ŞERİATÇIYLA MÜCADELE EL KİTABI

İlhan Arsel - Şeriatçıyla Mücadele El Kitabı


Şeriatçılar, İslamın İkna ve Sevgi Yoluyla Yerleşmiş Bir Din Olduğunu Söylerler; Yalandır! İslam Şeriatı, Korku, Dehşet ve Ölüm Saçarak Kılıç Yoluyla Yerleşmiş Bir Dindir.

İslamcılar, İslamın kaba kuvvetle, kılıç yoluyla değil, ikna yoluyla, fikir ve sevgi yoluyla yerleşmiş bir din olduğunu söylerler. Yalandır; çünkü İslam, Muhammed'le birlikte ve o tarihten bu yana, esas itibariyle korku, dehşet ve ölüm saçıcı usullerle insanlara kabul ettirilmiş bir dindir. Muhammed, bizzat kendisi, Medine'de bulunduğu son 10 ya da 13 yıllık yaşamı boyunca, İslami yayacağım diye 29 savaş yapmış, 45 çete yollamış ve bu savaşlara elinde kılıç bizzat katılmıştır. Her ne kadar şeriatçılar bu savaşları "saldırı" amacına değil, fakat "savunma" amacına dayalı olduğunu söylerlerse de yine yalandır. Çünkü bunların hepsi, İslami kabul etmeyenlere (müşriklere ve "kitab ehli" diye bilinen Yahudilere ve Hıristiyanlara) karşı saldırı amacıyla girişilmiş savaşlardır. Medine döneminde, "müşriklere” (putatapanlara) Müslüman olmaları için iki ay süre vermiş ve Kur'an’a, "Müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz...” (Tevbe Suresi, ayet5) şeklinde ayetler koymuştur. Yahudilere ve Hıristiyanlara karşı saldırılar tertipleyerek onları İslami kabul ya da "cizye” (kafa parası) vermek gibi olumsuz iki tercih karşısında bırakmıştır (Tevbe Suresi, ayet 29). Bu saldırılar sayesinde hem bir yandan bol miktarda ganimetler, esirler edinmiş ve böylece zenginleşmiş ve hem de İslamın yayılmasını sağlamıştır. İslamdan başka bir din ve inanca yönelik olanlara karşı hoşgörüsüzlüğü o kerteyi bulmuştur ki, Kur'an'a, "Müslüman olmayanları dost edinmeyin...” şeklinde ayetler koymuş (örneğin Mâide Suresi, ayet 51) ve farklı din ve inançta olanların ellerini bile sıkmamıştır. Diğer Müslümanların da kendisi gibi yapmalarını istemiştir.

Ölüm döşeğinde, "Arap ceziresinde iki din bir arada olmayacak" diyerek İslam dünyasına hoşgörüsüzlük duygusunu miras bırakmıştır. Onun bu vasiyetini yerine getirmek için 1400 yıl boyunca İslam devletlerinin amacı "cihad" olmuştur. "Müşrik" bildikleri halkları kılıçla Müslüman yapmışlardır; örneğin Orta Asya’daki yüz binlerce Türk'ün kafaları kesilmiştir. Kitaplılardan (yani Yahudilerden ve Hıristiyanlardan) İslama girmeyenleri "cizye" (yani "kafa parası") vermeye zorlayıp ikinci sınıf insan durumunda tutmuşlardır. Şimdi durum buyken, İslam şeriatının hoşgörü dini olduğunu ya da başka dinlere saygılı olduğunu ya da zorlamaya başvurmadığını söylemek mümkün olur mu? Pek muhtemeldir ki, bu soruya karşı İslamcılar, hoşgörü kılığındaki bazı buyrukları öne süreceklerdir, ki bunlar arasında, "Ey Muhammed! Sen öğüt ver. Esasen sen sadece öğüt vericisindir. Sen onlara zor kullanacak değilsin" (Gaşiye Suresi, ayet 21-22) ya da "Benim dinim bana, senin dinin sana..." ya da "Dinde zorlama olmaz" (Bakara Suresi, ayet 256) gibi örnekler bulunmakta. Hemen belirteyim ki, bu tür buyrukların hoşgörüyle ilgisi yoktur. Bunlar, Muhammed'in henüz güçlü bulunmadığı dönemde (örneğin Mekke döneminde) ortaya koyduğu şeylerdir. Medine’ye geçip de güçlenmeye başlayınca ölüm ve dehşet saçan bir siyaset izlemiştir [bu konuda benim Kuran'ın Eleştirisi ve ayrıca İslama Göre Diğer Dinler ve Kurandaki Kitaplılar adlı kitaplarıma bakınız].

İlhan Arsel - Şeriatçıyla Mücadele El Kitabı







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM