Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi

Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi - Cilt 1


9. Çalışma, Teknoloji ve İmgelem Dünyaları

Daha önce de söylediğimiz gibi, Yakındoğu, özellikle de Filistin'de mezolitik çağ, iki uygarlık türü arasında, avcı ve toplayıcı uygarlıkla tahıl ekimine dayalı uygarlık arasında bir geçiş dönemi olma niteliğini korurken, diğer yandan da yaratıcı bir döneme işaret eder. Filistin'de üst paleolitik avcıların uzun süre mağaralarda yaşadıkları anlaşılmaktadır. Ama açıkça yerleşik bir hayatı seçenler, Natuf  kültürünün taşıyıcıları olmuştur. Onlar hem mağaralarda hem de açık havadaki yerleşimlerde yaşıyorlardı (içlerinde ocakları da olan, daire biçiminde kulübelerden oluşmuş bir köyün ortaya çıkarıldığı Einan'da olduğu gibi). Natuflular yabani tahılların besin olarak önemini keşfetmişlerdi; onları taştan oraklarla biçiyor ve tanelerini bir tokmakla dibekte dövüyorlardı. Bu tarıma doğru atılmış büyük bir adımdı. Hayvanların evcilleştirilmesi de mezolitik çağda başladı (yaygınlaşması ancak neolitik çağın başına doğru gerçekleşti): y. MÖ 8000'de Zevi Çemi-Şanidar'da koyun, MÖ 7000'de Ürdün'de, Eriha'da teke ve MÖ 6500'de domuz; MÖ 7500'de İngiltere' de Stan Carr'da köpek. Buğdaygil ekiminin başlamasının ilk sonuçları, Natufluların da ayırt edici özelliklerini oluşturan, nüfusun genişlemesi ve ticaretin gelişmesinde kendini gösterdi.

Avrupa mezolitiğinin desen ve resimlerine özgü geometrik şematizmden farklı olarak, Natufluların sanatı doğacıydı: Hayvan heykelcikleri ve kimi zaman erotik pozlarda insan heykelcikleri bulundu. Fallus biçiminde oyulmuş birçok dibek tokmağının cinsel simgeselliği o kadar "açıktır" ki, bunların büyüsel-dinsel anlamından kuşku duyulamaz.

Paleolitik Natuf kültüründe iki mezar biçimi biliniyordu (a- bütün bedenin kıvrılmış bir duruşta toprağa verilmesi; b- kafataslarının gömülmesi) ve bunlar neolitik çağda da devam edecekti. Einan'da gömülü bulunan iskeletler hakkında, cenaze töreni sırasında bir insan kurban edildiği varsayıldı; ama bu ritüelin anlamı bilinmemektedir. Kafatası yığınlarına gelince, Natufta ortaya çıkarılan bu buluntular Bavyera'daki Offnet'te ve Württenburg'daki Hohlenstem mağarasında keşfedilen yığınlarla karşılaştırıldı: Bu kafataslarının hepsi (belki de kelle avcıları veya yamyamlar tarafından) katledilmiş bireylere aitti.

Her iki durumda da büyüsel-dinsel bir davranışın söz konusu olduğu söylenebilir, çünkü kafa (başka bir deyişle beyin) "ruhun" bulunduğu yer olarak görülüyordu. Düşler ve esrime veya yan-esrime deneyimleri sayesinde, modern dillerde "ruh," "tin," "nefes," "can," "ikiz," vb terimlerle anılan, bedenden bağımsız bir unsurun varlığı anlaşılmıştı. Bu "tinsel" unsur (başka türlü adlandırılamaz, çünkü ancak imge, görü, "hayalet," vb tarzında algılanabiliyordu) bütün bedende vardı; bir anlamda bedenin "ikizi"ni oluşturuyordu. Ama "ruh" ya da "tin"in bulunduğu yer olarak beynin seçilmesi, önemli sonuçlara yol açtı: Bir yandan kurbanın beynini yiyerek onun "tinsel" unsurunun da özümsendiğine inanılıyordu; diğer yandan kafatası bir güç kaynağı olarak tapım nesnesine dönüşmüştü.

Mezolitik tanının dışında başka buluşlar da yer aldı; bunların en önemlileri ip, ağ, olta iğnesi ve oldukça uzun yolculuklara dayanabilen teknelerin üretimiydi. Daha önceki diğer buluşlar (taştan aletler, kemik ve geyik boynuzundan işlenmiş çeşitli nesneler, hayvan derisinden yapılmış giysiler ve çadırlar, vs), neolitik çağda sonuçlandırılacak olanlar (öncelikle çömlekçilik) gibi, bütün bu yenilikler de mitolojilere ve yan-mitolojik masallaştırmalara yol açtı, kimi zaman da ritüel davranışların temellerini attı. Bu buluşların ampirik değeri ortadadır. Ama o kadar öne çıkmayan bir diğer olgu, maddenin farklı varoluş biçimleriyle kurulan yakınlığın başlattığı imgelem etkinliğinin önemidir. Bir çakmaktaşını işler veya ilkel bir iğneyle çalışırken, hayvan postlarını veya tahta parçalarını birbirine eklerken, bir olta iğnesi veya ok temreni hazırlarken, kilden bir heykelciği yoğururken, imgelem, gerçekliğin farklı düzeyleri arasında beklenmedik benzerlikler ortaya çıkarır; aletler ve nesneler sayısız simgesellik yüklenir, çalışma dünyası - zanaatkarın dikkatine uzun saatler boyunca el koyan küçük evren - anlam bakımından zengin, gizemli ve kutsal bir merkez haline gelir.

Maddeyle kurulan yakınlık içinde yaratılan ve sürekli zenginleştirilen imgelem dünyası, çeşitli tarihöncesi kültürlerin figüratif veya geometrik yaratımlarında yeterince kavranamaz. Ama bu dünyaya kendi hayal gücümüzün deneyimleriyle erişebiliriz. O uzak dönemlerde yaşamış insanların varoluşunu "anlamamızı" asıl sağlayan, imgelem etkinliği düzeyindeki bu sürekliliktir. Ama tarihöncesi insanın imgelem etkinliği, modem toplumların insanından farklı olarak, mitolojik bir boyuta da sahipti. İleride göreceğimiz dinsel geleneklerde karşımıza çıkacak çok sayıda doğaüstü varlık ve mitolojik olay büyük olasılıkla taş devrinin "keşifleri" ni temsil etmektedir.

Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi - Cilt 1






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM