Cinsi Adetler Tarihi

Richard Lewinshon - Cinsi Adetler Tarihi


Hamurabi kanunları

Mısır, daha sonraki dünyaya kendini, hikâyede veya görünüşte kadının hâkim olduğu bir ülke, tutkulu, hünerli, güzel, hoş, entrikacı kadınların yönettiği bir ülke olarak tanıtmışken, Yakın Doğunun öteki büyük devleti Babil’de hâkim olan, erkek unsurdur. Orada dahi, eski bir anaerkil toplumdan arta kaldığı ileri sürülebilecek bazı kuruluşlar bulunmasına rağmen, tarih zamanlarında kamu işleri erkeklerin elinde olmuştur. Kadının görevi çocuk doğurma, ev işlerine bakma, özellikle de erkeğin keyfine hizmet etmeydi. Bu daha sonraları olacağı gibi kadını tam bir köle gibi kullanmayı ifade etmiyordu henüz. Kadın onun eşiydi, İnsan olarak davranılması gereken bir varlıktı, gönlünün dilediği gibi kullanacağı bir esir değildi. Görevleri olduğu gibi, hakları da vardı, birçok bakımdan da kanun karşısında eşitti.

Babil, Roma’nın gerçek öncüsüydü. Babil Devleti, kanunun yönettiği bir devletti; yazılı hukuk, vatandaşlara neyi yapması, neyi yapmaması gerektiğini ve suç işlediğinde ne gibi cezalara çarptırılacağım gösteriyordu. İ.Ö. iki bininci yılın başlarında, Kral Hamurabi, mevcut kanun hükümlerini ve en önemli içtihadları, sonradan yüzyıllarca yürürlükte kalacak olan tek bir külliyat halinde topladı. Hamurabi’nin kanunları, eski zamanların birçok külliyatına nazaran daha çok toplumsal unsur ihtiva etmektedir. Kadınlar dahil, zayıf kimseleri korumaktadır. Bununla birlikte, başlıca kaygısı mülkün korunmasıdır. Babilliler pratik kafalı kimselerdi, kanun koyucuları, şaşmaz ilkeler koymuyorlardı; amaçları günlük hayatın belli başlı meselelerini açıklamak ve haklarında bir karara varmaktı.

Babil’in dinsel efsaneleri, insanın, tanrılara zevk versin diye yaratıldığını söyler. Bununla birlikte, bu dünyada, Babillilerin düşüncesi para üstünde toplanıyordu. Henüz basılmış sikke yoktu, para yerine gümüş çubuklar ile arpa ölçekleri kullanılıyordu. Hamurabi külliyatında, aile hukukunun çoğu, para, mülk ve şahsi mal, satış, borç ile ipotek gibi hususlarla uğraşır; ama aynı zamanda, aile içinde karı koca ve akrabaları arasındaki insansı ilişkilerin ayarlanmasına da önem verir. Külliyatın 252 maddesinin tam 64’ü aile hukuku ile ilgiliydi.

Ailenin temeli İlk Evlilikti, bu bir evlilik mukavelesiyle tasdik olunurdu. Koca, ayrıca, bir veya daha çok kapatma tutabilir, onları hatta kendi evine alabilirdi, özellikle karısı rahatsız olduğu zamanlar veya kısır ise. Erkeğin metreslerinden de çocuğu olmuyorsa ve çocuk olması için hâlâ ısrar ediyorsa, istisnaî durumlarda, esas karısını boşamadan ikinci bir karıyla da evlenebilirdi. Bununla birlikte, ikinci karısının durumu aşağı bir durumdu, örneğin birinci karısının ayaklarını yıkaması gerekti.

Eski kanunda saf bir kızı baştan çıkaran bir erkek, kızı annesinden babasından istemek zorundaydı. Kızı almamağa kalkması başına mal olabilirdi. Bu sıkılık sonradan gevşemiştir. Hamurabi’nin külliyatında, evlilik öncesi cinsel birleşmeden bahis yoktur. Devlet, teb’asının gönül işlerine, ancak bir erkeğin kendi evlenmeğe karar verdiğinde, karışmağa başlamıştı. Evlilik büyük çapta malî sorumluluklar gerektirdiğinden, her şeyin, önceden, incelikle ayarlanması gerekiyordu.

İşin ticari yanı iki safhada oluyordu; ilkin erkek düğün hediyeleri veriyordu geline, sonra kızın annesinden babasından bir çeyiz alıyordu; bununla birlikte bu, bir satın alış fiyatı olmayıp, sadece karısını geçindirmek için gerekecek paraya bir yardımdı. Sık sık olduğu gibi, kız evlendikten sonra annebabasının evinde kalacak olursa, kocanın annebabaya kızın geçimi için bir para ödemesi gerekti. Çeyiz, hukuken kadının malı olarak kalırdı, kocası, başka bir kadın almak üzere onu bıraktığında, mal onundu. Boşanma sebepleri çoktu, oldukça da belirsizdi. Başlıca sebep kadının çocuk doğuramamasıydı: tabii bir şeydi bu, çünkü evliliğin amacı erkeğe çocuk doğurmaktı. Bir koca, karısını, sıhhati yüzünden evine bakamayacak olduğundan, ya da şu bu sebepten kötü bir ev kadını olduğu için de boşayabilirdi. Bütün bu durumlarda, kocanın tek taraflı bir beyanı evliliğin feshine yetiyordu: o zaman kadın çeyizini, ya da çeyizinden geri kalanı, alır giderdi. Çocuk var ise, bakımı babaya aitti. Yüksek ruhluysa, yargıç da rıza gösterirse, karısını evde alıkoyabilir, resmen kovmaksızın bir esir gibi kullanabilirdi.

Bütün bunlar pek zalimce görünüyor, ama yumuşatan bir şey vardı, kadın da, kocası kötü davranıyorsa ve evlilik görevlerini yerine getirmiyorsa, kocasını boşayabilirdi, ancak buna mahkemenin rıza göstermesi gerekti. Başarı kazanırsa çeyizini geri alabilirdi, üstelik tazminat alır ve yeniden evlenme yetkisine sahip olabilirdi. Bu bakımdan, eski Babil’in boşanma kanunları, aslında modern dünyanınkinden pek farklı değildi, biricik ayrılık boşanmanın erkek için kadından daha kolay oluşuydu.

Eşe bağlılık konusundaki ayrılıklar çok daha büyüktü, koca karısını pek fazla ihmal ediyor idiyse, kadın onu bırakabilirdi; başka bir doğrultma gerekmiyordu. Erkeğin karısını aldatması herhangi bir ceza gerektirmiyordu, ancak karısına tazminat vermesi ihtimal dahilindeydi. Öte yandan, kocasını aldatan bir kadın, suya atılıp boğulma tehlikesine maruzdu. Sevgilisiyle birlikte suçüstü yakalanmışlarsa, ikisi de bağlanarak suya atılırdı; suç ispat olunamadığında, Tanrıyı tanık tutarlar; şüpheli çift suya bağlanmadan atılır, ırmak tanrısı da suçlu olup olmadıklarına kendi karar verirdi. Suya atma, Babil adaletinde gözde bir cezaydı. Bir Don Juan veya hafifmeşrep bir kadın iyi yüzme biliyorsa, Dicle veya Fırat ırmaklarında vakitsiz bir ölümden kurtulabilirdi.

Başka bir zalimce hüküm daha vardı, buna göre mahkemenin rıza göstermesi şartıyla bir koca, sadece karısını değil aynı zamanda çocuklarını da borcu karşılığı teminat olarak, borçlu olduğu kimsede kalmasını sağlayabilirdi; böylece, yalnız borçlarından değil, aynı zamanda, isterse karısından da kurtulmuş olurdu.

Bunu, boşanma amacıyla kötüye kullanmayı önlemek için, kadının rehine verilebileceği süreyi kanun üç yıl olarak tesbit etmişti. Çok sayıda kocanın bundan faydalanmış olması ihtimali yoktur. Bununla birlikte, daha sonra süre uzatılmış ve Yeni Babil imparatorluğunda kadın ve çocukları rehin bırakmak özel bir esir ticareti kolu haline gelmiştir.

Asur’un fethinden sonra kanun daha sıkılaşmıştı. Suya atma cezasından başka, kocasını aldatan bir kadının burnu kesilebilir, sevgilisiyse hadım edilebilirdi. Evli kadın temin eden mamaların kulakları kesilirdi.

Richard Lewinshon - Cinsi Adetler Tarihi






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM