıklanmıştır.

- Genel olarak son iki yüzyılda yürütülen deniz dibi araştırmaları, Eflatun'a hak verircesine, Atlas Okyanusu'nun dibinde dağlık bir bölgenin bulunduğu sonucuna varmışlardır. Son on yıl içinde genişletilen bu araştırmalar ayrıca kıtanın, yavaş yavaş batarken, okyanusun bir kısmını bataklığa çevirdiğini ve gerek Avrupa'da gerek Kuzey Amerika'da buz çağının sona ermesi böyle bir olayın sonucu olduğu görüşünü desteklemiştir.

- Atlas Okyanusu'nun diplerinde yapılan araştırmaların birinde, 15 santim çapında, 4 santim kalınlığında bazıları diş işaretine benzer işaretler taşıyan yuvarlak nesneler bulunmuştur. Bir yoruma göre suni olduğu sanılan bu nesnelerin, radyoaktif karbonla yapılan denemelerde 12.000 yıl önce suların üstünde bulunduğu anlaşılmıştır.
.
- Benzer araştırmalarda, deniz dibi çamuruna karışmış tatlı su yosunları bulunmuştur. Fransız Atlas Okyanusu uzmanı Rene Malaise'e göre bunlar batık ve 3000 metre derinliğinde bulunan eski bir gölden gelmektedir.

Görüldüğü gibi, jeoloji ve coğrafya da Eflatun'un sözünü ettiği noktaları desteklemektedir. "Timaeus"ta, Atlantis'in çöküşüyle ortaya çıkan ve gemicilere engeller yaratan alt tabakalardan söz edilmektedir. Çağdaş bir yorumla buttlar Asor Adaları çevresinde bulunan ve sulara gömülen kıtanın kalıntıları sayılan ufak Formigas adaları ile hala gemiciliğe kapalı olan Sargaslar denizidir.

"Kritias"ta hem soğuk hem sıcak bir nehir anlatılmaktadır: Çağdaş bir yorumla bu Gulf Stream'den başka bir şey olamaz.

Kısacası jeolojik veriler Atlas Okyanusu'nda batık bir kıtanın var olduğunu göstermektedir. Bir düşünceye göre bu kıta üç ayrı bölümden oluşmuştu: Kuzeyde Poseidon adaları; Asor ve Antil adaları; Ekvator'a kadar uzanan ve şimdiki San Paolo'nun bulunduğu yerde yükselen Ekvator takımadaları.

Atlantis'in çağ sorunu ele alındığında, jeolojinin kabul ettiği Atlantis kıtasının yavaş yavaş sulara gömülmesi Üçüncü Zaman'dan sonra yani Dördüncü Zaman'da yer aldığına göre, bu kıta için tanınan süre M.Ö. 1 milyon ile 15.000 yılları arasını kapsamaktadır.

Jeolojinin bu verileri, Atlantis sorununu araştıran ve Sais rahiplerinin Solon'a aktardıkları olayları M.Ö. 1 milyon ile M.O. 500 yılları arasına yerleştiren bazı arkeologların görüşleri karşılaştırılıp, Atlantis'in altın çağını ve çökmesinin başlangıcını 250.000/300.000 yıl öncesine bağlanırsa ortalama bir tarihe belki varılabilir. Şu var ki çok geniş tutulan bu süre, araştırmacıları Eflatun'un anlattıklarından epey uzaklara götürüyor.

Atlantis konusunda verdiği bilgiler eksik diye Eflatun oldukça suçlanmıştır. Bu yüzden, Eflatun'un zamanındaki coğrafi bilgilerin eksikliği de göz önünde tutularak, burada bir açıklama yapmak gerekecektir.

Eski Mısır kaynaklarında, onbinlerce giderek yüzbinlerce yıl önce bir uygarlık kuran, uzak bir ülkenin tarihi bulunuyor. Bu öylesine eski bir olay ki, bir yerden sonra, Solon ve onu izleyen Eflatun bunu çağdaş bir olay biçiminde yorumlamak ihtiyacını ve zorunluluğunu duyuyorlar. Aslında Eflatun'un tutarsızlığı da bundan ileri geliyor:

Eflatun Atlantis hikayesini kişisel felsefi anlayışına, siyasi düşüncelerine, milli görüşlerine uyguluyor. Uygularken de Yunan milletinin, Yunan mitolojisinin prestijini yüceltmeye bakıyor. Kaldı ki, konunun derinliğine girmeyen bir gözlemci için, Eflatun'un coğrafi verileri de oldukça karışık gibi görülebilir; üstelik karışık görüldükleri içindir ki uzun süre değişik yorumcular değişik yerleri Atlantis olarak seçmişlerdir. Fransa Kralının astronomu Silvain Bailly 1779'da Moğolistan'ı uygun görmüş, Buffon Amerika'yı tercih etmiş. Ünlü bir ansiklopedinin yazdığına göre:

"Kimi yazarlar bu kıtanın Akdeniz'de bulunduğunu, Atlas sıradağları kütlesi tarafından meydana getirilmiş olduğunu ileri sürmüşlerdir (Rutos, 1919). Ne var ki, Atlas Okyanusu adalarının hayvan ve bitki türleriyle, bir yandan Kuzey Afrika bir yandan da Amerika türleri arasındaki yakınlığı ancak Amerika ile Avrupa-Afrika arasındaki bir kara bağlantısıyla açıklanabileceği de apaçık bir gerçektir. Bu bağlantı kopunca göç imkanları da parçalanmış ve karanın yerine Sargaslar denizi meydana gelmiştir."

Bu noktayı açıkladıktan sonra yeniden çağ sorununa dönüp, M.Ö. 1 milyon - 15.000 yılları arasında Eflatun'un, Solon'un, Mısır rahiplerinin ve geleneğin Atlantis'ini yerleştirmeye çalışalım. Bu güne kadar çoğu araştırmacılar bu konuda kesin bir sonuca varamadıklarına göre deneyimiz de, kuşkusuz, bütünüyle yeterli olamayacaktır.

Solon'la Sais rahipleri arasında geçen konuşmaları nakleden "Timaeus"ta Mısırlılar, Tufan'dan söz açan Solon'a şöyle karşılık verirler:

"Ah! Solon, Solon, siz Yunanlılar çocuk gibisiniz. Yunanistan'da hiç yaşlı insan yok mu? Aklınızda eski geleneklere dayanan bir görüş, yılların kırlaştırdığı bir bilim olmadığından hep genç kalmışsınız. İnsanlar defalarca çeşitli afetler tarafından yok edilmiş ve edilecektir. Bu afetlerin en korkunçları ateş ve sudan doğmuştur, daha az korkunç olanları da binlerce başka olaydan."

Solon'un öne sürdüğü tek bir jeolojik olaya karşılık Mısır rahipleri, geleneksel, tarihsi ve ilmi kaynaklarına dayanarak, bu tür olayların çokluğunu, çeşidini belirtip Atina'nın tayfundan önce de yüce bir şehir olduğunu açıklıyorlar.

Bu konuşmalarda özellikle üzerinde durmamız gereken bir nokta var: Tayfun.

Tayfundan söz etmeyen, mitoslarında, dini inançlarında, eski geleneklerinde ona yer ayırmayan ırk, ülke yok denilebilir. İskandinavlar'da, Yunanlılar'da, Yahudiler'de, Keldanlılar'da, Hintliler'de, Kızılderililer'de (İroki, Siu), eski Mayalar'da, İnkalar'da, Malezya'da, Afrika'da tayfun genel bir konudur ve bu konu 1960'larda kesinlikle saptanan bir gerçeğe dayanmaktadır. Tayfun, daha önce sanıldığı gibi, yalnız Ortadoğu'yu, Mezopotamya'yı, Mısır'ı kaplayan bir afet olmamıştır; bundan 12.000 yıl önce, bir yoruma göre bazı çok yüksek dağlık bölgeler dışında yeryüzünün çoğunu kaplamıştır.

S. Jelgersma, V. Romanojwsky ve Andre Cailleux gibi buz uzmanlarının vardığı sonuçlara göre:

1) Dünyayı kaplayan buzlar son olarak 12.000 yıl önce çözüldü,

2) Bu çözülme çok şiddeti olup evrensel bir nitelik taşımış, bütünüyle çözülen kutup buzları yeryüzünü kasıp kavuran bir tayfun'u meydana getirmişlerdir.

Bu görüş hem Sais rahiplerini haklı çıkartıyor hem Atlantis'in batışındaki son dönemi doğruluyor. Üstelik, daha önce örneklerini vermiş olduğumuz, Kuzey Atlas Okyanusu'nda keşfedilen ve 15.000 yıl önce battığı sanılan bir kıtaya ait olduğu düşünülen dağla yine Atlas Okyanusu dibinde bulunan ve yaşları 12.000 yıl öncesine kadar hesaplanıp su üstünde olduğu anlaşılan nesneleri hatırlarsak gelenekle gerçeği bağlayabiliriz.

İlk iki noktayı özetlemek gerekirse varılacak tarafsız sonuç şu olacaktır:

1) Atlantis kıtası Atlas Okyunasu'nda yer alır.

2) Atlantis kıtası bundan yaklaşık olarak 12.000 yıl önce meydana gelen evrensel tayfun sonucunda Atlas Okyanusu'nun sularına gömülmüştür.

Bu sonuçlara ek olarak, Atlantis olayım destekleyebilecek başka olayları, bilgileri, belge ve yorumları sıralayalım.

Atlantis'in keşfini bir bakıma eski Mısırlılar'a borçlu olduğumuza göre ilk örneklerimizi de Mısır'dan alalım.

1960 yılında bir Sovyet dergisi, Atlantis konusuna yeniden değinerek, ilginç bir görüş öne sürdü. Eski geleneklere göre Mısır uygarlığı Atlantlar tarafından kurulmuş; ilk hanedanların Kralları batan kıtadan kaçanların ırkındanmış.

İkinci Hanedana ait Firavun Sent'ten kalma bir papirüs'e göre: "Firavun Sent batıya doğru bir keşif kolu göndermiştir. Amacı, 3350 yıl önce, anavatanlarının bütün bilgeliğini beraberlerinde taşıyan ilk Mısırlıların terkettiği Atlantis'in izlerini bulmaktı."

Mısır geleneklerinde adı geçen Punt Diyarı, coğrafi yeri belirtilmeyen, gemicilerin sık sık ziyaret edip baharat, değerli ağaçlar ve elektrum (altın, gümüş alaşımı) aldıkları bir ülkedir. Kimi bu ülkeyi Rodezya'da, Zimbabwe'deki kalıntılarda, kimi Atlantis'de buluyor. Punt Diyarı Mısırlılar için insanoğlunun doğduğu kutsal bir yer sayılırdı.

Mikene'de Aslanlar Kapısı'ndaki bir yazıtta, Mısırlılar'ın Atlantlı bir rahip olan Tot'un oğlundan üredikleri belirtiliyor.

Mısır'ın tarihöncesi çağlarını araştıran Etienne Drioton ve Vandier, Batı'dan gelen hocaların yüzyıllar boyunca Mısır'ı yönettikten sonra Doğu'ya göç ettiklerini savunmakta.

"Ülkelerin Başlangıcı" adlı eserinde Rawlinson: "Mısırlılar, atalarının çok eski zamanlarda Nil kıyısına yerleşen yabancılar olduğunu söylerlerdi," demektedir. Rawlinson'dan yüzyıllarca önce Herodotos da aynı görüşü savunmuştu:

"Mısırlılar, batıdan gelen ve dünyanın en eski ırkı olduklarını söyledikleri atalarıyla övünürlerdi."

Bu tür inanç ve düşünceler Sovyet görüşünü desteklemekten başka, hala bir esrar sayılan Mısır uygarlığına yeni bir boyut getirmektedir.

Atlantis'le ilgili bir belge daha vardır: 1406 yılında Kanarya Adaları'na ilk ayak basan Fransızlar açık tenli, çok uzun boylu, kendilerini tayfundan kurtulan tek ırk sayan Guans (Guanches) yerlileriyle karşılaştılar. Guanslar'ın inançlarına göre ataları ilk Atlant Kralı Uranus idi.

Kayıp ülkenin varlığı ispatlanırken uygarlığı hakkında Eflatun'un söylediklerinden başka bilgimiz yoktur. Genellemeye kaçarak buna uygarlık diyoruz, çünkü Atlantisli'lerin eski uygarlıkları etkilediği düşüncesi oldukça güçlenmiştir. Yorumcuların bir kısmı, geniş hayallerini işleterek, atomun keşfine varıncaya kadar Atlantlar'a birçok özellikler tanımışlardır. Atlantis'in yaşlılığı üzerinde durulursa, kayıp ülkenin uygarlığının sonraki uygarlıklara birçok şeyler getirmiş olabileceğini düşünebiliriz.

Bütün bunlar tahmindir. Günün birinde bu tahminler, bu görüşler doğru çıkarsa, günün birinde Atlas Okyanusu diplerinde yatan sırları açıklarsa, beklenilmeyen bir anda başka kaynaklar keşfedilirse o zaman bütün tarih bilgilerimiz yeniden gözden geçirilecek, yeni bilinmeyen bir tarih yazılacaktır.

Atlantis'i jeoloji, eski gelenekler kabul ediyor, bir çok bilim adamı destekliyor; tarih inkar ediyor. Bu yüzden kuşkulu davrananları inandırabilmek için daha başka geniş bilgiler gerekmektedir.

Giovanni Scognamillo - Dünyamızın Gizli Sahipleri






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM