Kadınların En Güzel Tarihi

Nicole Bacharan - Kadınların En Güzel Tarihi



ERKEKLER ARASI REKABET

Nicole Bacharan: Peki, erkeklerdeki bu kadınları aşağılama ve savaş zamanlarında her anlamda "işgal etme" isteği nereden geliyor? Burada kadınlar ile erkekler arasında bir rekabet mi söz konusu? Erkekler "çocuk doğurmanın sağladığı müthiş ayrıcalıktan" mahrum oldukları için öç mü alıyorlar? Yoksa bu erkekler arasında bir mücadele, düşman kampındaki erkekleri yenme ve aşağılama arzusu mu?

Françoise Heritier: Burada erkekler arasında bir rekabet söz konusudur. Aynı durum, kadınların eşitçi olmayan dağılımı için de geçerlidir. Çokeşliliğin yaygın olduğu toplumlarda bazı erkeklerin kendilerine bir eş edinmeden önce uzun süre beklemesi gerekir, çünkü daha güçlü, daha zengin olan diğer erkekler birden fazla eş alma ayrıcalığına sahiptir. Ancak iş bu kadarla da kalmaz. Erkeklerin cinselliği, diğer erkekler tarafından kendileri açısından tehditkar ve zararlı görülür; buna telegoni düşüncesiyle ilgili inanışları da eklemek gerekir. Bu nedenle, tecavüz sonucu gebe bırakılan kadınlar, içinde yaşadıkları topluluk tarafından dışlanırlar. Artık onları kimse istemez. Diğer erkeklerin cinselliğinin erkekler için yarattığı tehlike, kendini cinayet ve kadını "yalnızca kendine" saklama arzusuyla da kendini gösterebilecek kadar ileri gidebilir.

Nicole Bacharan: Burada erkeklerin erkek cinselliğinden iğrenmesi, korkması mı söz konusu? "Bir başka erkek karımın, kızımın, kız kardeşimin ırzına geçerse", o artık lekelenmiş bir kadın olur, uzaklaştırılması ve hatta öldürülmesi gerekir diye mi düşünülüyor?

Françoise Heritier: Bu durumda erkek de en az kadın kadar lekelenmiştir; hem lekelenmiştir, hem de kadın aracılığıyla tehdit altında kalmıştır. Bunu antropolojik olarak analiz edebilirim; bu durum bizim zihniyetimize ilk başta yabancı gibi görünse de, aslında bize pek de uzak sayılmaz. Eski toplumlarda bir kadının kocasından başka bir de sevgilisi varsa, koca yalnızca lekelenmekle kalmaz, aynı zamanda tehlike altında da kalır. Burada vajina içinde iki gücün karşılaşması söz konusudur. Bu iki güç eşit olarak tanımlanmaz, çünkü erkeklerden biri rakibinin varlığından haberdar değildir. Aldatılan bir koca aldatıldığını bilmez ve bir başka erkek karısının vücuduna kocanın koyduğuyla aynı olan bir madde koyar. Bazı Afrika topluluklarında, bu iki maddenin karşılaşması çok tehlikeli bulunur: Erkeklerden daha zayıf olanın bu nedenle öleceği düşünülür.

Nicole Bacharan: Nasıl?

Françoise Heritier: Çünkü kendi sıvısı artık normal olarak akamayacaktır. Ya üreme organlarına geri kaçacaktır (çok değişik hastalıkların, örneğin testisleri tutan fil hastalığının bu nedenle ortaya çıktığına inanılır) ya da kan dolaşımına geçecek ve kan tükürmeye neden olacaktır. Bazı verem olguları, doğrudan doğruya eşin sadakatsizliğine bağlanır: Eşin vajinasında erkeği hasta eden bir madde bulunmaktadır. Burada iki güç, iki erkek arasında bir çarpışma söz konusudur. Zayıf olan, ilişkiden haberdar olmayan taraftır. Sevgili, hatta tecavüzcü, bilen kişidir. Eş ise zayıf konumdadır.

Nicole Bacharan: Zinanın tehlikeleriyle ilgili bu arkaik düşünceler günümüzde nasıl kendini gösteriyor?

Françoise Heritier: Bazı erkeklerin tecavüz sonrasında eşleriyle cinsel ilişkiye girmekten tiksinmelerinde mesela. Kadın ne kadar masum olursa olsun, artık tehlikeli hale gelmiştir. Bazı toplumlarda, koca karısını reddedebilir, boşayabilir, hatta öldürebilir.

Nicole Bacharan: Buna, uzun yıllar kabul gören "erkeğin karısının sevgilisini öldürme hakkına sahip olduğu" düşüncesi de eşlik ediyor mu?

Françoise Heritier: Evet, ikisinden birinin ölmesi gerekir. Koca kendi bölgesini, "namusunu" korumakta ve böylelikle kendini korumaktadır. Sevgiliyi öldürürse rekabet ortadan kalkar. Hatta "yüz karasını kanla temizlediği" bile söylenir. Bu şaşırtıcı bir ifadedir aslında, çünkü kan temizlemez, aksine lekeler! Ancak burada unutulmaması gereken bir başka nokta var ki o da eskiden spermin kan olduğuna inanılmasıdır. Erkek "kanla yıkayarak", kendi sperminin başka birinin spermiyle karşılaşmasından doğan tehlikeyi ortadan kaldırır. Rakibin spermini vücudundan (ve dolayısıyla karısının vücudundan) akmaya mecbur eder.

Nicole Bacharan: Çok beylik bir saptamayı hatırlatıyor: İki aygır aynı çayıra salınmaz veya iki boğa aynı ahıra konmaz! Erkeklerin davranışı hayvanlarınkine bu kadar yakın olduğuna göre, belirli bir kadın doğası yoktur ama - bir dereceye kadar - bir erkek doğası vardır diyebilir miyiz?

Françoise Heritier: Materyalist söylemi reddetmiyorum, testosteronun varlığını yadsıyamayız! Diğer taraftan, iki boğayı aynı ahırda gördüm ben; eğer hayvanlar birbirine alışkınsa ve ortalıkta bir dişi yoksa bu mümkün olabilir. Ancak bir dişi varsa düşmanlık kaçınılmaz olur. Ayrıca hormonların etkisi hiçbir şeyin kontrol edilemeyeceği anlamına gelmez. Özellikle de insanlar hayvan olmadıkları için bu böyledir. Kültür ve mantık, insanın kendini, güdülerini kontrol etmesini de içerir. Erkekler kızışma döneminde bağırıp boynuzlarını tokuşturan geyiklere benzemezler.

Nicole Bacharan - Kadınların En Güzel Tarihi





Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM