Mozart Zehirlendi mi?

Paul Aron - Tarihin Büyük Sırları


Mozart Zehirlendi mi?

Constanze Mozart, kocasının ölümünden hemen sonra, Mozart'ın 1791 Aralık ayında ölümün eşiğindeyken bestelediği ölülere Ağıt, Requiem hakkında çarpıcı bir öykü anlattı.

Constanze, yılın başlarında gizemli bir habercinin Mozart'ın Viyana'daki apartmanına geldiğini hatırlıyordu. Adam, Mozart'ın cömert bir ödeme karşılığında, Requiem'i besteleyip bestelemeyeceğini öğrenmek istemişti. En son operası, Don Giovanni fiyaskoyla sonuçlanan ve bu yüzden büyük nakit sıkıntısı çeken besteci, teklifi hemen kabul etti. Haberci paranın yarısını ödedi ve sadece Mozart'ı parçayı kimin sipariş ettiğini araştırmaya çalışmaması için uyaracak kadar kaldıktan sonra hemen ayrıldı.

Mozart, Requiem üzerinde gece gündüz çalıştı. Besteye kendini tamamen kaptırdı, defalarca bayıldı ama besteyi hiç bırakmadı. Constanze, kocasının ruh halini 1798'de Mozart hakkındaki anekdotları bir derleme halinde yayınlamış olan Friedrich Rochlitz'e anlattı. Rochlitz, "Her zaman sessizce oturuyor ve düşüncelere dalıyordu" diye yazmıştı. "En sonunda artık reddedecek durumda değildi, bu eseri kendi cenazesi için bestelediğinden kesinlikle emindi."

Mozart'ın ilk yaşamöyküsü yazarlarından biri, Constanze'ın sırdaşlarından Franz Niemetschek'ti. 1798 yılındaki bir çalışmasında o da öyküyü bu şekilde anlatmıştı. Mozart ölümden söz etmeye başlamış ve.Requiem'i kendisi için bestelediğini söylemişti. Bu hassas adamın gözlerinden yaşlar boşanıyordu. 'Kesinlikle hissediyorum ki' diyordu, "son günlerimi yaşıyorum, zehirlendiğimden eminim."

Mozart Requiem'i hiçbir zaman bitirmediği halde, parça bu şekliyle bile bir başyapıt olarak görüldü. Kuşkusuz, Constanze'ın anlattıkları eser ve bestecisi ile ilgili bir sansasyon yarattı: İşte karşımızda, bir yandan yaratıcılığının doruklarına yükselirken, bir yandan ne kendisinin ne de başkalarının anlam verebildiği güçleri tarafından kaçınılmaz bir sona sürüklenen Mozart! Mozart sadece otuz beş yaşındaydı ama parlak yaşamına daha uygun başka bir son olabilir miydi?

Bu, çok ilginç ve çarpıcı bir öyküydü. Hiç kuşku yok ki, Constanze'dan kaynaklanmıştı. 1828'de benzer bir değerlendirmeyi yayınlayan Vincent ve Mary Novello gibi, Rochlitz ve Niemetschek de öyküyü Constanze'dan duyduklarını söylüyorlardı. Ama şu soruları soramadan edemiyor insan: Requiem'i sipariş eden gizemli yabancı kimdi? Ayrıca, eğer doğruysa, Mozart'ı kim zehirlemişti?

Mozart'ın öldürüldüğü söylentileri ölümünden hemen sonra, hatta Rochlitz ve Niemetschek'in 1798'daki değerlendirmelerinden de önce çıkarılmıştı. 1791'in yılbaşı arifesinde, bir Berlin gazetesi, Mozart'ın "ölümünden sonra cesedinin şişmiş olması, zehirlendiği yolunda kuşkular doğurdu" diye yazmıştı. Kuşkular en başta Mozart'ın öğrencilerinden birinin kocası, Franz Hofdemel üzerinde toplanmıştı. Hofdemel'in Mozart'ın cenazesinin kaldırıldığı gün karısına saldırıp intihar etmesi, karısının besteciden çocuk beklediği gibi spekülasyonlara yol açmıştı. Oysa, Hofdemel'i Mozart'ın ölümüyle ilişkilendiren tek bir gerçek kanıt yoktu.

1820'lerde, Avusturyalı eski bir saray bestecisi, Antonio Salieri'nin adı da daha inandırıcı bir biçimde şüpheliler listesine eklendi. Salieri adına, konuklarının sağır besteci ile iletişim kurmak için kullandığı Beethoven'in "sohbet defterleri"nin birçok sayfasında rastlandı. Hem Beethoven'in oğlu Kari hem de bir başka ziyaretçi, Anton Schindler, Salieri'nin Mozart'ı zehirlediğini itiraf ettiğini defterlere yazmıştı. Bazıları da onun bu itirafının tüm Viyana'ya yayıldığını kaydetmişlerdi.

Salieri'yi harekete geçiren şey neydi?

Kıskançlık. Hakkında kurulan dedikodu kumpasına bakılırsa, Salieri Mozart'ın dehasını kabul ediyor ve bu yüzden ondan nefret ediyordu. Salieri her zaman saray efendisi ve nazik bir insanken, özellikle Mozart'ın genelde kaba ve kibirli olmasına rağmen, Viyana sarayının baş bestecisi olarak hep kendi önüne geçmesini çekemiyordu. En azından, zekice düşünülmüş edebi bir tema olarak, son derece ilgi çekici bir fikirdi bu. 1830 yılındaki bir oyunda, tiyatroya uyarlamak için bu temayı ilk işleyen kişi Alexander Puşkin'di. En son olarak, Peter Shaffer'in daha sonra filme de alınan 1980 Broadway hiti, Amedeus, Salieri'yi gene parlak ama görgüsüz bir Mozart görüntüsüne katlanamayan, vasat ama çok ciddi bir müzisyen olarak sunuyordu. Shaffer, Salieri'yi Mozart'ı zehirleyen kişi olarak göstermekten uzak durmuştu. Buna karşılık, saray bestecisi kurbanını sefil ve umutsuz bir duruma iten çeşitli entrikalarıyla sadece onun ölümünü hızlandırmıştı.

Salieri'nin katil ya da dalavereci olarak gösterilmesinin sorunu, Hofdemel'inkiyle aynıydı: Kanıt yoktu. Beethoven'in sohbet defterlerinde geçen sözde itiraf, başka hiçbir yerde geçmemişti. Aslında Beethoven'in öğrencilerinden, piyanist Igna Moscheles'in günlüğüne göre, Salieri Mozart'ı zehirlediğini açıkça reddetmişti. Gerçekten de, Moscheles, bunun üzerine Salieri'nin "onu entrikalarıyla moral olarak çökerttiğini ve bu şekilde yaşamının birçok anına zehir saçtığını" söyleyerek devam etmişti. Ama birkaç benzer dedikodu kaynağından başka, Salieri'nin bırakalım Mozart'ı öldürmeyi, ondan nefret ettiğine dair hiçbir gerçek kanıt yoktur.

Karşımıza bu kez kuşkulu olarak çıkan tek bir kişi değil, bir örgüt vardı: Farmasonlar.Üye olmayanlara büyücülükmüş gibi gelen her çeşit gizli törenleriyle gizli bir dernek olmaları, Masonları rahatlıkla kötü kuşkular için uygun bir aday haline getiriyordu. Mozart, 1784'de küçük bir Viyana Mason locasına katılmıştı. Aktif bir üyeydi, son tamamladığı eseri Sihirli Flüt dahil, Masonik temaları olan birçok eser bestelemişti.

Bilim insanları Sihirli Flüt'ün masonik imalarını ancak 19. yüzyılın ortasında ortaya çıkarmıştı. Örneğin, Mason törenlerinde büyük anlam taşıyan 18 rakamı, Mozart'ın operasında da önemli bir yere sahipti. II. Sahnenin başında, on sekiz papaz ve on sekiz sandalye vardır ve koronun söylediği şarkının ilk bölümü on sekiz ölçülüktür. Ayrıca bu sahneye orkestranın girişinde on sekiz nota grubu yer alır.

1791'de librettonun (metnin) ilk basımı, Mozart ve librettisti (metin yazan), Emanuel Shikaneder'ın (o da Mason locasındandır) operayı, en azından kısmen bir Masonik alegori olarak yorumladığına ilişkin daha açık kanıtlar sunar. Librettonun kapağında beş köşeli yıldız, bir kare ve mala ve bir kum saati yer alır bunların hepsi de Masonların simgeleridir.

Masonların Mozart'ı zehirlediğini ilk kez 1861'de G. F. Daumer öne sürmüş, Mozart'ın Sihirli Flüt'te bazı sırlarını açığa vurmasının. Mason dostlarıyla arasını açtığını söylemişti. Böylece, Daumer, Masonların ya da daha doğrusu, Masonların dar bir çevresinin intikam aldığını ima ediyordu. Bu teori birçok 19. ve 20. yüzyıl yazarı tarafından kullanılmıştı.

Ne var ki, Hofdemel ve Saliari teorileri gibi, Masonların komplo teorilerine de hiçbir kanıt gösterilemez. Hepsi olmasa da, çoğu bilim insanının, Sihirli Flüt'te Masonik öğeler bulunduğunu kabul ettikleri doğru ama Masonların opera ve bestecisiyle ilişkilerinden rahatsız olduklarına inanmamız için hiçbir neden yoktu. Gerçekten de, Mozart'ın ölümünden sonra, bağlı bulunduğu loca, bir anma töreni gerçekleştirmiş ve bestecinin anısına yapılan veda konuşmasını bastırıp dağıtmıştı. Aynı zamanda, komplo teorisyenleri, Masonların neden librettisti olarak operanın alegorik öğelerinden eşit derecede sorumlu olan Shikaneder'i değil de, Mozart'ı öldürdüklerini hiçbir zaman açıklayamamışlardı.

Komplo teorisi, kendilerine özgü bir kapalılığa sahip olmalarına rağmen Viyana'nın en saygın yurttaşlarını da içlerine alan Masonlara haksız bir yakıştırmadır. Gerçekten de, localar şehrin entelektüel seçkinlerinin büyük bölümünün toplandığı yerlerdi. Aynı şekilde, Amerika'da Masonlar üyeleri arasında George Washington, Benjamin Franklin ve Thomas Jefferson'ı sayıyorlardı. Fransa'da ise önde gelen cumhuriyetçilerin çoğu bu localara katılmıştı.

Ne var ki, birçok Masonun cumhuriyetçi eğilimi, Avusturya İmparatoru II. Leopold'ı işkillendirmişti. Leopold Avrupa'daki devrimleri büyük bir kaygı ile izliyor ve buna ülkedeki Masonları ezerek yanıt veriyordu. Çok sayıda Mason locasını kapatmış ve geri kalanları da polisin sıkı denetimi altına almıştı. Bazı tarihçiler, Mozart ve Shikaneder'in bir Masonik opera besteleme kararma bu baskıların yol açmış olabileceğini varsaydılar. Sihirli Flüt'ün halkı ve muhafazakar hükümeti, Masonların korkulacak bir yanı olmadığına ikna edebileceğini sanıyorlardı.

Eğer böyleyse, boşuna umutlanmışlardı. 1790'ların ortasında Leopold Masonları tamamen yasakladı. Üye sayılan ve etkileri azalmıştı. Ama Mozart'a dönersek, ölünceye kadar sadık bir mason olarak kaldı. Ayrıca Mason dostlarının da ona aynı şekilde sadık kaldığına inanmamız için her türlü neden var.

Eğer Mozart zehirlendiyse, asıl suçlular, kasıtlı olmasalar bile, doktorları arasında aranmalı.
Constanze doktorların ondan en az bir kez "kan aldığı"nı söylemişti. Bu tedavi yöntemi 18. yüzyıl sonlarında çok yaygın olduğu için, başka örnekler de olabilir. Birçok tıp tarihçisinin inandığı gibi, özellikle böbrek hastalığı söz konusuysa, gitgide zayıf düşen Mozart'ın ölümüne pekala bu tedavi yöntemi yol açmış olabilir.

Kan alına dışında, tıp tarihçilerinin söyleyebileceği fazla bir şey yoktu. Mozart'ın ölüm belgesinde ölüm nedeni "yüksek askeri ateş!" ["heated military fever"] olarak açıklanıyordu. Bu, günümüz doktorlarına hiçbir şey ifade etmeyen bir teşhisti. Constanze dahil, Mozart'ın ziyaretçileri hastalık belirtilerini o kadar farklı ve o kadar belirsiz bir biçimde açıklamışlardı ki, bunlara bakılacak olursa, bestecinin endocarditis bakteryel, Henoch Schnlein sendromu, lösemi, stafilakok bronşalpnömani ve beyin kanamasından öldüğü söylenebilirdi.

1991'de, Mozart'ın ölümünün 200. yıldönümünde toplanan bir tıp sempozyumunda, ölüm nedeni için en baş sıraya iki aday yerleştirilmişti: Böbrek yetmezliği ve römatik ateş. Ama, hiçbirinin bestecinin zehirlendiğine inanmaması dışında, uzmanlar arasında açık bir uzlaşma yoktu.

Öte yandan, Mozart'ın kendi inancı söz konusu olduğunda, ölümüne neden olan hastalıkların herhangi birinin getirdiği delirium ya da depresyondan kaynaklanmış olabilir. Kuşkusuz, Requiem'i ısmarlamış olan gizemli habercinin ziyareti, bestecinin zihnini ölüme, özellikle kendi ölümüne kilitlemesine yol açmış olabilir. Güçsüz düşen bestecinin gizemli haberciyi Azrail'e benzettiği kolayca düşünülebilir. Gerçekten de, Shaffer, Mozart'ın ölüme taktığını bilen Salieri'nin, rakibini uçurumun kıyısına itmek için kendisini haberci kılığına sokmuş olduğunu öne sürmüştür.

En sonunda, Mozart'ın ölümünden 173 yıl sonra açığa çıkarılan habercinin sırrı daha az can sıkıcı olmakla birlikte, hiç de daha az acayip değildi. 1964'de, Otto Deutsch, Viyana'nın yaklaşık kırk beş kilometre güneyindeki bir kasaba olan Wiener Neusatdt'ta bulunan bir belgeyi yayınladı. "1791 'deki Başlangıcından 1839'a Bugünkü Döneme Kadar, W. A. Mozart'ın Requiem'inin Gerçek ve Ayrıntılı Öyküsü" başlıklı belge, bölgenin büyük toprak sahiplerinden, Kont von Walsegg tarafından işe alınan bir müzikçi, Anton Herzog tarafından yazılmıştı.

Herzog, kontun gelecek vaat eden bestecilerin eserlerini satın alıp, bunları kendisininmiş gibi yutturmaktan hoşlanan ateşli bir müziksever olduğunu söylemişti. 1791 Şubatında, kontun genç karısı öldü ve özellikle bir Requiem şaheseri ile onun anısını ölümsüzleştirmek istedi. Bu yüzden her zamanki gibi cömert teklifiyle ve eseri kimin ısmarladığını araştırmasın diye aynı uyarısıyla birlikte uşağını Mozart'a gönderdi.

Herzog ve müzisyen arkadaşları patronlarının nabzına göre şerbet veriyorlardı. "Kontun [ısmarlamış olduğu diğer parçalarda da] yaptığı gibi, bizi şaşırtmak istemesine hepimiz iyice alışmıştık" diye anımsıyordu. "Yanındayken, her zaman bunun kendi kompozisyonu olduğunu söyler, bu sırada gülümserdi."

Dolayısıyla, Mozart'ın son başyapıtının, bir ölüm meleği için değil, garip bir eser hırsızı için bestelendiği ortaya çıkmıştır. Hiç de aptal biri olmayan Constanze Mozart'ın kompozisyonlarının hızla artan değerini hesaba katmazsak ölen kocasının hızla büyüyen ününe katkıda bulunması umuduyla meçhul haberci öyküsünü yaymış olabilir. Eğer böyleyse, rüyasında bile göremeyeceği kadar başarılı olmuştu çünkü Requiem Mozart'ın başyapıtları arasında görülmeye başlanmıştı. Ve sonuçta nasıl bestelendiğinden bağımsız olarak, böyle kalmaya da devam ediyor.

Paul Aron - Tarihin Büyük Sırları







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM