TANRI YANILGISI

Richard Dawkins - Tanrı Yanılgısı


YARADILIŞIN DOĞASIYLA İLGİLİ (ONTOLOJİK) VE DİĞER OLASI (ÖNSEL) KANITLAR

Tanrının varlığı yönündeki kanıtlar başlıca ikiye bölünürler, öncekiler ve sonrakiler. Thomas
Aquinasın beş kanıtı sonraki kanıtlardır, yeryüzünün gözlemlenmesine dayanırlar. Önsel kanıtların en ünlüsüyse, sadece uzaktan akıl veren usavarımcılığa dayanan ontolojik kanıttır. 1078 senesinde Canterbury Azizi Anselm tarafından ileri sürülmüş ve o tarihten bu yana birçok filozof tarafından farklı şekillerde yeniden ifade edilmiştir. Anselmin kanıtının sıra dışı bir yönü bulunur ki bu da aslen insanlara değil bizzat Tanrıya hitap etmedir, tıpkı bir dua gibi (dua dinleme becerisine sahip herhangi bir varlığın kendi varlığını ispatlamaya gerek duymayacağı fikri aklınıza gelebilir.)

Anselme göre, kendisinden daha mükemmel hiçbir varlığın tasavvur edilemeyeceği bir varlığı, en mükemmel olanı tasavvur etmek mümkündür. Bir ateist dahi böylesi üstün bir varlığı akla getirebilir, gerçek dünyadaki varlığını inkâr etse bile. Kanıt şöyle bir sonuca varır: gerçek dünyada var olmayan bir varlık, bu duruma göre mükemmel olamaz. O halde bir çelişkiye düşeriz ve demek ki Tanrı vardır!

Bu çocuksu iddiayı uygun bir dile, yani çocuk bahçesi diline çekmeme izin verin:

Tanrının varlığını sana ispatlayabileceğime dair bahse girerim.
Yapamazsın işte.
Peki o zaman.. Mümkün olan en kusursuz kusursuz kusursuz şeyi düşün.
Tamam düşündüm, şimdi ne yapayım?
Şimdi, bu kusursuz kusursuz kusursuz şey gerçek mi? Yaşıyor mu?
Hayır, yalnızca zihnimin içinde.
Ama eğer gerçek olsaydı daha kusursuz olmaz mıydı? Çünkü gerçekten gerçekten kusursuz bir şey, saçma, bayat ve hayal ürünü bir şeyden daha üstün olmalıdır. Böylece Tanrının varlığını kanıtlamış oldum. Lay lalay la lay lay. Tüm ateistler budaladır.

Budalalar sözcüğünü çocuksu ukalalığı yansıtması için iyice düşünüp taşınarak seçtim. Anselm, 14. İlahinin ilk mısrasını alıntı yapmış ve varsayımsal ateistlerini betimlerken budala (Latince in-sıpıens) sözcüğünü kullanacak kadar küstahlaşmıştır, Budala tüm kalbiyle Tanrı yoktur dedi:

Sonuç itibariyle, bir budala dahi en azından aklın içinde daha üstün bir örneği olmayan bir şeyin var olduğuna ikna olmuştur. Bunu hissetmesi için kulak vermesi gerekir. Ve hissedilen şey her ne ise, aklın içindedir. Ve elbette, daha üstün bir şey düşünülemeyeceğinden yalnızca zihnin içinde var olamaz. Zira yalnızca zihnin içinde var olduğunu hayal edin: o halde gerçekte de var olduğu düşünülebilir; ki bu daha üstün olanıdır.

Önemli sonuçların bu tarz münakaşacı dalaverelerin sonunda ortaya çıktığı fikri hiç hoşuma gitmemiştir, bu yüzden budala benzeri sözcüklerle saldırmamak için kendimi dizginlemeyi ihmal etmemeliyim. Bertrand Russel (budala değildir) ilginç bir söz söylemiştir, Safsatanın tam olarak nereden kaynaklandığını bulmak, [ontolojik kanıtın] safsata olması gerektiğine inanmış olmayı hissetmekten çok daha zordur. Ki Russel gençliğinde bu konuda ikna oluvermişti:

1894te bir gün, Trinity Caddesinde tek başıma yürüyüş yaparken, birdenbire ontolojik kanıtın mantıklı olduğunu fark ettiğim (ya da fark ettiğimi sandığım) o belirli anı hatırlarım. Bir tütün tabakası almak için dışarı çıkmıştım; geri dönüş yolunda tabakayı aniden havaya fırlattım ve tekrar yakalar yakalamaz haykırdım: Great Scott! Ontolojik kanıt sağlamdır.

Şöyle düşünüyorum, acaba neden şöyle bir cümle kurmadı: Great Scott! Ontolojik kanıt akla yatkın gibi görünüyor. Ancak kozmosla ilgili önemli bir gerçeğin basit bir sözcük oyununun ardında gizli olması, gerçek olmak adına fazla sağlam değil midir? Belki de Zenonunki gibi bir paradoks olup olmadığını çözmek için araştırma yapmaya hazırlansam daha iyi olacak sanırım. Yunanlılar, Zenonun kanıtı yüzünden Achillesin kaplumbağayı asla yakalayamayacağını görmekte epey zorluk çekmişlerdir. Ancak Yunanlar Achillesin bile bile kaplumbağayı kaçırdığı sonucunu çıkarmamaya meyilliydiler. Bunun yerine bunu bir paradoks olarak nitelendirdiler ve sonraki nesil matematikçilerin buna bir açıklık getirmesi için beklediler. (Daha sonra ortaya çıkarılan, sınırlı bir değerde birleşen sonsuz seriler kuramıyla.) Russelın bilgi donanımı, Achillesin kaplumbağa yakalamadaki başarısızlığını anarken kafasına tütün tabakası fırlatılmaması gerektiğinin sebebini anlayabilecek birisininki kadar yeterliydi elbette. O halde aynı dikkati neden Aziz Anselm söz konusu olduğunda göstermedi? Eğer mantık zorunlu kılıyorsa, hayal kırıklığına uğramaktan bile hiç çekinmeyen, aşırı derecede temiz zihniyetli bir ateist olduğundan şüphelenirim. Ya da belki de ipucu ontolojik kanıtı çözmesinden çok sonra Russelın 1946da bizzat yazdığı notlarından birinde gizlidir:

Asıl soru şudur: Sırf onu düşünebiliyor olmamızdan yola çıkarak, zihnimizin dışındaki varlığının da ispatlanabilir olduğunu onaylayabilir miyiz? Bu soruya her filozof evet yanıtı vermekten hoşlanacaktır, çünkü bir filozofun dünyevi bulguları keşfetme amacındaki gayreti, incelemekten çok düşünme yoluna gitmektir. Eğer doğru yanıt evet ise, kuramsal düşünce somut bilgiye bir köprü uzatacaktır. Eğer yanıt hayırsa, bu köprü yoktur.

Bu konudaki şahsi düşüncem, tüm bunların aksine, gerçek dünyadaki verilerin en küçüğünden dahi faydalanmadan böylesi önemli bir sonuca ulaşıldığında, bu türden bir mantığın her satırına otomatik ve derin bir kuşkuyla bakmalıyız. Belki de bu benim bir filozof değil ama bir bilim adamı olduğumu işaret etmekten başka hiçbir işe yaramaz. Yüzyıllar süresince filozoflar ontolojik kanıtı gerçekten ciddiye alarak hem lehinde hem aleyhinde görüş bildirmişlerdir. Ateist filozof J. L. Mackie, Tanrıcılığın Kerametinde kısmen anlaşılır bir tartışma başlatır. Bir filozofun aşağı yukarı tanımını yaparken, yanıt verirken sağduyulu kararı temel almayan birisidir dediğimde aslında iltifat etmiş olurum.

Ontolojik kanıtın yanlışlığının en kesin kanıtları genelde David Hume (1711-1776.) ve Immanuel Kanta (1724-1804) atfedilir. Kant, Anselmin varlık yokluktan daha kusursuzdur diyen şüpheli varsayımını çürüterek oyunun sırrını ortaya çıkarmıştır. Amerikalı filozof Norman Malcom bunu kendi üslubuyla şöyle izah eder: Varoluşun  kusursuzluk olduğu doktrini gözlerden kaçmayan bir tuhaflıktır. Şu ifade akla uygun ve doğrudur; eğer evime yalıtım yaptırırsam, gelecekte, yalıtım yapılmamış halinden daha iyi bir ev olacaktır; ancak eğer evim var olsaydı, var olmadığından daha iyi bir yer olacaktı demek ne anlama gelir?. Bir diğer filozof Avustralyalı Douglas Gasking, ironik kanıtı Tanrı yoktur ile taşı gediğine oturtmuştur. (Anselm ile aynı dönemde yaşamış Gaunilo, benzer bir reductio ileri sürmüştür.)

1. Dünyanın oluşumu aklın hayalin alabileceği en harika başarıdır.

2. Bir başarının erdemi / değeri, gerçek bir yeteneğin ürünüdür (a) ve yaratıcısının gücüdür (b).

3. Yaratıcının yetersizliği (ya da güçsüzlüğü) ne kadar çok olursa, başarı da o kadar çok etkileyicidir.

4. Bir yaratıcı için en heybetli engel, var olmamasıdır.

5. O halde, eğer kâinatın var olan bir yaratıcının ürünü olduğunu düşünürsek, ondan daha büyük bir varlığın olduğunu akla getirebiliriz; ismen, kendisi var olmadan her şeyi var eden bir yaratıcı.

6. Bu durumda, var olan bir Tanrı, kendisinden daha güçlü bir varlığın olmadığını düşündüğümüz bir yaratıcı olamaz çünkü ondan daha müthiş ve daha inanılmaz bir yaratıcı, var olmayan bir Tanrı olacaktır.

Dolayısıyla:

7. Tanrı yoktur.

Gouldun esas amacının Tanrının var olmadığını kanıtlamak olmadığını söylemek yersizdir. Ayrıca Anselm Tanrının varlığını kanıtlamak niyetinde değildi. Aralarındaki tek fark, Gouldun biraz eğlenmeyi istemiş olmasıdır. Gould, Tanrının varlığı ya da yokluğunun mantıksal hokkabazlıkla bir karara bağlanamayacak kadar önemli bir sorun olduğunun bilincindeydi. Diğer taraftan, kanıtın en önemli sorununun, varoluşun anlaşılmaz biçimde bir kusursuzluk göstergesi olarak kullanılması olduğunu düşünmüyorum. Ayrıntıları unuttum ancak bir keresinde ontolojik kanıt üzerinden domuzların da uçabileceğini kanıtlayarak bir toplantı esnasında ilahiyatçıların ve filozofların tadını kaçırmıştım. Yanıldığımı ispatlamak için Şekilsel Mantığa başvurma ihtiyacı hissetmişlerdi.

Ontolojik kanıt, tıpkı Tanrının varlığı yönündeki tüm öncül kanıtlar gibi, bana Aldous Huxleyin Zıt Fikre Nişan Alındaki Tanrının varlığıyla ilgili matematiksel bir kanıt bulan yaşlı adamı hatırlatır:

M herhangi bir pozitif sayı olmak üzere, sıfır üzeri M sonsuza eşittir formülünü bilir misiniz? Peki, neden her iki tarafı da sıfırla çarparak denklemi daha basite indirgemiyoruz? Hangi durumda, Min sonsuz kere sıfıra eşit olduğu durumu elde edersiniz? Bu pozitif bir sayının sıfır ve sonsuzluğun çarpımı olduğunu söylemektir. Bu, kâinatın sonsuz bir güç tarafından yoktan var edildiğini kanıtlamaz mı? Öyle değil mi?

Ne yazık ki Aydınlanma Çağının ünlü ansiklopedicisi olan Diderot ve ünlü İsveçli matematikçi Eulerin bu ünlü hikayesi şüphelidir. Efsaneye göre Büyük Katerina, Euler ve Diderot arasında bir tartışma düzenler. Sahte sofu Euler, ateist Diderotun üzerine yürür ve olanca suçlar bir ses tonuyla çatışmayı başlatır: Mösyö, (a+b)/n = x, yüzden Tanrı vardır. Tekrar et! Diderot vazgeçerek geri çekilir. Hikâyenin başka bir uyarlamasında öyle bir geri çekilir ki geldiği yere, yani Fransaya kadar gider.

Euler, Bilimle Kör Et Kanıtı diye adlandırabileceğimiz bir yöntem kullanıyordu (bu durumda matematik.) David Mills, Ateist Evreninde, dindar bir sözcüyle bizzat yaptığı bir röportajı aktarır ki bu kişi bilimle kör etme yöntemini Enerjinin Korunumu Yasasını hatırlatarak denemiş ancak bu tuhaf girişimi başarısız olmuştu: Hepimiz madde ve enerjiden meydana geldiğimizden, bu bilimsel prensin sonsuz hayata (Tanrıya) inancı güvenilir kılması mümkün değil midir? Mills bu yoruma benim vereceğimden daha kibar ve soğukkanlı bir yanıt vermiştir ki bu röportajcının söyledikleri İngilizceye çevrildiğinde yalnızca şu görüşü sunar: Öldüğümüzde, vücudumuzu oluşturan atomlarından hiçbiri kaybolmaz (ve enerjinin hiçbir kısmı). O halde biz ölümsüzüz.

Bu kadar derinlemesine tecrübe sahibi olan ben bile, bu kadar şapşal ve arzulu bir fikirle karşılaşmadım. Lakin http://www.godlessgeeks.com/links/GodProof.htm adresinde sergilenen şahane kanıtların çoğunu okumuştum; Tanrının Varlığı Yönünde 300ü Aşkın kanıt başlığı altında listelenen son derece komik yazılar. 36. kanıttan başlayarak epey gülünç olan altı tanesine burada yer veriyorum.

36-Eksik Tahribattan Kanıt: Bir uçak kazasında 143 yolcu ve mürettebat öldü. Ancak bir çocuk sadece üçüncü derece yanıklarla kurtuldu. O halde Tanrı vardır.

37-Olası Dünyalardan Kanıt: Eğer her şey farklı olsaydı, o zaman her şey farklı olurdu. Bu kötü olurdu. O halde Tanrı vardır.

38-Doğrudan Doğruya İstekten Kanıt: Tanrıya inanıyorum! Tanrıya inanıyorum. İnanıyorum, inanıyorum, inanıyorum. Tanrıya inanıyorum! O halde Tanrı vardır.

39- İnançsızlıktan Kanıt: Dünya nüfusunun çoğunluğu Hıristiyan inançsızlardır. İşte bu tam da Şeytanın istediğidir. O halde Tanrı vardır.

40- Ölümden Sonra Deneyimden Kanıt: X kişisi bir ateist olarak öldü. Artık hatasını anlamıştır. O halde Tanrı vardır.

41-Duygusal Şantajdan Kanıt: Tanrı sizi sever. Nasıl ona inanmayacak kadar kalpsiz olursunuz? O halde Tanrı vardır.

Richard Dawkins - Tanrı Yanılgısı






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM