Yatak Odasında Felsefe

Marquis de Sade - Yatak Odasında Felsefe


Beşinci Diyalog

Dolmance, Şövalye, Augustin, Eugenie, Madam de Saint-Ange

MADAM DE SAINT-ANGE, Augustin’i getirerek: İşte size sözünü ettiğim adam. Haydi, dostlarım, eğlenelim; zevksiz hayat nedir ki?... Yaklaş, sersem!... Ah ne aptal!... Bu koca domuzu hemen boşalmasın diye terbiye etmek için altı aydır uğraştığıma inanır mısınız?

AUGUSTIN: Valla! Madam, kimi zaman böyle diyorsunuz, ama artık pek kötü değilim, sürülmemiş tarla olduğunda da her zaman bana veriyorsunuz.

DOLMANCE, gülerek: Ah! Sevimli biri!... Pek sevimli!... Sevgili dostum, hem taze hem açık yürekli... (Eugenie’yi göstererek.) Augustin, işte ekilmemiş bir çiçek tarhı; onu sürmek ister misin?

AUGUSTIN: Haydaa! Mösyö, bunca kibar parçalar bize göre değildir.

DOLMANCE: Haydi, Matmazel.

EUGENIE, kızararak: Oh! Utanç içindeyim!

DOLMANCE: Bu ödlekçe duyguyu uzak tutun kendinizden; tüm eylemlerimizi, özellikle hovardalık eylemlerini bize doğa esinlettiğinden, eylem ne olursa olsun utanç duyabileceğimiz hiçbir şey yoktur. Haydi Eugenie, bu genç adama bir fahişe gibi davranın; bir kızın bir delikanlıyı kışkırtmasının doğaya bir sunu olduğunu ve cinsinizin bizimle fahişelik yapmaktan daha iyi doğaya asla hizmet edemeyeceğini unutmayın: Kısacası, siz sikilmek için doğdunuz, kim ki doğanın bu niyetini reddeder gün görmeyi hak etmemiş olur. Bu genç adamın külotunu o güzel kalçalarının dibine kadar indirin bakalım, ceketinin altındaki gömleğini de kıvırın ki önü... Ve arkası, laf aramızda pek de güzel gözüküyor, sizin emrinize amade olsun... Şimdi, bir elinizle su koca et parçasını sıkı sıkı tutun, birazdan alacağı biçimle sizi korkutacağı şimdiden belli, öteki elinizle de kalçalarını okşayın, kıçını gıdıklayın... Evet, böyle... (Eugenie’ye yapması gerekeni göstermek için Augustin’in kıçıyla bizzat ilgilenir.) Şu kıpkırmızı başı iyice ortaya çıkarın; ona saygısızlık ederek asla derisiyle örtmeyin: açıkta dursun... Kıracak gibi gerin... İşte,
derslerimin sonucunu şimdiden görüyorsunuz, değil mi?... Sen, çocuğum, lütfen, ellerini kavuşturarak durma sen de; o elleri meşgul edecek başka şey yok mu orada?... Şu güzel göğüsler üzerinde gezdir onları, su güzel kalçalarda...

AUGUSTIN: Mösyö, bana bu kadar zevk veren matmazeli öpemez miyiz?

MADAM DE SAINT-ANGE: Haydi öp onu salak, dilediğin kadar öp; benimle yatarken beni öpmüyor musun?

AUGUSTIN: Haydaa! Güzel ağız!... Ne tazesiniz!... Sanki burnumu bahçemizin güllerine değdirmiş gibiyim! (Kalkmış sikini göstererek.) Görüyorsunuz Mösyö, bakın ne hale soktu!

EUGENIE: Oh! Nasıl da uzuyor!...

DOLMANCE: Şimdi sizin hareketleriniz daha düzenli, daha enerjik olsun... Bir an yerinizi bana bırakın ve nasıl yaptığıma dikkatle bakın. (Augustin’inkini sıvazlar.) Görüyorsunuz, benim hareketlerim daha kararlı, aynı zamanda da yumuşak, değil mi?... İşte, alın, özellikle de başının örtülmemesine dikkat edin... Güzel! İşte, en güçlü halinde, simdi de bakalım Şövalye’ninkinden daha mı büyük...

EUGENIE: Kuşkumuz olmasın; avuçlayamadığımı görüyorsunuz.

DOLMANCE ölçer: Evet, haklısınız: On üç parmak boyunda, sekiz buçuk da çevresi. Daha büyüğünü hiç görmedim. İşte mükemmel bir yarak diye buna denir. Siz bundan yararlanıyor musunuz, Madam?

MADAM DE SAINT-ANGE: Köyde olduğum her gece, düzenli olarak.

DOLMANCE: Umarım kıçtandır?

MADAM DE SAINT-ANGE: Amdan olduğundan biraz daha çok.

DOLMANCE: Ah! Lanet Tanrı! Ne şehvet!... Valla, buna dayanabilir miyim, bilmiyorum.

MADAM DE SAINT-ANGE: Kendinizi sıkmayın Dolmance, benim kıçıma girdiği gibi sizinkine de girer.

DOLMANCE: Göreceğiz; Augustin’imin benim arkama da biraz bel fışkırtma onurunu benden esirgemeyeceğini umarım; ben de ona iade ederim; neyse, dersimize devam edelim... Haydi Eugenie, yılan zehrini kusacak: Hazırlanın; gözlerinizi bu yüce organın başına dikin; birazdan fışkırtacağının kanıtı olarak iyice şiştiğini, en güzel lal rengine büründüğünü gördüğünüz an hareketleriniz olabildiğince becerikli ve enerjik olsun; anüsünü gıdıklayan parmağınız mümkün olduğunca içeri gömülsün; sizinle eğlenen hovardaya bırakın kendinizi tamamen; emmek için ağzını arayın; güzellikleriniz, deyim yerindeyse, ellerinin önünde uçuşsun... Boşalıyor, Eugenie, iste sizin zafer anınız.

AUGUSTIN: Ay! Ay! Aaah! Matmazel, ölüyorum!... Dayanamıyorum!... Daha hızlı, yalvarırım... Ah! Lanet Tanrı! Gözlerim bulandı!...

DOLMANCE: Daha şiddetli, daha şiddetli Eugenie, rahat bırakmayın, sarhoşluk içinde... Ah! Bu ne bol sperm!... Ne büyük şiddetle fışkırıyor. İlk fışkırmanın izlerini görüyor musunuz: On ayaktan daha ileriye sıçradı... Düzücü Tanrı! Odanın içi sperm doldu!... Böyle boşalındığını hiç görmedim, söyleyin Madam, bu gece düzdü mü sizi?

MADAM DE SAINT-ANGE: Dokuz, on kere, sanırım: Uzun zamandır saymıyoruz artık.

ŞÖVALYE: Güzel Eugenie, her tarafınız sperme bulandı.

EUGENIE: Sırılsıklam olmak istiyorum. (Dolmance’ye.) Evet hocam, mutlu musun?

DOLMANCE: Başlangıç için gayet iyi; ama hâlâ ihmal ettiğiniz birkaç bölüm var.

MADAM DE SAINT-ANGE: Acele etmeyelim, Eugenie deneyim kazandıkça bunları da başaracaktır; bana gelince, itiraf edeyim ki ben Eugenie’mden çok memnunum; en mutluluk verici yeteneklere sahip olacağını şimdiden müjdeliyor. Şimdi de bir başka sahne ile ona zevk vermek gerektiği kanısındayım. Kıçın içindeki bir yarağın etkilerini gösterelim ona Dolmance, size benim kıçımı sunacağım; ben de kardeşimin kolları arasında olacağım: O beni amımdan düzecek, siz kıçımdan ve sizin yarağınızı da Eugenie hazırlayıp benim kıçıma yerleştirecek, tüm hareketleri o düzenleyecek, onları inceleyecek, böylelikle bu işleme aşina olacak, daha sonra da bu herkülün dev yarağıyla ona aynısını yapacağız.

DOLMANCE: Bundan şeref duyanın. Bu sevimli küçük kıç birazdan, cesur Augustin’in şiddetli darbeleriyle gözlerimizin önünde parçalanacak. Bu arada, sizin önerinizi kabul ediyorum Madam, ama eğer size iyi davranmamı istiyorsanız, bir şart koymamı kabul edin: İki el hareketiyle sikini yeniden kaldırabileceğim Augustin de ben size sodomi uygularken beni düzsün.

MADAM DE SAINT-ANGE: Bu pozisyona hiç itirazım yok; ben kazanacağım, dahası bu benim öğrencim için bir yerine iki mükemmel ders olacak.

DOLMANCE, Augustin’inkini tutarak: Gel, koca çocuk, seni canlandırayım... Ne de güzel!... Düz beni, dostum... Hâlâ bele bulanmış, sırılsıklamsın, benim senden istediğim de bel... Ah! Lanet Tanrı! Sikini sallarken kıçını da yalamalıyım!...

ŞÖVALYE: Yaklaş, kardeşim; Dolmance ile sen rahat göresiniz diye ben bu yatağa uzanacağım; sen kollarıma yatacaksın, güzel kalçalarını da iyice açarak ona sunacaksın... Evet, böyle: Başlamaya hazırız.

DOLMANCE: Hayır, değil! Beni bekleyin; öncelikle kardeşini kıçından düzmem gerek, çünkü Augustin bana sokmaya başladı bile; sonra sizi evlendireceğim; Parmaklarım sizi birbirinize bağlayacak. Hiçbir kuralı ihmal etmeyin: Bir öğrencinin bize baktığını ve ona doğru dersler vermemiz gerektiğini unutmayalım. Eugenie, ben su sefil tebanın dev aletiyle uğraşırken siz de benimkini sıvazlayın; yarağımı kalçalarınıza hafifçe sürterseniz ereksiyon olur... (Eugenie söyleneni yapar.)

EUGENIE: İyi yapabiliyor muyum?

DOLMANCE: Hareketleriniz hâlâ biraz fazla yumuşak; sıvazladığınız yarağı daha fazla sıkın Eugenie; mastürbasyon daha fazla basınç altındayken daha zevkli olduğuna göre, buna katkıda bulunan elin üstünde çalıştığı aleti, vücudun herhangi bir yerinden daha sıkı kavraması gerekir...
Daha iyi! Bu daha iyi!... Kıçı biraz daha açın ki her itişte yarağımın bası deliğinize değebilsin... Evet, böyle!... Bu arada sen de kardeşini sıvazla Şövalye: Birazdan emrine amade olacağız... Ah! Güzel! İşte kalktı... Haydi, hazır olun Madam; şu yüce kıçı benim iffetsiz ateşliliğime açın; kargıyı sen yönet Eugenie; onu yarığa senin elin götürmeli; elinle duhul ettirmelisin; o içeri girer girmez hemen Augustin’inkini kavrayacak ve benim içime sokacaksın; çıraklık görevleri bunlar, tüm bunlardan öğreneceğin şeyler var; işte bu yüzden sana yaptırıyorum.

MADAM DE SAINT-ANGE: Kalçalarım sana uygun mu Dolmance? Ah! Meleğim, seni ne kadar arzuladığımı bilseydin! Bir kulamparanın beni götten sikmesini ne zamandır arzuluyordum!

DOLMANCE: Dilekleriniz yerine getirilecek Madam; ama müsaade buyurun, mabudenin dibinde durayım bir an: Tapınağın dibine varmadan önce onu kutsamak istiyorum... Ne ilahi kıç!... Öpeyim onu!... Binlerce kez yalayayım!... İşte, arzuladığın yarak!... Hissediyor musun sürtük? Söyle, söyle; nasıl giriyor hissediyor musun?...

MADAM DE SAINT-ANGE: Ah! Bağırsaklarımın dibine kadar sok onu!... Ey tatlı şehvet, neresidir senin hükümranlığın!

DOLMANCE: İşte ömrümde düzmediğim kadar nefis bir kıç; Ganymede’e layık! Haydi, Eugenie, sizin ihtimamınız sayesinde Augustin beni anında düzecek.

EUGENIE: İşte, onu size getiriyorum. (Augustin’e.) İşte, meleğim, zımbalaman gereken deliği görüyor musun?

AUGUSTIN: Gayet iyi görüyorum... Vay anasına! Orada yer var!... Matmazel, size girdiğim kadar kolaylıkla girerim oraya da; beni biraz öpün ki daha iyi girsin.

EUGENIE, onu kucaklayarak: Oh! Dilediğin kadar öperim seni, pek tazesin!... İtsene!... Başı nasıl da yutuldu hemen... Ah! Geri kalanı da yutulmakta gecikmeyecek sanırım...

DOLMANCE: İt, it, dostum... Gerekirse yırt beni... Bak, kıçımı görüyor musun, nasıl da hazır... Ah! Lanet Tanrı!... Ne koca bir gürz!... Asla bu kadar büyüğünü almamıştım içime... Dışarıda kaç parmak kaldı Eugenie?

EUGENIE: Aşağı yukarı iki parmak!

DOLMANCE: Demek ki kıçımın içinde on iki parmak var!... Ne zevk!... Gebertiyor beni, dayanamıyorum!... Haydi Şövalye, hazır mısın?...

ŞÖVALYE: Yokla bakalım ve fikrini söyle.

DOLMANCE: Gelin çocuklarım, sizi evlendireyim... Bu ilahi enseste ben de elimden geldiğince katılayım. (Şövalye’nin yarağını kız kardeşinin amına sokar.)

MADAM DE SAINT-ANGE: Ah! Dostlarım, işte iki taraftan da düzülüyorum... Lanet Tanrı! Ne ilahi zevk!... Hayır, dünyada eşi benzeri yoktur bunun... Ah! Düzüşün! Bunu tatmamış olan kadına ne yazık!... Sars beni, Dolmance, sars beni... Hareketinin şiddetiyle kardeşimin kılıcına doğru ittir beni ve sen Eugenie, beni seyret; gel, ahlâksızlık içindeki halime bak; gel, beni örnek al, bu işi kendinden geçerek tatmayı, zevkle tadını çıkarmayı öğren... Görüyor musun dostum, aynı anda neler yaptığımı görüyor musun: Skandal, baştan çıkarma, kötü örnek, ensest, zina, sodomi!... Ey Lucifer! Ruhumun tek ve biricik tanrısı, daha fazlasını esinle bana, yüreğime yeni sapkınlıklar sun, bunlara nasıl şehvetle dalacağım göreceksin!

DOLMANCE: Şehvetli yaratık! Sayende belim hemen akacak, sözlerinle ve kıçının harıyla boşalmaya zorluyorsun beni!... Hepsi bitirecek beni birazdan... Eugenie, beni düzen herifin cesaretini kızıştır; böğrüne bastır, kalçalarını arala; kararsız arzuları körükleme sanatını biliyorsun artık... Senin yaklaşman bile beni düzen yarağa güç veriyor... Hissediyorum, itişleri artık daha canlı... Sürtük, yalnızca kıçıma borçlu olmayı isterdim bu coşkuyu ama sana borçluyum... Şövalye, sen de kızışıyorsun, hissediyorum... Beni bekle!... Bizi bekle!... Ey dostlarım, birlikte boşalalım: Yaşamın tek mutluluğu bu!...

MADAM DE SAINT-ANGE: Ah! Düzün! Düzün! Siz dilediğiniz zaman gelin... Ben, dayanamıyorum! Umursamadığım Tanrı’nın ikiz düzülmüşü adına!... Lanet olası kerhaneci Tanrı! Boşalıyorum!... Sırılsıklam edin beni dostlarım... Islatın fahişenizi... Köpüklü bellerinizin dalgalarını o fahişenin yanıp tutuşan yüreğinin derinlerine fırlatın: Fahişeniz onları kabul etmek için var yalnızca!... Ay! Ay! Aaay! Düzün!... Düzün!... Ne inanılmaz şehvet taşkınlığı!... Ölüyorum!... Eugenie, öpeyim seni, yiyip yutayım, belini yutayım, benimki akarken!...

(Augustin, Dolmance ve Şövalye koro halinde bağırırlar; tekdüze olmaktan çekindiğimizden, böyle anlarda hepsi birbirine benzeyen ifadeleri dile getirmekten kaçınıyoruz.)

DOLMANCE(Augustin'i göstererek.): İşte, yaşamımda tattığım en güzel zevklerden biri. Bu hergele içimi spermle doldurdu!... Ama ben de size epey iade ettim Madam!...

MADAM DE SAINT-ANGE: Ah! Bana bundan söz etmeyin: sırılsıklam oldum.

EUGENIE: Ben aynı şeyi söyleyemeyeceğim! (Şen şakrak bir halde dostunun kollarına atıldı.) Birçok günahın olduğunu söyledin güzelim; bence asla yok, Tanrı’ya şükür! Tek bir günahın bile yok! Ah! Sarhoşluk ekmeğini uzun süre yesem bile asla bıkmam.

MADAM DE SAINT-ANGE, kahkahalar atarak: Tuhaf yaratık!

DOLMANCE: Pek sevimli!... Gelin buraya küçük kız, sizi kırbaçlayayım. (Kıçını tokatlar.) Öpün beni, birazdan sizin de sıranız gelecek.

MADAM DE SAINT-ANGE: Bundan böyle yalnızca onunla ilgilenmeliyiz kardeşim; iyice incele onu, senin avın o; bu sevimli kızoğlankızlığı incele, birazdan senin olacak.

EUGENIE: Yo! Önden olmaz! Bu çok canımı acıtır; Dolmance’nin biraz önce yaptığı gibi arkadan istediğiniz kadar yapabilirsiniz.

MADAM DE SAINT-ANGE: Saf, nazik kız! Başkalarından güçlükle elde edebildiğiniz şeyi o kendisi size veriyor!

EUGENIE: Oh! Biraz acı verecek herhalde; çünkü bu işi yapmanın büyük suç olduğunu işitmiştim ve beni bu konuda hiç teskin etmediniz. Özellikle de Dolmance ile Augustin’in yaptığı gibi erkek erkeğe yapıldığında pek büyük bir suçmuş. Haydi Mösyö, sizin felsefeniz bu tür suçu nasıl açıklıyor görelim. Korkunç bir şey değil mi?

DOLMANCE: Şunu unutmayın ki Eugenie, şehvette korkunç olan hiçbir şey yoktur, çünkü şehvetin esinlediği her şey aynı zamanda doğanın esinledikleridir; en olağanüstü, en tuhaf eylemler bile, tüm yasaları, tüm insani kurumları en açık şekilde sarstığı izlenimi verenler bile (bunlardan söz etmiyorum), evet, Eugenie, bunlar bile kesinlikle korkunç değildir ve bu eylemler arasında doğada rastlanmayan tek bir eylem bile yoktur; bana sözünü ettiğiniz şey için de, güzel Eugenie, durum aynıdır, bununla ilgili olarak Kutsal Kitap denen ve Babil'deki esareti sırasında cahil bir Yahudi'nin can sıkıcı intihali olan o bayağı romanda tuhaf bir masala rastlanır; ama bu yanlıştır, tamamen gerçekdışıdır, bu şehirlerin, daha doğrusu bu kasabaların ateşler içinde yok edilmesine yol açmış sapmaların cezalandırılmış olduğu da gerçekdışıdır; sönmüş bazı volkan kraterlerinin üstüne kurulmuş olan Sodom ve Gomore, Vezüv'ün lavlarının yuttuğu İtalya şehirleri gibi yok oldular; işte tüm mucize bu... Avrupa’nın bir bölümünde kendilerini bu doğal fanteziye teslim etmiş zavallı insanlara karşı ateş işkencesini barbarca uydurmak için bu çok basit olaydan yola çıkıldı.

EUGENIE: Oh! Doğal mı?...

DOLMANCE: Evet, doğal, bunu iddia ediyorum; doğanın, kendi esinlediği şeyi ertesi gün mahkûm edecek iki ayrı sesi yoktur. Dahası, çok açıktır ki, bu alışkanlığa gönlünü kaptırmış insanlar kendilerini buna yönelten duyumları elbette kendi organlarından almaktadırlar. Bu zevki yasaklamak ya da mahkûm etmek isteyenler çoğalmayı tehdit ettiğini ileri sürerler. Bunlar bayağı insanlardır, akılları fikirleri nüfus artışında olan aptallardır ve insanı bu çoğalmadan uzaklaştıran her şeyi suç olarak görürler! Onların bizi inandırmak istediği gibi, doğanın bu nüfusa çok ihtiyacı olduğu kanıtlanmış mıdır? Bu aptalca üremeden her uzaklaşmanın doğayı ihlal olduğu kesin midir?

Buna ikna olmak için, doğanın işleyişi ve yasaları üzerinde bir an düşünelim. Doğa eğer yalnızca yaratıyorsa ve asla yok etmiyorsa, bu can sıkıcı sofistlerle birlikte ben de inanabilirdim ki, tüm edimlerin en soylusu hiç durmaksızın üretmek olurdu, dolayısıyla, üremenin reddinin kaçınılmaz olarak bir suç olduğunu ben de kabul ederdim. Doğanın işlemlerine söyle bir göz atmak bile, yok etmenin doğanın planlarına yaratmak kadar gerekli olduğunu kanıtlamıyor mu? Bu işlemlerin her birinin birbirine bağlı ve ardışık olduğunu, biri olmadan diğerinin işlemesinin olanaksız olduğunu kanıtlamıyor mu? Yok etme olmadan hiçbir şeyin doğmayacağını, yeniden oluşmayacağını kanıtlamıyor mu? Demek ki, yaratma gibi imha da doğanın yasalarından biridir.

Bu ilkeyi kabul edersek, yaratmayı reddederek bu doğaya saldırmış mı oluyorum? Yaratmayı reddetmekte bir kötülük varsa bile bu kuşkusuz, kanıtlamış olduğum gibi doğa yasaları arasında yer alan yok etmenin kötülüğünden son derece daha önemsizdir. Bir yandan, bu kaybı doğanın bana verdiği eğilim olarak kabul edersem, diğer yandan, bu kaybın doğaya gerekli olduğunu kabul eder ve kendimi buna teslim edersem doğaya uygun davranmış olmaz mıyım, o halde, soruyorum size, suç nerede? Ama salaklar ve nüfus artışı yanlıları ki bu iki sözcük eşanlamlıdır, size yine itiraz ederler ve derler ki bu üretici sperm sizin böğrünüze üreme dışında başka bir kullanım için yerleştirilemez: Bunu saptırmak doğaya bir saldırıdır. Önce bunun böyle olmadığını kanıtladım, çünkü bu kayıp, imha demek değildir, dahası kayıptan daha önemli olan imhanın kendisi de bir suç değildir. İkinci olarak, doğanın bu sperm sıvısının kesinlikle ve tümüyle üremeye yönelik olmasını istediği de yanlıştır; eğer böyle olsaydı, deneyimin bize kanıtladığı gibi, sperm kaybettiğimiz için bu akmanın başka biçimlerde olmasına da izin vermemekle kalmaz, dahası, istediğimiz zaman ve yerde, tıpkı rüyalarımızda ve anılarımızda olduğu gibi bu kayıpların çiftleşme olmadan meydana gelmesine de karşı çıkardı; bunca değerli bir sıvı konusunda cimri davranarak, onun ancak üreme çanağına akmasına izin verirdi; spermin akmasıyla bizi şereflendiren şehvetin o üreme çanağını onurlandırmaktan vazgeçtiğimizde hissedilmesini de kesinlikle istemezdi; çünkü doğanın ihlallerle kendisini bunalttığımız anda bile bize zevk vermeye razı olacağım varsaymak akla uygun olmaz.

Daha öteye gidelim; kadınlar yalnızca üremek için doğmuşlarsa eğer, bu üremeyi doğa pek seviyor olsaydı durum kesinlikle böyle olurdu - bir kadın ne kadar uzun ömürlü olsa da tüm çıkarsamalar yapıldığında - ancak yedi yıl boyunca hemcinsine yaşam verecek durumda olması mümkün olur muydu? Ne yani, hem doğa üremeye can atacak; hem bu hedefe yönelik olmayan her şey ona saldırı kabul edilecek; hem de üremeye yatkın olan cins yüz yıllık ömründe ancak yedi yıl doğurabilecek! Doğa yalnızca çoğalmayı isteyecek, hem de erkeğe bu üremeler için verdiği tohum, erkeğin canı istedikçe yok olacak, mümkün mü bu? Bu kayıp sırasında da, üremeye dönük kullanımda da aynı zevki alacak ve asla en ufak bir hoşnutsuzluk görülmeyecek!...

Dostlarım, bu tür saçmalıklara inanmaya son verelim: Bunlar sağduyuya zarar verir, Sodomi ve sevicilik doğayı ihlal etmez, buna iyice ikna olalım, tersine, doğaya can sıkıcı evlatlar getirecek bir birleşmeyi inatla reddederek doğaya hizmet ederler. Şu konuda asla yanılmayalım, bu üreme asla doğanın yasalarından biri olmadı, olsa olsa bir hoşgörüdür, söylüyorum size. İnsan soyunun yeryüzünden silinmesi ya da yok olması doğayı ne ilgilendirir! Bu felaket başımıza gelirse her şeyin yok olacağına kendimizi kandırışımızdaki kibirle alay eder! Bu yok oluşu fark etmez bile. Çoktan yok olup gitmiş türler olduğunu bilmiyor muyuz? Buffon böyle çok sayıda tür saymaktadır ve doğa, bu kadar değerli bir kayba sessiz kalarak, bu durumun farkına bile varmam aktadır. Tür tümüyle yok oldu diye hava daha az temiz olmayacaktır, yıldızlar daha az parlak, evrenin işleyişi daha az kesin olmayacaktır. Bununla birlikte, türümüzün dünyaya çok yararlı olduğuna ve onu yaymak için çalışmayanın ya da bu üremeyi yolundan saptıralım kaçınılmaz olarak suçlu olacağına inanmak için salak olmak gerekir! Gözümüzü açalım artık ve bizden daha mantıklı halkların örneği hatalarımız konusunda bizi ikna edebilsin. Bu sözüm ona sodomi suçunun tapınak ve müritlerinin olmadığı tek bir yer yoktur yeryüzünde. Sodomiyi, deyim yerindeyse bir erdem haline getirmiş olan Yunanlar, Venüs Callipyge adı altında onun için bir anıt dikmişlerdir; Roma, Atina’ya yasaları öğrenmek için gitmiş ve oradan bu ilahi zevki alıp gelmiştir.

İmparatorluklarda sodominin nasıl geliştiğini görmemek mümkün mü? Roma kartallarının koruması altında sodomi yeryüzünün bir ucundan ötekine uzanır; imparatorluğun çöküşüyle birlikte papalık tacının yakınlarına sığınır, İtalya’da sanatları izler, biz uygarlaşırken de bize ulaşır. Ne zaman bir toprak parçası keşfetsek orada sodomiyle karşılaşırız. Cook yeni bir dünyaya her demir attığında orada sodominin hüküm sürdüğünü görür. Balonlarımız Ay'a varmış olsaydı, orada da bulunurdu sodomi. Tatlı zevk, doğanın ve hazzın evladı, nerede insan varsa orada sodomi de vardır, görüldüğü her yerde sunaklar dikilir sodomiye! Ey dostlarım, kıç deliğinden haz almayı am deliğine tercih etti diye, hem âşık hem metres olarak iki zevki birden bulduğu bir genç adamı, tek bir haz vaat eden genç bir kıza tercih etti diye bir erkeğin ölümü hak etmiş bir canavar olduğunu düşünmek kadar zırvalık olabilir nü? Kendininkinden farklı bir cinsel rolü oynamak istemek canavarlık, hergelelik olur, öyle mi?

Peki niçin doğa bu zevke duyarlı yarattı insanı? Sodomi yapanın yapısını inceleyin; bu ortak zevki tatmamış erkeklerden tamamen farklı olduğunu göreceksiniz onun; kalçaları daha beyaz, daha tombul olur; zevk sunağını gölgeleyen tek bir tüy bile yoktur, daha zarif, daha şehvetli, daha duyarlı bir zarla kaplı olan bu sunağın içi, bir kadın vajinasının tüm olumlu özelliklerine de sahiptir; öteki erkeklerden farklı olan bu adamın karakterinde daha fazla yumuşaklık, daha fazla esneklik vardır; kadınlardaki erdemlerin ve ahlâksızlıkların hemen hemen tümünü onda bulursunuz; kadınların zayıflıkları bile vardır onda; onların tuhaf alışkanlıklarından ve güzelliklerinden bazıları bile vardır onda. Onları bu şekilde kadınlarla özdeşleştirmiş doğanın onların zevklerine sinirlenmesi mümkün müdür? Bunun ötekinden farklı bir erkek sınıfı olduğu ve bunları yaratan doğanın, asıl yayılması kaçınılmaz olarak doğaya zarar verecek olan üremeyi azaltmak istediği açık değil mi?... Ah! Sevgili Eugenie, koca bir yarak arkanızı doldurduğunda nasıl tatlı bir zevk alırsınız bir bilseniz; taşaklara kadar sokulduğunda, kıçınızda ateşli bir şekilde kımıldayıp durduğunda; başın kapçığına kadar çekilip kıllara kadar sokulduğunda alacağınız zevki bilemezsiniz! Hayır, hayır, tüm dünyada buna bedel bir zevk yoktur: Filozoflara, kahramanlara özgü bir zevktir bu, tanrıların zevkidir, tabii ki bu ilahi zevkin taraflarıdır yeryüzünde tapmamız gereken tanrılar!'

EUGENIE, çok heyecanlı: Oh! Dostlarım, götümden sikin beni!... Haydi, iste kalçalarım... Sizlere sunuyorum onları!... Düzün beni, boşalıyorum!... (Bu sözleri söyleyerek Madam de Saint-Ange’in kolları arasına düşer. O da Eugenie’yi kucaklar, öper ve bu genç kızın kalkık böğrünü Dolmance ye sunar.)

MADAM DE SAINT-ANGE: Tanrısal eğitmen, bu öneriye direnecek misiniz? Bu yüce göt sizi kışkırtmıyor mu? Bakın, nasıl da açılıyor, nasıl aralanıyor!

DOLMANCE: Özür dilerim güzel Eugenie; yaktığım ateşi söndürmekle ben görevli olmayayım, dilerseniz. Sevgili çocuğum, benim gözümde sizin kadın olmanız büyük bir haksızlık. Sizin ilk ürünlerinizi derleyebilmek için tüm önyargılarımı unutmuş olmayı çok isterdim; benim burada durmamı uygun görün; Şövalye bu işle uğraşacaktır. Kız kardeşi, şu takma yarağı takarak, kardeşinin kıçına en korkunç vuruşları yöneltecek, bu arada kendi güzel arkasını da Augustin’e sunacak, Augustin onu kıçtan düzerken ben de o sırada onu düzeceğim; çünkü sizden ne saklayayım, bu güzel oğlanın kıçı bir saatten beri beni tahrik ediyor ve onun bana yaptığını kesinlikle ona iade etmek istiyorum.

EUGENIE: Değişimi benimsiyorum ama aslında, Dolmance, itirafınızın samimiliği nezaketsizliğinizi ortadan kaldırmıyor.

DOLMANCE: Binlerce özür Matmazel; ama biz kulamparalar, ancak ilkelerimizde samimiyet ve kesinlikle gayrete geliriz.

MADAM DE SAINT-ANGE: Samimiyet sıfatı yine de insanlara sizin gibi yalnızca arkadan girmeye alışkın olanlar için kullanılmaz.

DOLMANCE: Biraz hain, evet, biraz sahtekâr... Evet Madam, bu karakter özelliğinin toplum içinde kaçınılmaz olduğunu size kanıtladım. Asla övmedikleri erdemleri bize sunmak için bizim gözümüzden gizlenmekte, kendi ahlâksızlıklarını bizim gözümüzde başka kisveye büründürmekte büyük çıkarı olan insanlarla birlikte yaşamaya mahkûm olduğumuzdan onlara samimiyet göstermek bizim için çok tehlikelidir; çünkü o zaman kendi avantajlarımızı onlara kendi elimizle vermiş oluruz, onlarsa bizden bunu esirgerler ve bu da bönce olur. Sinsiliği ve ikiyüzlülüğü zorunlu kılan toplumdur: Rahat bırakalım kendimizi. İzin verirseniz kendimden örnek vereyim Madam: Dünyada kesinlikle daha kokuşmuş bir varlık bulamazsınız; çağdaşlarım ise yanılmaktadır; onlara benim hakkımda ne düşündüklerini sorun, hepsi size benim namuslu biri olduğumu söyleyeceklerdir, oysaki suça bulanmamış tek bir zevkim yoktur!

MADAM DE SAINT-ANGE: Oh! Canavarlıklar yaptığınıza beni ikna edemezsiniz.

DOLMANCE: Canavarlık mı?.. Aslında Madam, dehşetli şeyler yaptım.

MADAM DE SAINT-ANGE: O halde, evet, siz, günah çıkarırken papaza, “Ayrıntılar gereksiz, mösyö; cinayet ve hırsızlık dışında her şeyi yaptığıma emin olabilirsiniz!” diyen adama benziyorsunuz.

DOLMANCE: Evet Madam, aynı şeyi derdim, istisnası biraz farklı.

MADAM DE SAINT-ANGE: Ne! Sizi hovarda sizi, her şeye mi izin verdiniz?

DOLMANCE: Her şeye Madam, her şeye; benim mizacımda ve ilkelerimde bir şey reddedilebilir mi?

MADAM DE SAINT-ANGE: Ah! Düzüşelim! Düzüşelim!... Bu sözlere daha fazla dayanamayacağım; bu konuya tekrar döneceğiz Dolmance; ama itiraflarınıza daha fazla inanç katmak için onları ancak serin kafa’yla dinlemek isterim. Sikiniz kalktığında dehşetli şeyler söylemek hoşunuza gidiyor ve belki de burada bize kavrulan hayal gücünüzün şehvet dolu öykülerini hakikat diye sunmaya kalkarsınız.

(Düzenleme yapılır.)

DOLMANCE: Bekle Şövalye, bekle: Onu bizzat ben sokacağım; ama ön hazırlıklar gerekli, güzel Eugenie’den özür dileyerek, kendisini hale yola koymak için kamçılamama izin vermesini rica ederim. (Kamçılar.)

EUGENIE: Bu seremoni gereksiz... Bunun sizin şehvetperestliğinizi tatmin ettiğini söyleyin Dolmance; ama, böyle davranarak, rica ederim, benim için bir şey yapıyor havasına kapılmayın.

DOLMANCE, kırbaçlamaya devam ederek: Ah! Birazdan söylersiniz fikrinizi!... Bu peşrevin etkisini henüz bilmiyorsunuz... Haydi, haydi küçük sürtük, kırbaçlanacaksınız!

EUGENIE: Oooh! Nasıl bir şey bu!... Kalçalarım kor gibi yanıyor!... Ama canımı acıtıyorsunuz!...

MADAM DE SAINT-ANGE: Senin intikamını alacağım cicim; ben de onu kırbaçlayacağım. (Dolmance'yi kırbaçlar.)

DOLMANCE: Oh! Tüm kalbimle dilerim bunu. Eugenie’den tek bir lütuf diliyorum, ben ne kadar güçlü kırbaçlanmak istiyorsam o da o kadar güçlü kırbaçlanmayı iyi bulmalıdır; görüyorsunuz iste doğa yasası; ama, bekleyin, düzenleme yapalım: Eugenie sizin böğrünüze çıksın Madam; çocuklarını sırtlarında taşıyan kadınlar gibi boynunuza asılsın; böylece, elimin altında iki kıç birden olacak; ikisine birden vuracağım; Şövalye ve Augustin, her ikisi de aynı anda kalçalarıma vurarak bu darbeleri bana iade edecekler... Evet, böyle... Aaah! Oldu!... Ne zevkli!...

MADAM DE SAINT-ANGE: Su küçük sürtüğü mahrum bırakmayın, yalvarırım, ben sizden hiç merhamet istemediğime göre ona da hiç acımamanızı istiyorum.

EUGENIE: Ay! Ay! Aaay! Sanıyorum kanım akıyor.

MADAM DE SAINT-ANGE: Kan kalçalarını renklendirerek güzelleştirecek... Cesaret meleğim, cesaret; zevke götürenin her zaman acılar olduğunu unutma.

EUGENIE: Dayanamıyorum.

DOLMANCE eserini incelemek için bir an durur; sonra yeniden başlayarak: Altmış kırbaç daha Eugenie; evet, evet, her bir kıça altmış daha!... Oh! Sizi sürtükler! Düzülmekten nasıl da zevk alacaksınız simdi! (Pozisyon dağıtılır.)

MADAM DE SAINT-ANGE, Eugenie’nin kalçalarını inceleyerek: Ah! Zavallı küçük, arkası kan içinde!... Hergele, vahşetinin izlerini böyle öpmekten nasıl da zevk alıyorsun!

DOLMANCE, organını sıvazlayarak: Evet, bunu saklamıyorum, izler ne kadar acımasız olursa öpücüklerim de o kadar şiddetli olur.

EUGENIE: Ah! Siz bir canavarsınız!

DOLMANCE: Kabul ediyorum!

ŞÖVALYE: En azından iyi niyetli!

DOLMANCE: Haydi Şövalye, sodomiye başla.

ŞÖVALYE: Böğrünü tut, üç itişte içinde.

EUGENIE: Oooh! Sizinki Dolmance’ninkinden büyük!... Şövalye, içimi yırtıyorsunuz!... Acıyın bana, yalvarırım!...

ŞÖVALYE: İmkânsız bu, meleğim. Hedefe ulaşmalıyım... Unutmayın ki ben de burada hocamın gözleri altındayım: Onun derslerine layık olmam gerek.

DOLMANCE: Girdi!... Bir yarağın kıllarının bir anüsün çeperlerine sürtündüğünü görmek son derece hoşuma gidiyor... Haydi Madam, siz de kardeşinizi kıçından düzün... İşte, Augustin’in yarağı da size girmeye tamamen hazır ve ben, sizin düzücünüzü rahat bırakmayacağım... Ah!
Güzel! Dizi oluştu sanıyorum; şimdi boşalmayı düşünelim yalnızca.

MADAM DE SAINT-ANGE: Su küçük fahişeye bakın hele, nasıl da kımıl kımıl.

EUGENIE: Benim hatam mı bu? Zevkten geberiyorum!... Şu kırbaçlanma... Sonra şu koca yarak... Ve bu sevimli şövalye, hâlâ gidip gelen!... Güzelim, güzelim, dayanamıyorum!

MADAM DE SAINT-ANGE: Lanet Tanrı! Aynen iade ediyorum, boşalıyorum!...

DOLMANCE: Birlikte dostlarım; bana iki dakika bahşederseniz, birazdan size erişmiş olacağım ve hep beraber geliriz.

ŞÖVALYE: Zaman yok; belim güzel Eugenie’nin kıçına akıyor... Ölüyorum!... Ah! Tanrı’nın lanet adıyla! O ne büyük zevk!...

DOLMANCE: Peşinizden geliyorum, dostlarım... Peşinizdeyim... Bel beni de kör ediyor...

AUGUSTIN: Ben de!... Ben de!...

MADAM DE SAINT-ANGE: Ne müthiş sahne!... Bu herif kıçımı belle doldurdu!...

ŞÖVALYE: Bideye, bayanlar, bideye!

( Bide, özellikle Batı Avrupa ülkelerinde banyolarda bulunan ve harici üreme organlarını (lavman) yıkamak amacı ile kullanılır. Görünüş itibarı ile alafranga tuvalete benzer, kullanımı ile önceden tanışmamış pek çok kişi tarafından tuvalet ile karıştırılabilir ancak tuvaletten farklı olarak yalnızca suyun gidebileceği lavaboya benzer bir delik ile sıcak ve soğuk su muslukları vardır.)

MADAM DE SAINT-ANGE: Hayır, aslında seviyorum bunu ben, kıçımda bel hissetmeyi severim: İçime aktığında asla dışarı çıkarmam.

EUGENIE: Aslında, aklım karışıyor... Söyleyin şimdi dostlarım, eğer bir kadın bu şekilde düzülme önerisini her zaman benimseyecekse, ne zaman yapılabilir bu iş?

MADAM DE SAINT-ANGE: Her zaman güzelim, her zaman: hatta fazlasını da yapmalı: Bu şekilde düzülmek pek zevkli olduğundan, yararlandığı kişilerden bunu talep etmeli; ama bu eğlendiği kişiye bağlıysa eğer, eğer ondan lütuf, hediye ya da bağış elde etmeyi umuyorsa, kendini ağırdan satsın, ısrar ettirsin; bu tür durumlarda, bu işten zevk alan bir erkeği daha fazla alevlendirmek niyetiyle reddedecek kadar becerikli bir kadın için varını yoğunu harcamayacak erkek yoktur; eğer kadın kendisinden istenen şeyi tam yerinde bahsetme becerisine sahipse istediği her şeyi erkekten çekip alabilir.

DOLMANCE: Peki, küçük melek, inancın değişti mi? Sodominin bir suç olduğuna inanmıyorsun artık değil mi?

EUGENIE: Suç olsa da benim için fark etmez. Suçların hiçliğini bana kanıtlamadınız mı? Artık benim gözümde suç sayılabilecek pek az eylem vardır.

DOLMANCE: Ne olursa olsun dünyada hiçbir şeyde suç yoktur sevgili kızım: Eylemlerin en canavarcısında bile bize uygun bir yan bulmaz mıyız?

EUGENIE: Kim kuşku duyar ki bundan?

DOLMANCE: O halde, bu andan itibaren suç olmaktan çıkar; çünkü bir başkasına zarar vererek kişiye hizmet eden şeyin suç olması için, zarar görmüş kişinin, doğa için, hizmet gören kişiden daha değerli olduğunun kanıtlanması gerekir: Oysa doğanın gözünde tüm bireyler eşit olduğundan bu tercih imkânsızdır; dolayısıyla, bir kişiye zarar vererek bir diğerine hizmet eden eylem karşısında doğa tamamen ilgisizdir.

EUGENIE: Ama eğer eylem büyük bir çoğunluğa zarar veriyorsa ve bize verdiği zevk de pek az ise, o zaman, kendimizi bu eyleme teslim etmek korkunç bir şey olmaz mı?

DOLMANCE: Hiç değil, çünkü başkalarının hissettikleri ile bizim hissettiklerimiz arasında hiçbir kıyaslama yapılamaz; başkalarının duyduğu en büyük acı bile bizim için kesinlikle bir hiçtir ve bizim hissettiğimiz en hafif zevk gıcıklanması bile bizi etkiler; dolayısıyla, ne pahasına olursa olsun, bize büyük zevk veren bu hafif gıcıklanmayı, bize dokunmayan ötekinin devasa bahtsızlıklar toplamına tercih etmeliyiz. Ama eğer, tersine, organlarımızdaki bir tuhaflık, tuhaf bir yapı, yakınımızın çektiği acıları bize hoş kılarsa, ki çoğu zaman böyle olur, o zaman, bu acının yokluğu bizim için bir yoksunluk olacağından, bizi eğlendiren kişinin bu acısını hiç tartışmasız tercih etmeyeceğimizi kim söyleyebilir? Tüm ahlâki hatalarımızın kaynağında, Hıristiyanların kendi bahtsız ve felaketle dolu yüzyıllarında uydurdukları şu kardeşlik bağının gülünççe kabulü yatar. Başkalarından merhamet dilenmek zorunda kalındığında, herkesin kardeş olduğunu ileri sürmek beceriksizce bir şey olmaz. Bu varsayıma göre, yardımları nasıl reddedebiliriz? Ama bu doktrini kabul etmek imkânsızdır. Hepimiz tek başımıza doğmuyor muyuz? Dahasını söylüyorum, herkes birbirinin düşmanı değil mi, herkes sürekli ve karşılıklı bir savaş hali içinde değil mi?

Bu sözüm ona kardeşlik bağının gerektirdiği erdemlerin gerçekten doğada bulunduğu kabul edilebilir bir varsayım mıdır, sorarım size. Eğer bunları insanlara esinleyen doğanın sesi olsaydı, doğuştan itibaren esinlerdi. Böyle olsaydı, merhamet, iyilik yapmak ve insanlık doğal erdemler olurdu, kendini savunmak imkânsız olurdu ve vahşi insanın bu ilkel hali bizim onu gördüğümüz hale tamamen karşıt olurdu.

EUGENIE: Ama sizin dediğiniz gibi, doğa insanları tek tek, herkesi birbirinden bağımsız doğuruyorsa eğer, ihtiyaçların onları birbirine yaklaştırarak aralarında en azından bazı bağlar kurmuş olduğunu kabul etmiyor musunuz; karşılıklı bağlılıklarından doğan kan bağları, ask bağları, dostluk, minnet bağları... En azından bunlara saygı duyarsınız sanırım.

DOLMANCE: Aslında ne bunlara ne diğerlerine saygı duyuyorum; yine de analiz edelim bunları, tek tek hepsine bir göz atalım Eugenie. Örneğin, benim evlenme ihtiyacımın, soyumu sürdürme ya da servetimi düzenleme ihtiyacımın ittifak yaptığım nesneyle aramda çözülmez bağlar oluşturması gerektiğini mi söylemek istiyorsunuz? Soruyorum size, bunu savunmak bir saçmalık olmaz mı? Çiftleşme edimi sürdükçe, kuskusuz, bu edime katılmak için bu nesneye ihtiyaç duyarım; ama tatmin olur olmaz, lütfen söyleyin bana, onunla benim aramda ne kalır ki? Ve bu çiftleşmenin sonuçları ona ya da bana hangi zorunlulukları dayatır? Bu sonuncu bağlar, ebeveynlerin yaşlılıklarında terk edilmekten duydukları korkunun ürünüydü ve çocukluğumuzda bize gösterdikleri çıkarcı özen daha sonra ömürlerinin sonlarında bizden bekledikleri özeni hak etmek içindir yalnızca. Tüm bunlar bizi aldatmasın: Ebeveynimize hiçbir borcumuz yoktur... En ufak bir borcumuz bile yoktur Eugenie. Ve bizim için değil kendileri için çalıştıklarından onlardan nefret edebiliriz, hatta yaklaşımları bizi sinirlendirdiğinde onları basımızdan savmamıza da izin vardır; ancak bizimle iyi geçinirlerse onları sevebiliriz ve bu sevgi de diğer dostlarımıza duyduğumuz sevgiden bir derece bile daha fazla olmamalıdır, çünkü doğumdan gelen hakkın bir anlamı yoktur, hiçbir şeyin temeli değildir ve tüm bunları bilgece ve düşünerek incelersek, kendi zevklerinden başka bir şey düşünmeden, bize genellikle bahtsız ya da sağlıksız bir yasam vermiş olanlara kesinlikle kin duymak için bir yığın neden buluruz yalnızca.

Aşk bağlarından söz ediyorsunuz Eugenie; bunları asla tanımasanız olmaz mı? Ah! Böyle bir duygu, sizin için dilediğim mutluluk adına, asla yüreğinize yaklaşmamalı! Aşk nedir? Bana kalırsa, güzel bir nesnenin niteliklerinin bizim üzerimizdeki etkisinden başka bir şey olarak görülemez; bu etkiler bizim basımızı döndürür; bizi yakıp kavurur; eğer bu nesneye sahip olursak memnun oluruz; sahip olmamız mümkün değilse ümitsizliğe kapılırız. Peki, bu duygunun temeli nedir?... Arzu. Bu duygunun devamı nedir?... Delilik. Dolayısıyla, güdümüze sadık kalalım ve etkilerinden kendimizi koruyalım. Güdü, nesneye sahip olmaktır; o halde, sahip olmaya çalışalım, ama bilgelikle; ona sahip olur olmaz ondan yararlanalım; yararlanamıyorsak kendimizi teselli edelim: Benzer binlerce başka nesne, çoğu zaman da daha iyisi, onun kaybı karşısında bizi teselli edebilir; tüm erkekler, tüm kadınlar birbirine benzer: Sağlıklı bir düşünmenin etkilerine direnebilecek aşk kesinlikle yoktur. Oh! Duyuların sonucunu bizim içimize gömerek, bizi asla bir şey göremeyecek hale sokan, ancak çılgınca tapılan bu nesneyle var olmamıza yol açan bu sarhoşluk ne büyük bir aldatmacadır!

Yaşamak bu mudur? Bu, bize deliliğin etkilerine pek benzeyen metafizik hazlardan başka mutluluk bırakmayarak kanımızı emen ve kemiren yakıcı bir ateş içinde kalmayı istemek değil midir? Bu tapılası nesneyi eğer her zaman sevmek zorundaysak, onu asla terk etmeyeceğimiz kesinse, bu da bir zırvalık olur, ama en azından bağışlanabilir. Bu olabilir mi? Bu ezeli bağların asla yalanlanmadığına çok örnek bulabilir miyiz? Birkaç aylık hazzın ardından nesne bir süre sonra gerçek yerine yerleştiğinde, onun sunaklarında yaktığımız günlük bizim yüzümüzü kızartır ve artık çoğu zaman bizi bastan çıkarabileceğini bile düşünemez hale geliriz.

Ey şehvetli kızlar, vücutlarınızı elinizden geldiği kadar teslim edin! Düzüşün, eğlenin, işin özü bu; ama aşktan titizlikle kaçının! Doğacı Buffon, aşkın ancak fiziksel olanı iyidir, der ve iyi bir filozof olarak bunun üzerinde akıl yürütmenin de ötesine geçer. Tekrar ediyorum, eğlenin; ama asla âşık olmayın; âşık olarak kafanızı daha fazla karıştırmayın: Size gereken şey ağlayıp sızlamalarla, hıçkırıklarla, kaş göz işaretleriyle, aşk nameleriyle bitkin düşmek değildir; düzüşmektir, sürekli yeni düzücü bulmak ve bunları değiştirmektir, tek bir kişinin sizi esir etme isteğine özellikle güçlü bir biçimde karsı koymalısınız, çünkü bu kalıcı askın hedefi, sizi ona bağlayarak, kendinizi bir başkasına vermenizi engellemektir, bu acımasız bencillik bir süre sonra zevklerinizi öldürür. Kadınlar tek bir erkek için yaratılmamıştır: Doğa onları tüm erkekler için yaratmıştır. Yalnızca bu kutsal sesi dinleyerek, kendilerini kim isterse hiç ayrım yapmadan ona teslim etsinler. Daima fahişe olun, asla aşık değil, aşktan kaçan, zevke tapan kadınlar, yasam basamaklarında güllerle karşılanırlar yalnızca; bizden esirgemeyecekleri şey de gül olur yalnızca!

Sorun bakalım Eugenie, bir erkekten yararlandıktan sonra onu ne yaptığını sizin eğitiminizle ilgilenmek isteyen şu sevimli kadına sorun! (Augustin işitmesin diye oldukça alçak sesle.) Bugün ona zevk veren bu Augustin’i elinde tutmak için bir adım atar mı, sorun ona! Onun elinden alındığını varsayalım, bir başkasını bulacaktır, onu düşünmez bile ve bir süre sonra yenisinden de bıkarak, onu da iki ay içinde kendi elleriyle gömecektir, eğer bu kurban edişten yeni zevkler doğacaksa...

MADAM DE SAINT-ANGE: Sevgili Eugenie’m, Dolmance’in benim kalbime tercüman olduğuna emin olun. Aynı zamanda da tüm kadınlara tercüman olmakta, sanki kalbimizin en ücra köşelerini ona açmışız gibi.

DOLMANCE: Analizimin son bölümünde dostluk ve minnet ilişkilerini ele alacağım. Yararlı oldukları sürece dostluk ilişkilerine saygı gösterelim, bunu kabul ediyorum; bunlardan bir şey sağlayamadığımızda da unutalım gitsin; insanları ancak kendimiz için sevmeliyiz; onları kendileri için sevmek bir aldatmacadır; doğa asla insanlara kendilerine iyi gelebilecek hareketlerden, duygulardan başka bir şey esinlemez; doğadan daha egoist bir şey olamaz; o halde, doğanın yasalarına uymak istiyorsak, böyle davranalım.

Minnete gelince Eugenie, bu kuşkusuz tüm bağların en zayıfıdır. İnsanlar bizi kendimiz için mi minnettar kılıyorlar? Buna asla inanmayalım sevgilim; gösteriştendir, kibirdendir. Başkalarının gururunun oyuncağı olmak aşağılayıcı olmaz mı? Minnettar kalmak daha da aşağılayıcı değil midir? Yapılan bir iyilikten daha fazla yük olamaz. Ortası hiç yoktur: ya karşılığı verilmelidir ya da aşağılanmış olunur. Gururlu ruhlar iyiliğin ağırlığı altında kendilerini kötü hissederler: Onların üzerine iyiliğin ağırlığı öyle şiddetle çöker ki, iyilik yapandan nefret ederler yalnızca. O halde, şimdi, size göre, doğanın bizi yalnız yaratmış olmasının yerine geçen bağlar hangileridir? İnsanlar arasında ilişkiler oluşturması gerekenler hangileridir? Ne sıfatla onları severiz, hatta çok sever, onları kendimize tercih ederiz? Hangi hakla onların bahtsızlığını dindiririz? Dalavereciler ya da dilenciler tarafından oluşturulduğundan, bunları destekleyecek ya da bunlara hoşgörü gösterecek olan şeyi kaçınılmaz olarak öğütleyen aptalca bir dinin saçma yasasında belirtilen ve dalaverecilerin ya da dilencilerin vaaz ettiği sizin su güzel ve yararsız erdemlerinizin, yani iyilikseverlik, insanlık, merhamet gibi şeylerin ruhlarımızdaki yeri neresidir? Evet Eugenie, insanlar arasında kutsal bir şeylerin varlığını hâlâ kabul ediyor musunuz? Onları kendimizden her zaman üstün görmek için birkaç neden düşünebilir misiniz?

EUGENIE: Kalbime yeni adımlar attıran bu dersler ruhumun reddedemeyeceği kadar bana hoş geliyor.

MADAM DE SAINT-ANGE: Bunlar doğanın dersleri Eugenie: Bunları onaylaman bile bunu kanıtlar; sen doğanın bağrından çıktığına göre, senin hissettiğin şey nasıl olur da ahlâk çürümesinin meyvesi olabilir?

EUGENIE: Ama sizin göklere çıkardığınız tüm hatalar doğada bulunuyorsa eğer, niçin yasalar onlara karsı çıkıyor?

DOLMANCE: Çünkü yasalar tek tek şahıslar için değil genel için yapılmıştır, kişisel çıkar genel çıkarla her zaman çelişki içinde olduğundan bu yasalar da çıkarla sürekli çelişki içindedir. Toplum için iyi olan yasalar toplumu oluşturan bireyler için çok kötüdür; çünkü bu yasalar bireyi korudukları ya da güvence altına aldıkları andan itibaren onu rahatsız ederler ve yaşamının üçte birini esir alırlar; böylece, yasalara karsı küçümseme dolu bilge insanın onlara gösterdiği hoşgörü, tıpkı yılanlara ve engereklere gösterdiği hoşgörü gibidir, yaralasalar da zehirleseler de kimi zaman tıp alanında işe yararlar; bu zehirli hayvanlardan kendini koruduğu gibi yasalara karsı da kendini korur; bilgelik ve temkin yoluyla kolayca bulunabilecek önlemlerle, sırlarla, her şeyle kendini korur. Bırakın suç isleme fantezisi ruhunuzu coştursun Eugenie, bu suçları dostunuz ile benim aramda huzur içinde işleyeceğinize emin olun.

EUGENIE: Ah! Bu fantezi çoktan beri yüreğimde duruyor.

MADAM DE SAINT-ANGE: Seni heyecanlandıran heves nedir Eugenie? Bize sırrını aç.

EUGENIE, kendinden geçmiş: Bir kurban isterdim.

MADAM DE SAINT-ANGE: Hangi cinsiyetten olmalı kurbanın?

EUGENIE: Benim cinsimden!

DOLMANCE: Evet madam, öğrencinizden memnun musunuz? Çok çabuk ilerliyor, değil mi?

EUGENIE, hâlâ şaşkın: Bir kurban güzelim, bir kurban!... Oh! Tanrım! Bu yaşamımın mutluluğu olur!...

MADAM DE SAINT-ANGE: Peki ona ne yapacaksın?

EUGENIE: Her şeyi!... Her şeyi!... Onu yaratıkların en mutsuzu yapacak her şeyi. Oh! Güzelim, güzelim, acı bana, dayanamıyorum!...

DOLMANCE: Lanet Tanrı! Bu ne hayal gücü!... Gel Eugenie, çok tatlısın sen... Gel de seni öpeyim, binlerce kez! (Onu yeniden kollarına alır.) Gelin madam, siz de gelin, su hovardaya bakın, daha dokunulmadan kafasından boşalıyor... Kesinlikle onu bir kez daha arkadan düzmeliyim!

EUGENIE: Sonra istediğim olacak mı?

DOLMANCE: Evet çılgın!... Evet dedik sana!

EUGENIE: Oh! Dostum, iste kıçım!... Ne isterseniz yapın!

DOLMANCE: Bekleyin, bu zevki biraz şehvetle düzenlemeliyim. (Her şey Dolmance’nin belirttiği gibi düzenlenir.) Augustin, sen su yatağın kenarına uzan; Eugenie senin kollarına yatsın; ben ona sodomi yaparken, Augustin’in olağanüstü yarak basını klitorisine sürteceğim, Augustin ise beline hâkim olmak için boşalmamaya dikkat edecek; tek laf etmeden bizi dinlerken yavaş yavaş organını sıvazlayan sevgili Şövalye de Eugenie’nin omuzlarına uzansın, böylece güzel kalçalarını benim öpüşlerime sunmuş olur: onunkini aşağıdan sıvazlayacağım; böylece benim aletim kıçındayken iki elim birer yarağı sıvazlayacak ve siz Madam, ben sizin kocanız oldum, simdi de siz benim kocam olun; takma yaraklarınızın en irisini takın! (Madam de Saint-Ange zıbıklarla dolu bir sandığı açar ve kahramanımız içinden en korkuncunu seçer.) Güzel! Numarasından anlaşıldığına göre on dört parmak uzunluğunda, çevresi de on parmak; bunu kasıklarınıza takın madam, simdi de bana en şiddetli darbeleri yöneltin.

MADAM DE SAINT-ANGE: Gerçekten de siz delisiniz Dolmance, sizi bununla bozacağım.

DOLMANCE: Çekinmeyin; itin, girin meleğim: Sizin koca organınız kıçımın derinlerine girdiğinde sevgili Eugenie’nizi düzebilirim ancak!... Girdi! Girdi, lanet Tanrı!... Ah! Beni göklere çıkardın!... Acıma güzelim!... Haberin olsun ben de senin kıçını hazırlıksız düzeceğim... Ah! Lanet Tanrı! Güzel göt!...

EUGENIE: Oh! Dostum, parçalıyorsun beni... Yolu hazırla bari.

DOLMANCE: Vallahi, bunlar beni ilgilendirmiyor: Bu aptalca dikkat zevkin yarısını yok eder. İlkelerimizi düşün Eugenie; ben kendim için çalışıyorum: Şimdi, bir an için kurban sensin, benim güzel meleğim, birazdan da işkenceci olacaksın... Ah! Lanet Tanrı! Giriyor!...

EUGENIE: Öldüreceksin beni!...

DOLMANCE: Oh! Düzüş Tanrısı! Dibe değdim!...

EUGENIE: Ah! Şimdi ne istersen yap, girdi nasılsa... Tek hissettiğim zevk artık!...

DOLMANCE: Su koca yarağı bir bakirenin klitorisi üzerinde sallamak ne zevkli!.,. Sen, Şövalye, güzel kıçını göster bana... İyi sallıyor muyum çapkın?... Ya siz Madam, haydi düzün beni, orospunuzu düzün... Evet, ben bir orospuyum, orospu olmak istiyorum... Eugenie, boşal meleğim, evet, boşal!... Augustin istemeden bele buladı beni... Şövalye’ninkini de alıyorum, benimki de geliyor...  Dayanamıyorum... Eugenie, kalçalarını salla, anüsün yarağımı sıkıştırsın: Yayılmakta olan yakıcı beli bağırsaklarının dibine fırlatacağım... Ah! Tanrı’nın düzülmüş kancığı! Ölüyorum! (Geri çekilir; pozisyon bozulur.) Bakın Madam, işte sizin küçük hovarda yine belle doldu; amının girişi belle ıslandı; ovuşturun onu, spermle sırılsıklam olmuş klitorisini güçlü bir şekilde okşayın: Yapılabilecek en zevkli seylerden biri bu.

EUGENIE, çırpınarak: Oh! Cicim, bana ne büyük zevk veriyorsun!... Ah! Aşkım, şehvetten ölüyorum! (İstenen pozisyona geçilir.)

DOLMANCE: Şövalye, bu güzel çocuğun bakireliğini sen bozacağına göre, yardımlarımı kardeşininkilerle birleştir ki senin kollarının arasında kendinden geçsin, bu duruşunla da kalçalarını bana sun: Augustin beni düzerken ben de seni düzeyim. (Her şey düzenlenir.)

ŞÖVALYE: Böyle iyi miyim?

DOLMANCE: Kıçını biraz daha yukarı kaldır aşkım; tamam, iyi... Peşreve gerek yok Şövalye...

ŞÖVALYE: Nasıl istersen; bu tatlı kızın kollarında zevkten başka bir şey hissedebilir iniyim?

(Eugenie’yi öper ve organını okşar, amına bir parmağını hafifçe sokar, o sırada Madam de Saint-Ange, Eugenie’in klitorisini ovmaktadır.)

DOLMANCE: Bana gelince sevgilim, emin ol ki seninleyken Eugenie’yle olduğumdan daha fazla zevk alıyorum: Bir oğlanın kıçıyla bir kızın kıçı arasında öyle fark var ki!... Haydi, düz beni Augustin! Karar vermekte ne kadar zorlanıyorsun!

AUGUSTIN: Yok camın! Mösyö, bizim alet bu kibar kumrununki için biraz önce boşaldı, istiyorsunuz ki sizin kıçınız için de hemen dikilsin, hem de o kadar güzel değilken!

DOLMANCE: Salak! Ama niçin şikâyet edeyim ki? Doğa bu: Herkes kendi azizine yakarır. Haydi, haydi, gir artık doğrucu Augustin; biraz daha deneyim kazandığında kıçlar da amlar kadar iyi mi bana söylersin... Eugenie, Şövalye’nin sana yapmış olduğunu aynen iade et ona; yalnızca kendinle ilgileniyorsun: Haklısın çapkın; ama kendi zevklerinin çıkarı için onunkini sıvazla, çünkü senin ilk mahsulünü o toplayacak.

EUGENIE: Sallıyorum, öpüyorum, aklımı yitiriyorum!... Ay! Ay! Aaay! Dostlarım, dayanamıyorum!... Halime acıyın... Ölüyorum... Boşalıyorum!... Lanet Tanrı! Kendime hakim olamıyorum!...

DOLMANCE: Bense uslu duracağım! Ben yalnızca bu güzel kıçın içinde kendime gelmek istiyorum; burada ışıldayan beli Madam de Saint-Ange için saklıyorum: İşe bir kıçta başlayıp diğerinde bitirmek kadar hiçbir şey beni eğlendiremez. Evet Şövalye, hazır mısın... Bozalım mı
kızlığı?...

EUGENIE: Oh! Tanrım, hayır, o yapsın istemiyorum, ölürüm; sizinki daha küçük Dolmance: Bu isi bana siz yapın, yalvarırım!

DOLMANCE: Bu mümkün değil, meleğim; Ömrüm boyunca am düzmedim! Müsaade edin de bu yaştan sonra başlamayayım. İlk mahsulleriniz Şövalye’nindir; burada onları toplamaya yalnızca o layıktır: haklarını elinden almayalım.

MADAM DE SAINT-ANGE: Kızlık bozmayı reddetmek ha!... Hem de bu kadar tazesini, bu kadar güzelini, benim Eugenie’min Paris’in en güzel kızı olduğuna bahse girerim, oh! Mösyö!... Mösyö, aslında, prensiplerine fazla bağlı diye işte buna denir!

DOLMANCE: Yeterince bağlı değilim Madam, çünkü sizi kesinlikle kıçtan düzmeyecek sayısız meslektaşım vardır... Bense bunu yaptım, yeniden de yapacağım; demek ki sizin kuşkulandığınız gibi kendi ibadetimi fanatizme vardırmıyorum.

MADAM DE SAINT-ANGE: Haydi Şövalye! Hazırla onu; sokacağın boğazın darlığına iyi bak: Zarf ile mazruf birbirine orantılı mı?

EUGENIE: Oh! Öleceğim, çaresiz... Ama düzülmek için duyduğum ateşli arzu hiçbir şeyden çekinmeden her tehlikeyi göze aldırtıyor bana... Haydi, gir sevgilim, kendimi sana bırakıyorum.

ŞÖVALYE, kalkmış yarağını okkalayarak: Evet düzmek gerek! Oraya girmesi gerek... Kız kardeşim, Dolmance, tutun birer bacağından... Ah! Lanet Tanrı! Ne teşebbüs!... Evet, evet, bir vuruşla ikiye bölünmeli, yırtılmalı, ikiz Tanrı, geçip gitmeli!

EUGENIE: Yavaş, yavaş, dayanamıyorum... (Haykırır; yanaklarından yaşlar akar...) Yardımıma koşun! Dostum... (Debelenir.) Hayır, girsin istemiyorum!.. Eğer ısrar ederseniz cinayet var, diye bağıracağım!...

ŞÖVALYE: Dilediğin kadar bağır küçük sürtük, girmesi gerektiğini söyledim sana, bin kere gebersen de girecek!

EUGENIE: Bu ne barbarlık!

DOLMANCE: Ah! Düzüşün! Sik kalktığında zevkli, değil mi?

ŞÖVALYE: Bakın; girdi!... Girdi, lanet olası Tanrı!... Düzüş! İşte şeytanın kız bozması... Kanına bakın nasıl da akıyor!

EUGENIE: Haydi, acımasız herif!... Haydi, yırt beni istersen şimdi, aldırmıyorum!... Düz beni cellât, düz beni, tapıyorum sana!... Ah! İçerde olduktan sonra bir şey değil artık: Tüm acıları unuttum... Böyle bir saldırıdan ödü patlayan genç kızların vay haline!... Küçücük bir acı için
ne büyük zevkleri reddediyorlar!... İttir! İttir! Şövalye, boşalıyorum!... Açtığın yaraları belinle sula... Döl yatağımın dibine kadar it... Ah! Acı zevke bıraktı yerini... bayılmak üzereyim..! (Şövalye boşalır; tam düzerken Dolmence de onun kıçını ve taşaklarını parmaklamıştı ve
Madam de Saint-Ange da Eugenie’nin klitorisini okşamıştı. Pozisyon dağılır.)

DOLMANCE: Bence, yollar açıldığına göre küçük sürtük Augustin tarafından da düzülsün.

EUGENIE: Augustin mi!... O boyda bir yarak!... Ah! Hem de hemen ha!... Hâlâ kanıyorken!... Beni öldürmek mi niyetiniz?

MADAM DE SAINT-ANGE: Sevgilim öp beni... Sana acıyorum... Ama hüküm verildi; karar kesin. Canım! Boyun eğmelisin.

AUGUSTIN: Ah! Bahçem benim! İşte hazırım, ne zaman bu küçük kızı düzmek gerekse gelirim elbette! Roma’dan bile yaya gelirim.

ŞÖVALYE, Augustin'in koca yarağını avuçlayarak: Bak Eugenie, nasıl kalkmış görüyorsun... Benim yerimi almayı nasıl da hak ediyor!

EUGENIE: Ah! Tanrım! Bu nasıl bir hüküm!... Oh! Siz beni kesinlikle öldürmek istiyorsunuz!...

AUGUSTIN, Eugenie’yi yakalayarak: Yoo! Hayır, Matmazel, bu asla kimseyi öldürmedi.

DOLMANCE: Bir dakika yakışıklı delikanlı, bir dakika! Sen onu düzerken kıçını da bana sunmalı... Evet, böyle, siz de yaklaşın Madam de Saint-Ange. Sizi götten düzmeye söz verdim, sözümü tutacağım; ama öyle yerlesin ki, sizi düzerken, Eugenie’yi kırbaçlayacak mesafede olayım. O sırada da Şövalye beni kırbaçlasın. (Hepsi hazırlanır.)

EUGENIE: Ah! Düzüş! Gebertiyor beni!... Yavaş ol, koca balaban!... Ah! Herifçioğluna bak! İçeri giriyor!... İşte, babafingo!... En dibe vardı!... Ölüyorum!... Oh! Dolmance, nasıl da vuruyorsunuz!... İki tarafım da yanıyor; kalçalarımı ateşe çevirdiniz.

DOLMANCE, var gücüyle kırbaçlayarak: Ateşler içinde yanacaksınız küçük sürtük!... Bundan daha zevkli boşalamazsın. Nasıl da sıvazlıyorsunuz onu Saint-Ange... Bu yumuşak parmak, Augustin ile benim verdiğimiz acıyı hafifletiyor olmalı!... Ama anüsünüz açılıp kapanıyor... Görüyorum Madam, birlikte boşalacağız... Ah! Ağabey kardeş arasında olmak ne kutsal!

MADAM DE SAINT-ANGE, Dolmance’e: Düz beni yıldızım, düz!... Asla, eminim, asla böyle zevk almadım!

ŞÖVALYE: Dolmance, yer değiştirelim; kardeşimin kıçından Eugenie’ninkine geçiver, iki arada olmanın zevklerini tanıt ona da, ben de kardeşimi arkadan düzeyim, o da bu sırada, Eugenie'nin kalçalarını kana buladığın değnek darbelerini sana iade etsin.

DOLMANCE, söylenenleri yaparak: Kabul ediyorum... İşte dostum, bundan daha ustalıklı bir değişim olabilir mi?

EUGENIE: Neee! İkisi birden üzerimde, Tanrım!... Ne hissedeceğimi bilemiyorum; bu balabandan yeterince çektim zaten!... Ah! Bu ikili zevk bana ne büyük menilere mal olacak!... Şimdiden akıyor. Bu şehvetli fışkırma olmasaydı, sanırım, çoktan ölmüş olurdum... Ne diyorsun! Güzelim, beni taklit mi ediyorsun?... Oh! Nasıl da küfrediyor sürtük!... Dolmance, boşal... Boşal aşkım... Bu koca köylü beni ıslattı: Bağırsaklarımın dibine kadar fışkırtıyor... Ah! Düzücülerim benim! İkisi de aynı anda, lanet Tanrı!... Bittim ben... (Pozisyon bozulur.) Evet güzelim, öğrencinden memnun musun?... Artık yeterince orospu muyum?... Beni öyle bir hale... Öyle bir heyecana gark ettiniz ki... Oh! Evet, yemin ederim, şu sarhoşluğumla, gerekirse gider sokağın ortasında düzdürürüm kendimi!...

DOLMANCE: Böyle ne kadar güzel!

EUGENIE: Sizden nefret ediyorum, beni reddettiniz!...

DOLMANCE: Dogmalarıma karşı gelebilir miyim?

EUGENIE: Haydi, sizi bağışlıyorum, sapkınlıklara yol açan ilkelere de saygı göstermeliyim. Ben ki yalnızca suç içinde yaşamak istiyorum, bu ilkeleri nasıl olur da benimsemem? Oturalım ve biraz gevezelik edelim artık; dayanamıyorum. Eğitimime devam edelim Dolmance, kendimi teslim ettiğim aşırılıklarda beni teselli edecek bir şeyler söyleyin bana; acılarımı dindirin; bana cesaret verin.

MADAM DE SAINT-ANGE: Bu doğru; pratiğin ardından biraz teori gelmeli; eksiksiz bir öğrenci olması için yapılması gereken budur.

DOLMANCE: Peki, Eugenie, hangi konuda söyleşmek istiyorsunuz?

EUGENIE: Bir yönetimde ahlâkın gerçekten gerekli olup olmadığını, ahlâk etkilerinin bir ulusun dehası üzerinde bir ağırlığı olup olmadığım bilmek istiyorum.

DOLMANCE: Ah! Elbette! Bu sabah yola çıkarken Eşitlik Sarayı’nda bir broşür satın aldım, başlığına bakılırsa, sizin sorunuza kesinlikle cevap verecek bir kitap... Baskıdan henüz çıkmış.

MADAM DE SAINT-ANGE: Bakalım. (Okur) Fransızlar; Cumhuriyetçi Olmak İstiyorsanız Biraz Daha Çabalayın. İşte, bence eşsiz bir baslık: Vaatkâr; Şövalye, sen ki güzel bir organa sahipsin, bize bunu oku!

DOLMANCE: Yanılmıyorsam, Eugenie’nin sorusuna eksiksiz bir cevap olmalıdır bu.

EUGENIE: Kesinlikle!

MADAM DE SAINT-ANGE: Dışarı çık Augustin: Bu sana göre değil, ama uzaklaşma; yeniden gelmen gerektiğinde zili çalarız.

ŞÖVALYE: Başlıyorum.

Marquis de Sade - Yatak Odasında Felsefe







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM