Dünya Dışı Uygarlıklar

İsaac Asimov - Dünya Dışı Uygarlıklar

ATEŞ

Bu bölümün önceki kısımlarının ışığı altında, yeryüzünde insan dışı zeka bulunup bulunmadığı sorusuna verilecek yanıt «evet»tir.

Bölümün başlarında ortaya attığım bilim bizi yalnız mı bırakmıştır, sorusunun olumlu bir yanıt almadığı görülecektir. Şaşırtıcı derecede yüksek zekaya sahip birtakım hayvanlar vardır ve bunlar yalnızca maymunlar, filler ve yunuslar değildir. Kargalar, diğer kuşlarla karşılaştırıldığında şaşırtıcı derecede zekidir. Ahtapot, diğer omurgasızları aşan bir zeka düzeyi göstermektedir.

Ama yine de mutlak bir farklılık mevcuttur, kapanmaz uçurumlar vardır. İpuçları, zekanın varlığından çok, bu zekayla neler yapıldığı konusunda yatmaktadır.

İnsan, alet yapan hayvan olarak tanımlanmıştır ve muhakkak ki, atalarımız olan küçük beyinli hominidler bile, birkaç milyon yıl önce biçimlendirilmiş çakıl taşlarını kullanıyordu. Bu şaşırtıcı değildir, çünkü küçük beyinli hominidler bile bugünkü maymunlardan daha iyi bir beyne sahiptiler.

Ne var ki hiç de zeki olmayan diğer hayvanlar taşları ve dalları kullanmaktadır ve bu, bir alet kullanmak gibi düşünülebilir.

Öyleyse, alet yapmak kendi başına insanlarla diğer zeki hayvanlar arasında bir uçurum yaratmaz.

Ama bir tür alet vardır ki, en zeki türleri diğerlerinden ayıran sınır çizgisini işaretleyebilir.

Aramak için uzağa gitmeye gerek yok. Bu ateşin kullanılmasıdır. İki hominid türü Homo erectus'un en aşağı yarım milyon yıl önce Çin'de yaşadığı mağaralarda ateşin kullanılmış olduğuna dair kesin kanıtlar var. Bu keşif hiçbir zaman unutulmamıştır.

Yeryüzünde, ateşin nasıl tutuşturulacağı ve nasıl kullanılacağı bilgisinden yoksun hiçbir insan topluluğu yoktur. Oysa insan dışında hiçbir tür bu yolda en küçük bir ilerleme göstermemiştir.

İnsan zekasını şöyle tanımlayabileceğimizi varsayalım: «Ateş»i tutuşturma ve kullanma yöntemlerini geliştirmeye izin verecek kadar yüksek bir zeka düzeyi.

Bu durumda, insan dışındaki türlerde insan zekasının eşdeğerinde bir zeka bulunup bulunmadığı sorusuna verilecek yanıt “hayır”dır. Bu konuda insan yalnızdır.

Bu, pek dürüstçe bir davranış olarak görünmeyebilir; gelişigüzel ve kendimize yontan bir tanımın sonucudur. insanı yunusla karşılaştırarak bunun böyle olup olmadığını görelim.

Yunus yaşamını su içinde, insansa hava içinde sürdürür. Su yoğun (viskozl bir ortamdır, havadan çok daha yoğun. Suda belli bir hızla yol almak havada olduğundan çok daha fazla bir çaba gerektirir. (Sığ bir suda koşmaya çalışmış olan biri bunun böyle olduğunu bilir.)

Suda hızla yol alabilmek için su direncini azaltacak bir mekik şekli almıştır yunus. Hava içinde hareket etmek içinse insanın böyle bir şekle ihtiyacı yoktur. Düzgün bir şekli bulunmayan insan, yine de hızlı hareket edebilir.

Bu nedenle, insan karmaşık uzantılar geliştirebilirken yunus bunu yapamaz. Yunusun mekik şekli onun uzantı olarak iki güdük kürekçiğe ve bir kuyruğa sahip olmasına izin verir ve bunlar da yalnızca ileri doğru gitmeye ve yön değiştirmeye yarar.

Kısaca söylemek gerekirse, insanlar havada yaşadıklarından el sahibi olabilir ve çevrelerindeki şeyleri tutabilir. Yunuslar suda yaşadıklarından el sahibi olamazlar.

Yine, ilk insanların kullanmayı öğrendikleri ateş hızla enerji veren kimyasal bir reaksiyon sonucu meydana gelen ısı ve ışık radyasyonudur.

Yüksek derecede enerji veren reaksiyonların en çok bilineni karbon ya da hidrojen veya her ikisini birden içeren (yakıt) maddelerin oksijenle birleşmesiyle elde edilir. Bu işleme yanma adı verilir. Ateş su içinde var olamaz, çünkü suda serbest oksijen yoktur ve yanma meydana gelemez.

Bundan dolayı, yunuslar ateşi kavrayacak bir zekaya sahip olsalardı ve onu kullanmak için gerekli adımları zihinsel olarak atsalardı bile bunu uygulamaya geçiremeyeceklerdi.

Şimdi görüyoruz ki, insanın ateşi kullanması, insanın hava içinde yaşaması gerçeğinin rastlantısal bir yan ürünü olarak düşünülebilir, kendi başına zekanın bir ölçütü değildir.

Yunuslar çevrelerindeki varlıkları tutamasalar, ateş yakıp onu kullanamasalar bile, kendilerince ince bir yaşam felsefesi gerçekleştirmiş olabilirler. Belki bizimkinden çok daha yeterli bir yaşam felsefesi gerçekleştirmişlerdir. Duygularıyla daha fazla sevinç ve iyi niyet alışverişinde bulunuyorlardır ve daha iyi bir anlayışa sahiptirler. Onların felsefesini ve düşünce şekillerini anlayamamak onların değil, ama belki bizim daha az zeki oluşumuzun bir kanıtıdır.

Ama, belki!

Gerçek şu ki, elimizde yunusların yaşam felsefesine dair herhangi bir kanıt yok. Kanıt yokluğu tümüyle bizim kusurumuz olabilir, ama bu konuda hiçbir şey yapamayız. Kanıt olmadan da yararlı bir mantık yürütemeyiz. Kanıt arayabiliriz ve belki bir gün bulabiliriz de, ama o güne dek, yunuslara insansal bir zeka yükleyemeyiz.

Ayrıca, eğer insan zekasını ateşe göre tanımlamamız uygun değilse, bu durum, bu kitabın amaçlarına yardımcı olacaktır. Ateş bizi öyle bir yola çıkarmıştır ki, sonu Dünya dışı zekaları araştırmaya varmıştır. Ateş olmadan bunu asla yapamazdık.

O halde, araştırdığımız Dünya dışı zekalar, tarihlerinin belli bir zamanında ateşi (ya da onun benzeri bir şeyi) bulmuş olmalılar, aksi takdirde, göreceğimiz gibi, onlarda aradığımız nitelikleri geliştirebilmiş olamazlardı.

İsaac Asimov - Dünya Dışı Uygarlıklar







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM