VAJİNA MONOLOGLARI

Eve Ensler - Vajina Monologları


VULVA KULÜBÜ

Bir şeyleri isimlendirmek hep bir tutku olmuştur bende, isimlendirdiğimi tanıyabilirdim. Tanıdığımı ehlileştirebilirdim, arkadaş olabilirdim.

Mesela, küçük bir kızken geniş bir kurbağa koleksiyonum vardı. Bez kurbağalar, porselen kurbağalar, plastik kurbağalar, ışıklı kurbağalar, pilli kurbağalar. Her birinin ayrı bir ismi vardı. Onları tanımak için isim vermeden bir süre beklerdim. Onları yatağımın üstüne koyar ve gün ışığında incelerdim. Elbise ceplerimde taşırdım. Terli küçük ellerimde tutardım. Onların dokusunu, kokusunu, boyutunu, şeklini ve esprilerini anlamaya çalışırdım. Ancak ondan sonra isimlendirilmeye hak kazanırlardı, genellikle de bu bir törenle olurdu.

Etraflarına diğer kurbağa arkadaşlarını dizerdim, törensel kıyafetler giydirirdim, yaldızlarla ve boncuklarla süslerdim ve onları kurbağa mabedinin önünde isimlendirirdim.

Önce, onlar için seçtiğim ismi kulaklarına fısıldardım, (fısıldayarak) "Sen benim pamuk şekeri kurbişimsin." Kurbanının ismini benimsediğinden emin olurdum. Sonra ismini, heyecan içinde bekleyen diğer kurbağalara duyururdum. "Pamuk şekeri kurbişim." Sonra da şarkı başlardı. Genelde melodik olarak verilen isim tekrarlanırdı ve bütün kurbağalar şarkıya katılırdı. (Bir şarkı uydur) "Pamuk Şekeri Kurbişim, tatlım, Pamuk Şekeri Kurbişim." Şarkıya dans ederek eşlik edilirdi.

Kurbağaları sıraya dizer dans ederek aralarında dolaşırdım. Bir kurbağa gibi zıplar ve arada kurbağa sesleri çıkarırdım. Dans boyunca da yeni isimlendirdiğim kurbağayı, büyüklüğüne göre, elimde veya kolumda taşırdım.

Çok yorucu bir törendi, ama, hayati önem taşıyordu. Bu tutkum kurbağalar ile sınırlı kalsaydı iyiydi, ama zaman içinde her şeyi isimlendirmeye başladım. Halıları, kapıları, koltukları, merdivenleri isimlendiriyordum. Mesela, Tom benim masa lambamdı.

Ona yuva öğretmenimin ismini vermiştim, böylece onu hep hatırlıyordum. Vücudumun değişik parçalarını da isimlendiriyordum. Ellerim: Gladys. Dayanıklı ve güzel, tıpkı papatya gibi. Omuzlarım: Shorty. Güçlü ve biraz aksi. Göğüslerim: Betty. Veronica değil ama çirkin de değildiler. Benim "aşağısını" isimlendirmek hiç kolay olmamıştı. Ellerime isim bulmak gibi değildi. Hatta çok zordu. Aşağısı canlıydı ve onu tarif etmek hiç de kolay değildi. Onun için isimsiz kaldı ve isimsiz olduğu için de ehlileşmedi, keşfedilemedi.

Bana bakan bir çocuk bakıcısı vardı, Sara Stanley. Sürekli çişimi getiren tiz bir sesle konuşurdu. Banyo yaptığım bir akşam bana: "Sakın Kukuriku'nu yıkamayı unutma," dedi. Bu ismi pek sevmemiştim. Neresi olduğunu anlamam da biraz vakit aldı, ama ismi söylerken çıkardığı sesler çarpıcıydı. Evet, buldum, işte bu benim Kukurikum.

Ne yazık ki bu isim büyüyene kadar değişmedi. Sonradan evleneceğim adamla birlikte seviştiğimiz ilk gece ona Kukuriku'nun biraz utangaç, ama çok istekli olduğunu anlattım. Eğer sabırlı olursa ona bütün sırlarını açabileceğini söyledim. Sanırım durumu yadırgadı ama belli etmedi, zamanla kabullendi, hatta ondan ismiyle bahseder oldu: Kukuriku orada mı? Hazır mı? Halbuki ben ismini hiçbir zaman benimseyemedim, bu nedenle yaşadıklarımız o kadar da şaşırtıcı sayılmaz.

Bir gece kocamla sevişiyorduk. Ona seslendi: "Gel bakalım küçük Kukurikum!" Ama cevap alamadı. Sanki birden yok olmuştu. "Kukuriku, benim, senin en büyük hayranın" Tık yoktu. Bunun üzerine ben seslendim ona.

"Kukuriku, lütfen çık ortaya. Yapma bunu bana."

Ne ses, ne hareket. Ölüydü, cansızdı, gitmişti.

Kukuriku!

Günlerce ortaya çıkmadı, haftalar, aylar geçti. Umutsuzluğa kapılmaya başlamıştım.

Bütün zamanını bir kadın grubunda geçiren arkadaşım Teresa'ya, biraz isteksiz de olsa, durumumu anlattım. "Kukuriku benimle konuşmuyor artık. Ne desem cevap alamıyorum" dedim.

"Kukuriku da kim?"

"Benim kuku," dedim, "rikum"

"Sen ne diyorsun?" dedi. Birden sesi benimkinden çok daha derin çıkmaya başladı: "Sen vulvandan mı bahsediyorsun, kızım?"

"Vulva?" diye tekrarladım. "Ne demek tam olarak?" diye sordum.

"Bütün paket," diye cevap verdi. "Olayın tümü."

Vulva. Vulva. Bir şeylerin çözüldüğünü hissettim. Kukuriku yanlıştı. Baştan ben biliyordum zaten. Kukuriku'yu hiç görememiştim. Asla ne veya kim olduğunu çıkaramamıştım. Bir açıklık veya dudak gibi gelmemişti bana.

O gece onu isimlendirdik - kocam ve ben. Kurbağalar gibi. Onu yaldızlarla, çekici kıyafetlerle süsledik. Vücut mabedinin önüne getirdik, mumlar yaktık. Önce, "vulva, vulva" diye yumuşak bir şekilde fısıldadık. Sonra, duyup duymadığını anlamak için, "Vulva. Vulva, orada mısın?" diyerek, nazik ve duygulu seslerle tekrarladık. "Vulva, vulva sen gerçek misin?"

Ve vulva şarkısını söyledik. Bu defa kurbağa seslerinin yerini öpücükler almıştı. Vulva dansını da yaptık. Zıplamaların yerini sarılmalar almıştı. Ve vücudumun tüm bölümleri sıraya dizilmişti - Gladys, Shorty, Lietty - ve hepsi dikkatle dinliyorlardı.

Eve Ensler - Vajina Monologları






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM