ŞERİATÇIYLA MÜCADELE EL KİTABI

İlhan Arsel - Şeriatçıyla Mücadele El Kitabı


İÇİNDEKİLER

ÖNSÖZ

ŞERİATÇIYA CEVAP

İslamcılar, İslamın "Hoşgörü" Dini Olduğunu, Zorlamaya Başvurmayıp İkna Yoluyla İş Gördüğünü Söylerler: Yalandır

1) Müşriklik
İslamcılar, Muhammed’in Müşrikleri Kılıçtan Geçirmesini Haklı Bulurlar, Çünkü Güya "Müşrik"ler "Kötü"dürler ve Bu Nedenle Öldürülmeleri Gerekir!
2) Mürtedlik (İrtidat / Dinden, İslamdan Çıkmak)
3) Münafıklık
4) "Kitaplılar"dan Olmak

Şeriatçılar, İslam’ın İkna ve Sevgi Yoluyla Yerleşmiş Bir Din Olduğunu Söylerler; Yalandır! İslam Şeriatı, Korku, Dehşet ve Ölüm Saçarak Kılıç Yoluyla Yerleşmiş Bir Dindir" Dinde Zorlama Olmaz" Kandırması

I) "Dinde Zorlama Olmaz" Şeklindeki Buyruk, "Hoşgörü" ya da "Vicdan Özgürlüğü" ile ilgili Olmayıp Dinsel Zorunlukları Kolaylaştırmak Amacına Yöneliktir

II) "Islamda Zorlama Yoktur" iddiasına Sarılanlar, Aklı Şaşırtıcı Bir Mantığa Saplıdırlar Şeriatçılar, Muhammed'in Zorlayıcı Olarak Değil Uyarıcı (Tebliğ Edici) Olarak İş Gördüğünü Söylerler: Yalandır

Türklerin Kılıçla Müslümanlaştırılmaları da Muhammed'in Getirdiği Cihad Buyrukları Yoluyla Olmuştur

Şeriatçılar "İslamda Zulüm Yoktur" Derler. Yalan ve Kandırmadır!

İslamın İlim Öğrenimine Önem Verdiği ve Batı Dünyasının İslam Sayesinde İlme Kavuştuğu İddiasındaki Yalanlar

İslam Şeriatının Ana-Babaya Karşı Saygı ve Sevgi Yarattığı ve Her Türlü İsyankâr Davranışı (Hatta Örneğin "Öf' Demeyi Bile) Yasakladığı İddialarındaki Yalanlar ve Yanlışlar Muhammed, Kendi Anası İçin Mağfiret Dilememiş ve Gerekçe Olarak, "Tanrı Bana Bu İzni Vermedi” Demeyi Yeğlemiştir

Muhammed, Kendi Anasını Erdemlik Örneği Olarak Görmemiş ve Erdemli Bildiği Kadınlar Arasında Zikretmemiştir

İslam ve Ahlak

"İslamda Terörizme Yer Yoktur" Kandırması

Şeriatçının "Reformculuğu" ve "Atatürkçülüğü" Konusunda

YAŞAMÖYKÜSÜ


ÖNSÖZ

Yıllar önce, üniversitedeki hocalığım sırasında bir gün, öğrencilerden bir grup genç odama gelerek, kendi sınıflarında bulunan şeriat yanlısı bazı arkadaşlarından dert yandılar:

"Hocam!” dediler, "Hiçbir konu yok ki, şeriatçı arkadaşlarımız tartışma sorunu yapıp şeriat temeline oturtmasınlar ve bizleri yanıt veremez durumda bırakmasınlar. Biliyoruz ya da hiç değilse hissediyoruz ki, söyledikleri şeyler yalandır; safsatadır; akla ve mantığa sığmaz şeylerdir; ne var ki tartışıp onlara karşılık veremiyoruz; çünkü şeriatın içeriğinden habersiziz. Örneğin bize İslam’ın hoşgörü dini olduğunu, başka din ve inançlara saygılı olduğunu söylüyorlar; 'İslam’da zorlama yoktur; din adına ölüm fetvası verilmez' diyorlar: Oysa biliyor ve görüyoruz ki, İslam adına cinayetler işleniyor; İslam’ı eleştirdi diye ya da İslam’dan çıktı diye insanlar öldürülüyor: Fakat şeriat verilerinin ne olduğunu bilmediğimiz için onların iddialarını çürütemiyoruz.”

”Yine bunun gibi bizlere, İslam şeriatının kadın haklarına saygılı olduğunu, kadını yücelttiğini söylüyorlar ve örnek olarak, 'Kadınların ayakları altından cennetler geçer' şeklinde (ya da buna benzer pek çok) buyruklar olduğunu öne sürüyorlar Oysa biliyoruz ki, istisnasız bütün İslam ülkelerinde kadın yüceltilmiş değil fakat küçültülmüştür, sömürülmüştür, zavallı yaratık durumuna indirilmiştir; fakat şeriatın içeriğinden habersiz bırakıldığımız için bunun dinsel nedenlerini onların yüzüne vurup, savunmamızı yapamıyoruz.”

"Yine bunun gibi bize İslam’ın ana-baba ve çocuklar arasında sevgi bağları yarattığını söylüyorlar ve örneğin İslam ana babaya sevgi ve saygıyı ve iyi davranmayı salık vermiştir' şeklinde buyruklar olduğunu ekliyorlar. Oysa biliyoruz ki, nice kişiler, İslam’dan başka bir din ve inanca bağlıdır diye ana ve babalarına ya da çocuklarına karşı ne sevgi ve ne de saygı beslemektedirler.”

"Yine bunun gibi İslam şeriatının batıl denen şeylere karşı olduğunu, hurafelere savaş açtığını söylüyorlar. Fakat biliyor ve hissediyoruz ki, söyledikleri yalandır; fakat yalan olduğunu ortaya çıkaracak bilgiden yoksunuz vb.”

Öğrencilerimin bu tür konuşmaları hâlâ hafızamdadır. Aradan yıllar geçtikçe ve incelemelerim sayesinde İslam şeriatının nasıl bir felaket kaynağı olduğunu her gün biraz daha fark ettikçe anladım ki, şeriatın içeriğinden habersizlik bu milletin başını yemiştir ve daha da yiyecektir. Ve düşündüm ki, eğer bu gençler bilmiş olsalardı ki Kur'an'da, "İslam’dan başka dinlere rağbet edenler sapıktırlar" ya da "müşrikleri nerede görürseniz öldürün" ya da "Ey inananlar! Babalarınız, kardeşlerinizi - eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa- dost edinmeyin" gibi ve daha bunlara benzer nice ayetler ve bu ayetler doğrultusunda buyruklar (hadisler vs...) vardır ve Muhammed bu tür hükümlere dayanarak "kâfirlere'’ savaş açmış, ganimetler/esirler almış, kılıç yoluyla insanları İslama sokmuştur, işte o zaman, ellerindeki bu malzeme ve bilgiyle şeriatçıların hakkından gelebilirler ve onların, "İslam hoşgörü dinidir; İslamda zorlama yoktur" şeklindeki yalanlarını ortaya çıkarabilirlerdi.

Yine düşündüm ki, eğer bu gençler, İslamı terk etmenin (irtidatın) ölüm cezasını gerektiren bir şey olduğuna dair Kuran ayetlerini ve Muhammed’in ,"Her kim dinini (ki Müslümanlıktır) değiştirirse onu hemen öldürün" şeklindeki emirlerini ve bu hükümlerin 1400 yıl boyunca uygulanışını bilselerdi, şeriatçıların, "Din adına ölüm fetvası verilmez” şeklindeki yalanlarını sergileyebilir ve karşılarındakileri kolaylıkla susturabilirlerdi.

Yine düşündüm ki, eğer bu gençler, İslam şeriatının buyrukları arasında, "Kadınlar aklen ve dinen dûn yaratıklardır" ya da "(Sutresiz) namaz kılanın önünden köpek, eşek, domuz ve kadın geçerse namaz katledilmiş (bozulmuş) olur” ya da "Cehennemlerin çoğunluğunu kadınlar oluşturur" ya da "İki kadının tanıklığı bir erkeğin tanıklığına bedeldir" şeklinde olanları (ve daha bunlara benzer niceleri) bulunduğundan haberleri olsaydı, şeriatçının "İslam kadınları yüceltir" ya da "İslama göre cennet kadınların ayakları altından geçer" şeklindeki (ve daha nice benzeri) yalanlarını suratına vurup onu susturmakta güçlük çekmezlerdi.

Yine düşündüm ki, eğer bu gençler, İslam şeriatının batıla karşı olmak şöyle dursun, batıl inanışlara yer verdiğini, örneğin Kur an 'da batılı destekler ayetler bulunduğunu ve Muhammed’in günlük yaşamının her yönünün batıl inançlarla oluştuğunu bilselerdi, şeriatçının yalanlarım çürütebilir ve örneğin, "Hak (İslam) geldi, batılsa yıkılıp gitti” ya da "İslam batıla inanmayı yasaklar" şeklindeki konuşmalarının geçersizliğini kolaylıkla sergileyebilirlerdi.

Yine düşündüm ki, eğer bu gençler, köleliğin îslama göre Tanrısal bir kuruluş olarak benimsendiğini ve Muhammed'in dahi köleler edindiğini, köleleri hizmetinde kullandığını, köle alıp köle sattığını, ona buna köle hediye ettiğini bilmiş olsalardı, şeriatçının, "İslam şeriatı kölelik denen şeyi ortadan kaldırmıştır, hiç değilse kaldırmayı amaç kılmıştır" şeklindeki yalanlarını kolaylıkla ortaya vurabileceklerdi.

Yine düşündüm ki, eğer bu gençler, farklı din ve inançtaki ana-baba için Tanrı'dan mağfiret dilemenin yasaklandığını, kâfir olarak ölen ana-babanın cehennemi boylayacaklarını bilmiş olsalardı ve Muhammed'in bile, Müslüman olarak ölmediler diye kendi öz anası Amine için mağfiret dilemekten kaçındığını, babası Abdullah'ı ya da kendisine babalık etmiş olan amcası Ebû Tâlib'i cehennemlik saydığını öğrenselerdi, hiç kuşkusuz şeriatçının, "İslam ana-babaya sevgi ve saygıyı ve iyi davranmayı salık vermiştir" şeklindeki sözlerinin yalana dayalı olduğunu kolaylıkla gözler önüne serebileceklerdi.

Kısaca fikir edinilsin diye belirttiğim yukardaki örnekleri, insan yaşamının her yönü itibariyle çoğaltmak ve İslam şeriatının olumsuzluklarını, çağdaşlığa ve uygarlığa aykırılıklarını gözler önüne sermek kolay. Konuyu ilerdeki sayfalarda daha da genişleterek ele almak üzere şimdilik şunu söylemek isterim ki, Atatürk'ün, mucize olarak şeriat bataklığından kurtarıp akılcılığa, müspet ahlaka, vicdan ve benlik duygusuna ve çağdaş uygarlığa ulaştırdığı Türk toplumu bugün, mübtezel çıkarlar uğruna her şeyi din açısından ölçüye vuran şer temsilcilerinin pençesindedir. Şeriatçılar, görülmedik bir pespayelikle, sinsi ve hileli usullerle devlet yönetiminin kilit noktalarını ve bu arada laikliğin silahlı teminatı olan orduyu ele geçirme hevesindedirler. İnsanlarımız, tıpkı Cumhuriyet döneminden önce olduğu gibi, şeriatın insan beynini kemirici, aklı ve mantığı kemirici, düşünme gücünü yitirici, özgürlük duygusunu yok edici, yaratıcı zekâyı körletici, insan varlığını "kul" kertesine indirici, kadınları küçültücü ve daha doğrusu insan varlığını her türlü gelişme olasılığından uzak kılıcı verileriyle eğitilmekte, aklen ve ruhen şekillendirilmektedirler. Bu felaketli gidişi önlemenin tek yolu, akılcılığın seslenişine kulak verip, laikliğe ve Atatürk devrimlerine sarılı olarak şeriatçının yalan kökenli sahte saltanatına ve aydınlığa başkaldıran başıboş saldırılarına karşı savaşım vermektir. Bu savaşımı verebilmek için, her şeyden önce İslam şeriatının içyüzünü, daha doğrusu özünü öğrenmemiz ve öğretmemiz, şeriat verilerini akıl süzgecinden geçirecek cesareti göstermemiz gerekir. Şeriatçının azgınlıklarına ve kandırmalarına engel olmanın tek yolu budur.

*****

Bazı kimseler "inanç yanlısı" şeriatçı ile "akılcı düşünce yanlısı” aydının uzlaşamayacağını öne sürmekteler; örneğin, "modern görünümlü de olsa kim ki gericidir; konuşmayalım, tartışmayalım ve sakın ola ki onları yola getiririm diye uğraşmayalım” diye ahkâm kesmekteler. Oysa aksine, şeriatçıyı tehlike olmaktan çıkarabilmek için onunla tartışmak gerek; onun 1400 yıllık yalanlarını, akıl dışılıklarım, uygarlıkla bağdaşmazlıklarını ortaya vurmak için tartışmak gerek; başkalarını da kendisi gibi gerici yapmasını önlemek için tartışmak gerek. Ama tartışabilmek için, biraz önce dediğim gibi, İslam şeriatının özünü, içyüzünü bilmek gerek; akla ve mantığa ters yönlerini, çağdışılıklarını öğrenmek gerek ve biraz da medeni cesarete sahip olmak gerek. Ne yazık ki, aydın olarak bizler şeriat konularında tam bir bilgisizliğe, medeni cesaret alanında da sınırsız bir ürkekliğe saplanmışızdır. Bu bilgisizlik, cesaretsizlik ve ürkeklik içerisinde şeriatçıyı başı boş bırakmış, onunla tartışamaz, onun yalanlarına karşı çıkamaz olmuşuzdur. Örneğin şeriatçı kalkıp da bize, "Yaşamlarımızı din kurallarına uydurmalıyız, aksi takdirde Kuranı inkâr etmiş oluruz" dediği zaman, kalkıp da kendisine, "Hayır yanılıyorsun ve yalan söylüyorsun, çünkü uymamız gereken şey din kuralları değil, hele Kuran hiç değil; uymamız gereken şey, her şeyden önce akıl kurallarıdır, akılcılıktır; çünkü şeriat verileri, özellikle Kuran, akla ve çağdaş yaşamlara yer vermez” diyemiyoruz. Çünkü şeriatı akla, mantığa ve çağdaşlığa ters yönlerini bilmiyoruz ya da bilsek de bunu söyleyecek cesareti gösteremiyoruz. Yine bunun gibi şeriatçı bize, "Şeriata inanan insanlar olarak... cehaleti, ataleti ve meskeneti terk etmeliyiz” dediği zaman, ”Hayır yalan söylüyorsun, çünkü cehaleti, ataleti ve meskeneti yaratan tek şey şeriatın ta kendisidir" deyip şeriatçıyı susturamıyoruz, zira şeriatın özünde ve içeriğinde cehalet, atalet ve meskenet yattığını bilmiyoruz; bilsek de söyleme cesaretini gösteremiyoruz.

Yine biraz önce değindiğim gibi, şeriatçı bize, "İslam dini, başka dinlere bile saygılı olacak kadar geniş görüşlüdür" dediği zaman, "Hayır öyle değil; İslam şeriatı başka dinlere saygılı olmak şöyle dursun, fakat İslamdan başka dinlere rağbet edenleri sapıklık ve ziyan içerisinde sayar; müşriklerin (puta tapanların) öldürülmelerini emreder; 'Kitap ehli' olanların (Yahudilerin ve Hıristiyanların) İslamı kabul etmedikleri takdirde (etmemenin cezası olarak) kafa parası vermelerini ve bu iki şeyden birini yapmadıkları takdirde yok edilmelerini emreder” şeklinde bir şey diyemiyoruz, çünkü bunun böyle olduğuna dair Kuranda yer alan buyruklardan ve bu buyrukların Muhammed tarafından uygulanışından habersiz bırakılmışızdır; haberli olsak da sergileme cesaretini gösteremiyoruz.

Yine şeriatçı bize, "İslam dini insan varlığım yüce bilir, insanın hak ve özgürlüklerine saygılıdır" dediği zaman, ona karşı sesimizi yükseltip: "Hayır yalan söylüyorsun, zira insan denen varlık İslama göre mübtezel bir kul kertesindedir; hak ve özgürlükten nasibsizdir; kölelik Tanrısal nitelikte bir şeydir; Muhammed bile ömrü boyunca köle edinmiş, ona buna köle hediye etmiş, köleleri sömürü aracı bilmiştir" diyemiyoruz, çünkü bunun böyle olduğunu bilmiyoruz..

Yine şeriatçı bizlere, "İslam şeriatı kadına önem ve değer verir, kadın haklarını ve özgürlüklerini gerçekleştirir" diye konuştuğunda, bizler, "Hayır yalan söylüyorsun, şeriat kadını aklen ve dinen dûn saymıştır; erkeği kadına üstün kılmıştır, iki kadının tanıklığını bir erkeğin tanıklığına eş tutmuştur, miras paylaşımında kadına yarım pay ayırmıştır; kadını aşağılatmak için: 'namaz kılanın önünden eşek, köpek, kadın geçerse namaz bozulur ya da 'Uğursuzluk karı da, ev'de ve at'ta bulunur şeklinde ve daha buna benzer nice hükümler sevketmiştir" diye söyleyemiyoruz, çünkü durumun böyle olduğunu bilmiyoruz, bilsek de ağzımızı açma cesaretini gösteremiyoruz.

Yine bunun gibi, şeriatçı bizlere, "Şeriat batıl inançlara yer vermez" dediği zaman, bizler bunun yalan olduğunu ve çünkü şeriatın baştan aşağı batıl ve hurafe niteliğindeki inanışlarla dolu olduğunu, Muhammed'in dahi bu inanışlara bağlı olarak yaşadığını ve örneğin bu doğrultuda olmak üzere Kur'an'a "Muavvizeteyn" surelerini (Felak ve Nâs surelerini) koyduğunu ve bu sureleri okuyarak nefes ettiğini, ellerine üflediğini ve elleriyle bütün vücudunu üfleyip sıvadığını söyleyemiyoruz. Çünkü halkımıza hurafe niteliğinde olmak üzere belletilen şeriat verilerinin ne olduğunu bilmiyoruz; bilsek de bunları ortaya çıkarma cesaretini gösteremiyoruz.

Yine bunun gibi, şeriatçı bize, "İslam dini ana ve babaya saygı ve sevgi gösterilmesini emreder" şeklinde bir şeyler söylediğinde, onun bu yalanına karşı, "Hayır öyle değil, çünkü Kuran, ana ve babaya sevgi ve saygı gösterilmesi için onların İslam dininden olmaları koşuluna yer vermiştir; İslamdan gayrı bir inanca bağlı ana ve babaya karşı sevgi ve saygı değil, aksine düşmanlık beslenmesini emretmiştir. Nitekim Muhammed bile, İslam olarak ölmediler diye, kendi anası Amine için mağfiret dilememiş, babası Abdullah'ın cehennemlik olduğunu bildirmiştir" şeklinde bir yanıt veremiyoruz, çünkü şeriatın içyüzünü bilmiyoruz; bilsek de söyleme cesaretini kendimizde bulamıyoruz. Buna benzer örnekleri çoğaltmak kolay. Anlatmak istediğim şudur ki, eğer bizler, İslam şeriatının özünün ne olduğunu kaynaklarıyla bilebilmiş olsak, şeriatçıyı kendi silahlarıyla susturup, insanlarımızı akıl çağına kavuşturmakta güçlük çekmeyeceğiz. İşte elinizdeki kitap bu maksatla, yani şeriatçının yalanlarını yüzüne vurmak ve insanlarımızı bu yalanlardan kurtarıp yaşantılarını akılcı düşünce yoluyla düzenlemeye alıştırmak amacıyla kaleme alınmıştır.

*****

Her vesile ve fırsatta dile getirmeye çalıştığım inancım şudur ki, İslam şeriatını ve onu uygulamaya çalışan şeriatçıyı, Türkiye için giderek büyüyen bir tehlike olmaktan çıkarmanın başlıca yolu, ister Kur'an olarak ve ister Kur'an olmayarak (örneğin hadis şeklinde) konmuş olan din verilerini akılcı eleştiriden geçirip sergilemektir. Bu yapılacak olursa, aklı başında hiçbir insanın "şeriat" yanlısı olmasına imkân kalmayacak ve şeriatçıyla savaşım, olumlu sonuç sağlayacaktır. Bu inancımın doğruluğunu, başımdan geçen iki basit olayla belirtmek isterim.

İlk kez 1987 yılında basılan ve 1998 yılına kadar 15 yeni baskı yapan ve en azından 80 bin nüsha satan Şeriat ve Kadın adlı kitabım, genellikle Diyanet İşleri Başkanlığı yayınlarında yer alan İslami kaynaklara dayalı olarak şeriatın kadını aşağılayan hükümlerini eleştirmekteydi. Bu hükümler arasında, kadının "dinen ve aklen dûn olduğundan tutunuz da, iki kadının tanıklığının bir erkeğin tanıklığına bedel olduğuna, sutresiz namaz kılanın önünden eşek, köpek ya da kadın geçtiğinde namazın bozulacağına, serkeşliğinden şüphe edilen kadına dayak atılabileceğine, uğursuzluğun evde, atta ve kadında bulunduğuna, cehennem halkının çoğunluğunun kadınlardan oluştuğuna dair olanları ve daha nice benzerleri vardır. 1988 yılında kitabın ikinci basımını üstlenen yayınevi, dizgi işini hanım memurlardan birine havale ediyor. Bu genç kızımız, çok çalışkan, iş bilincine sahip, görevinde titiz ve pek muhtemelen ailesinin (ya da kocasının) baskısıyla, çatkısız sokağa çıkmayan, yüzünü boyamayan ve kendi patronu dahil erkek eli sıkmayan bir kimse! Ne var ki, bilgisayarda kitabı dizmeye başladıktan az sonra, daha doğrusu kitabın sonlarına geldiğinde, yaşam geleneğini değiştirmeye başlıyor: işyerine gelirken çatkısız, başı açık olarak gelmeye başlıyor. Bununla da kalmayıp, dudaklarını ve yanaklarını hafiften boyamaya, giyimine dikkat etmeye, saçlarına biçim vermeye özen gösteriyor ve günün birinde erkeklerle tokalaşmaya başlıyor. Kuşku edilemez ki, bu hanım kızımız, îslam şeriatınm içyüzünü öğrendikçe, bu verilerin kendi düşüncelerindeki bilinçaltı değerlere ters düştüğünü keşfedip akılcılığa yönelmekte güçlük çekmemiştir. Şeriat diye kendisine belletilen şeylerin isyan ettirici yönlerini akılcı gözle izlemek, onu bambaşka bir insan yapıvermiştir.

Söylemek isterim ki, benzeri bir değişikliği ben de, henüz genç denebilecek bir yaştayken geçirmiştim. İslam şeriatının, "özü” itibariyle iyi ve fakat bilgisiz din adamları yüzünden "kötü” uygulamaya sokulduğunu sanmaktayken, merak saikiyle araştırmalara giriştikçe gerçeklerin böyle olmadığını, asıl kötü olan şeyin, doğrudan doğruya bu "öz" olduğunu anladım. Çünkü akılcı eleştirilerim bana şunu öğretti ki, hoşgörüsüzlük, bağnazlık, insan varlığına saygısızlık, aklı dışlamıştık, özgür düşünceye yabancılık vs... gibi her türlü olumsuzluk bu "öz"de yatmakta. Araştırmalarım sayesinde bilgim arttıkça, mensup bulunduğum toplumun geri kalmışlığının nedenlerinin, hep bu "öz"de yattığını her gün biraz daha görür oldum. Ve şuna inandım ki, kötü olan bu "öz"ü eleştiri yoluyla sergilemek bir insanlık görevidir. Şeriat ve Kadın adlı kitabım bu düşüncemin ürünlerinden biridir. Hemen eklemeliyim ki, kitabımın yukarda değindiğim sonucu yaratmış olması, yani genç bir kızımıza rehberlik sağlaması, yaşamımın en tatlı anılarından biri olmuştur. Hemen eklemeliyim ki, bu mutluluğum, benzeri örneklerin çoğalmasına tanık olmakla giderek artmıştır. Ne yazık ki, on yılı içine alan bu güzel gelişme, bir gecenin sabahında "rüya" oluverdi: 15. baskıya ulaşmış olan kitabım, şeriatçı bir yargıç kararıyla toplatılıverdi. Belli ki aydınlanma yoluna yönelen insanlarımızın uykudan uyanmaya başlamaları şeriatçıları ürkütmüştü; kitabın okunması daha kim bilir kimleri uyandırabilirdi ve bu nedenle kitabı toplatmak gerekirdi!

Ama kuşku etmiyorum ki, bir gün gelecek, kitap toplatmayı çözüm yolu sanan köhne zihniyet, İslam şeriatının içyüzünü ortaya koyan aydınlarımız sayesinde yok olup gidecektir.

İlhan Arsel - Şeriatçıyla Mücadele El Kitabı




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM