AUGUSTUS CEASAR

Michael H. Hart - Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin 100


18. AUGUSTUS CEASAR (M.Ö. 63 - M.S. 14)

Roma İmparatorluğu'nun kurucusu Augustus Ceasar tarihteki en önemli kişiliklerden biridir. M.Ö. birinci yüzyılda Roma Cumhuriyetinin bölünmesine sebep olan iç savaşları sona erdirmiş ve Roma devletini, iç barış ve refahın iki yüzyıl sürmesini sağlayacak şekilde yeniden örgütlemiştir.

Gaius Octavius, (daha iyi bilinen adıyla Oktavyanüs; 'Augustos' sanını otuz beş yaşındayken almıştır.) M.Ö. 63'te doğmuştur. Oktavyanüs'ün gençlik yıllarında Roma'nın en önde gelen siyaset adamı olan Julius Ceasar'ın ikinci kuşaktan yeğeniydi. Meşru bir erkek evladı olmayan Julius Ceasar delikanlıdan hoşlandı ve O'na siyaset adamlığına hazırlanmasında yardımcı oldu. Ancak, Ceasar M.Ö. 44 yılında katledildiğinde Oktavyanüs henüz on sekiz yaşında bir öğrenciydi.

Ceasar'ın ölümü, Roma'nın asker ve siyaset adamları arasında amansız bir çatışmanın başlangıcı oldu. Hepsi Roma siyasetinin engebeli arenasında uzun yılların deneyimine sahip olan rakipleri, genç Oktavyanüs'ü önceleri ciddi bir tehdit olarak görmediler. Gerçekten de genç adamın göze görünür tek özelliği, Julius Ceasar'ın O'nu evlat edinmiş olmasıydı. Bu avantajı ustalıkla kullanan Oktavyanüs, Ceasar' a bağlı askeri birliklerin bir kısmının desteğini kazanmayı başardı. Bununla birlikte askerlerin önemli bir kısmı da Ceasar'a en yakın kişilerden biri olan Mark Antuan'ı (Antonianus) desteklemeyi tercih etmişlerdi. Sonraki bir iki yıl, erk için yarışan diğerlerini ortadan kaldırdı ve M.Ö. 36 yılına gelindiğinde Roma, fethetmiş olduğu birçok ülkeyle birlikte, doğu kısmını kontrolünde bulunduran Mark Antuan ile batı kısmında hükümran olan Oktavianus arasında paylaşıldı. Aralarında birkaç yıl süren huzursuz bir anlaşma yapıldı. Bu süre içinde, Oktavianus konumunu kararlılıkla sağlamlaştırırken, Antuan Kleopatra ile kurduğu gönül ilişkisine kendisini fazla kaptırmış görünüyordu. İkisi arasında M.Ö. 32 yılında savaş çıktı ve meselenin sonucu, Oktavyanüs'e bağlı kuvvetlerin kazandığı Actium deniz savaşıyla (M.Ö. 31) belli oldu. Savaş ertesi yıl, Oktavianus'ün kesin zaferiyle sona erdi, Antuan ve Kleopatra intihar ettiler.

Oktavianus artık Julius Ceasar'ın on beş yıl önce sahip olduğu güçlü konuma erişmişti. Ceasar, Roma' daki Cumhuriyet Hükümetini feshedip kendisini kral ilan etmeye niyetinde olduğu ortaya çıktığı için katledilmişti. Ama M.Ö. 30'a gelindiğinde, onca iç savaştan ve Roma' daki hükümetin açıkça iflas etmesinden sonra; Romalıların çoğu, demokratik rejim görüntüsü devam ettiği sürece, iyi kalpli bir despotu kabule hazırdılar.

Oktavianus, zirveye çıkma savaşı verirken acımasız olmasına rağmen, erki eline bir kez geçirdikten sonra insanı hayrete düşürecek kadar uzlaşmacıydı. M.Ö. 27'de, senatörlerin gönlünü almak için, Cumhuriyeti yeniden kuracağını ilan etti ve devletteki tüm konumlarından çekilmeyi teklif etti. Gerçekte ise İspanya, Galya ve Suriye eyaletlerinin başkanı sıfatını elinde tuttu. Roma askeri birliklerinin büyük çoğunluğu bu üç eyalette bulunduğundan, gerçekte güç sapasağlam elindeydi. Senato O'nu " Augustos" sanıyla onurlandırdı, fakat hiçbir zaman "kral" unvanını almadı. Teorik olarak Roma hala bir cumhuriyetti ve Augustos Roma'nın "birinci sınıf vatandaşı" olmaktan öte bir özelliğe sahip değildi. Gerçekte ise kendisine şükran duyan ve uysallaşmış olan Senato, O'nu istediği her konuma atadı ve Avgustos ömrünün geri kalanını etkin bir diktatör olarak geçirdi. M.5. 14 yılında öldüğünde Roma, cumhuriyetten monarşiye geçişi tamamlamıştı ve evlat edindiği oğlu O'nun yerini almakta hiçbir güçlükle karşılaşmadı.

Avgustos tarihte yetenekli ve iyilik niyetli bir despotun belki de en iyi örneği olarak öne çıkmaktadır. Uzlaşmacı siyaseti Roma' da iç savaş sonucu ortaya çıkmış olan bölünmeleri sağaltma konusunda çok işe yaramış olan gerçek bir devlet adamıydı.

Avgustos Roma'yı kırk yılı aşkın bir süre yönetti ve izlediği siyaset İmparatorluğu bundan sonra da uzun yıllar etkisi altına aldı. Yönetimi altındaki Roma orduları İspanya, İsviçre ve Küçük Asya (Anadolu) da bulunan Galatya'yı tamamen, Balkanların ise büyük bir kısmını fethettiler. Hükümranlığının sonuna gelindiğinde, İmparatorluk kuzeyde, gelecek birkaç yüzyıl boyunca kuzey sınırı olacak Ren-Tuna hattına oldukça yaklaşmıştı.

Avgustos olağanüstü yetenekli bir yöneticiydi ve halka yeterli hizmet verecek bir sistem kurulmasında en önemli rolü oynadı. Roma devletinin vergi ve maliye sistemini iyileştirdi, orduyu yeniden örgütledi ve kalıcı bir donanma oluşturdu. Ayrıca, gelecek yüzyıllarda imparatorların seçim ve azlinde büyük rol oynayacak olan bir kişisel koruma sistemi, "Pretorya muhafızları"nı kurdu.

Avgustos'un yönetimi altında Roma İmparatorluğu'nun bir ucundan diğerine mükemmel bir karayolu sistemi yapıldı; Roma şehri bir çok devlet binasıyla doldu ve şehir çok güzelleşti. Tapınaklar yapıldı ve Avgustos eski Roma dinine bağlılığı ve gereklerinin yerine getirilmesini teşvik etti. Evliliği ve çocuk yetiştirilmesini teşvik eden yasalar kondu.

M.Ö. 30' dan sonra Roma, Avgustos'un hükümranlığı altında iç barışı sürdürdü. Bunun doğal sonucu sosyal refahın fazlasıyla artmasıydı. Bu da sanat alanında büyük bir ilerlemeye yol açtı ve Avgustos dönemi Roma edebiyatının altın çağı oldu. Roma'nın en büyük şairi Virjil, Horas ve Livi gibi diğer birçok büyük yazar bu dönemde yaşadılar. Ovid Avgustos'un kendisinden hoşnut olmaması nedeniyle Roma' dan sürüldü.

Avgustos'un erkek evladı yoktu, bir yeğeni ve iki torunu da gözünün önünde ölmüştü; bu nedenle üvey oğlu Tiberyüs'ü evlat edinerek O'nu kendisinin yerine geçecek kişi ilan etti. Ama hanedan (daha sonra Caligula ve Neron gibi kötü üne sahip yöneticileri de olacaktı) kısa bir süre sonra ortadan kalktı. Buna rağmen, Avgustosla başlamış olan ve "Pax Romana" adıyla anılan iç barış dönemi iki yüz yıl boyunca sürecekti. Bu uzun barış ve refah döneminde Roma kültürü Avgustos ve diğer Romalı liderlerin fethettiği ülkelere derinden derine yayıldı.

Roma İmparatorluğu eski çağlara ait imparatorlukların en ünlüsü olarak bilinir ve bu tanımı sonuna kadar hak eder. Çünkü Roma, hem eski çağ uygarlığının doruk noktasıdır, hem de bu uygarlığı oluşturan halkların (Mısır, Babil, Yahudi, Yunan ve diğerleri) düşünce ve kültürlerinin batı Avrupa'ya aktarıldığı en belli başlı kanaldır.

Avgustos'u büyük amcası Julius Ceasar'la karşılaştırmak ilginç olacaktır. Avgustos, çekici dış görünümü, zekası, güçlü kişiliği ve askeri başarılarına rağmen, dayısının karizmasına sahip değildi. Julius çağdaşlarının hayal gücünü Avgustos'un yapabildiğinden çok daha fazla harekete geçirebiliyordu ve hep Avgustos'tan daha ünlü oldu. Bununla birlikte, tarihteki gerçek etkisi anlamında Avgustos çok daha önemliydi.

Avgustos'u Büyük İskender'le karşılaştırmak da ilginç olacaktır. Her ikisi de siyasi hayatlarına oldukça genç yaşta başladılar. Ama Avgustos zirveye varmak için çok daha sert bir rekabetle başa çıkmak zorundaydı. Askeri yetenekleri İskender'in aynı konudaki yetenekleri kadar olağanüstü değildi ama unutulmazlığı da kesindi ve yaptığı fetihlerin çok daha kalıcı olduğu görüldü. Aslında iki insan arasındaki en büyük fark da budur. Avgustos geleceğe özenle yatırım yaptı ve bunun sonucunda insanlık tarihi üzerindeki uzun vadeli etkisi çok daha büyük oldu. .

Avgustos George Washington ile de karşılaştırılabilir. Her ikisi de dünya tarihinde önemli (ve bir bakıma da benzer) roller oynadılar; ama Avgustos'un hükümranlık süresinin uzunluğu, siyasasının başarısı ve Roma İmparatorluğu'nun dünya tarihindeki önemi göz önüne alındığında, O'nun Washington' dan daha üst sırada bulunması gerektiğine inanıyorum.

Michael H. Hart - Dünya Tarihine Yön Veren En Etkin 100






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM