ERTELEME

Steve Chandler - Erteleme


Bölüm 5

“Şiddet” bazen hiç de kötü bir şey değildir.

Zaman Savaşçısı tanımlamasında “şiddet” sözcüğü bilerek kullanılmıştır. Çünkü verdiğiniz savaş yavaş ve kolay olmasına karşın kılıcınızı mekân ve sessizlik dönemlerini biçimlendirmek için önceden çekmelisiniz.

Adanmış zaman.

Bu sizin bölünme ve dikkat dağılımı gibi düşmanlara karşı savaşınızdır. Bir işe aralıksız odaklanabilirseniz sonuçlarından hiç pişman olmayacaksınız.

Sevgili arkadaşım ve meslektaşım Dusan Djukich’in de Straight Line Leadership kitabında söylediği gibi biz insanlar dururuz. Bir işe başlarız, sonra bırakırız. Dusan’ın danışanlarına önerisi hep şudur: bırakmayı bırakın.

Kendimiz için ne kadar çok yer açarsak o kadar çok problem çözeriz. Amaçlarımıza daha hızla ulaşırız. Büyük filozof Voltaire in de ifade ettiği gibi. “Hiçbir sorun sürdürülebilir düşüncenin karşısında duramaz.”

Voltaire’in gözlemindeki anahtar sözcük “sürdürülebilir”dir. Biz insanlar sürdüremiyoruz. Uzun, düşünce içeren sürdürülebilen yürüyüşlere çıkmıyoruz. Bir sorun yok olana dek boşlukta ve tek başımıza sessizce oturmuyoruz. Neden? Çünkü çok meşgulüz.

Ya da meşgul olduğumuzu düşünüyoruz. İkisi de aynı şey zaten.

Özellikle günümüzde, bizi sürekli dır dır eden gezegenimize bağlayan “telefonlar” marifetiyle meşgul olduğumuzu sanıyoruz. Nasıl da her yerle, her şeyle bağlantı halindeyiz! Arlık hiç yalnız olmak zorunda değiliz.

Bu iyi bir şey mi?

Birçok yönden iyi tabii. Arizona’daki ofisimde otururken İskoçya’daki bir danışanımdan gelen acil mesajı aldığımda bu çok hoşuma gidiyor. Telefonum sinyal veriyor, açıyorum ve mesajı okuyorum.

Ama bunu yaptığımda tam olarak ne oluyor biliyor musunuz? Çok büyük bir zorluğa önemli bir çözüm getirme ihtimali olan meditasyonumu, düşünce akışımı bölüyorum. Biip, biip, biip! Ve duruyorum. Güzel bir şeyi yakalamaya ramak kalmışken, bırakıyorum.

Güzel piyano çalabilir misiniz? Hayır mı? Ama bir zamanlar piyano dersleri aldınız, değil mi? Evet mi? Ne oldu, peki?

“Bıraktım.”

Hayatınıza şöyle bir bakıp, piyanoyu, yabancı dil öğrenmeyi, üniversitede aldığınız bir dersi, uzakta yaşayan bir sevgiliyi ya da herhangi bir şeyi bırakmasaydım ne olurdu acaba diye hiç düşündünüz mü?

İş yerinde yapılan yönetim ve verimlilik konulu araştırmalar bir saatlik bölünmeden çalışmanın üç saat bölünerek çalışmaya bedel olduğunu vurguluyor.

Bunu anlatan güzel bir söz de vardır, “Başarılı insanlar odaklanır, başarısızlar sağa sola saçılır.”

Zaman ile ilişkinizdeki savaşçı öğesi daha gününüz başlamadan kılıcınızı ne “şiddette” kullanacağınıza karar vermenize bağlıdır. Kendi yararınıza ne kadar bölünmemiş zaman oluşturacaksınız? Gerçek bir zaman savaşçısı olabilecek misiniz? Eğer başarırsanız, zamansız zamanı çok seveceksiniz. Zaman söz konusu olmadığında neler yaratabileceğinize çok şaşıracaksınız.

Yolculuklarım eskiden olduğundan daha farklı artık. Konuşmalar yapmak üzere çıktığım yolculuklarda kendime fazladan zaman ve yer ayırıyorum. Geçmişte farklıydı. Konuşmam bittikten hemen sonra yetişeceğim uçuşlar arasında koşturur dururdum. Havaalanları arasında mekik dokur, taksilerde durmadan telefonla gevezelik eder, uçakta insanlara danışmanlık yapardım! Kaotik bir fırtına haline gelmişti yaşamım: telaşlı, bitirilmemiş ve tamamlanmamış! Aslında geleceğime ulaşmak için kendimin ötesine geçmeye, ses duvarını aşmaya çalışarak zamana karşı yarışıyordum.

Siz de bu tip insanlar tanıyor musunuz? Ses hızından daha hızlı yaşamaya çalışırlar, sonra da ben niye hiç kimseyi duyamıyorum acaba diye düşünür dururlar.

Duyamadıkları nedir peki? Öylesine hızlı giderler ki duyamadıkları onlara fısıldayan evrenin sesidir. Evren ne der onlara? Evren her ne istiyorlarsa hepsine “evet” der.

Joyce Carol Oates adına On Boxing diyecek kadar yaratıcı davrandığı harika bir kitap yazdı. Kendisi boks yapma ilmi ile ilgilenen üretken ve başarılı bir romancıdır. Kitabında hiç mağlup olmamış ağır sıklet dünya şampiyonu Rocky Marciano’yu anlatıyor. Marciano ulaşmaya çalıştığınız hedefe sürdürülebilir, aralıksız ve kesintisiz odaklanan bir zaman savaşçısı haline gelindiğinde neler olabileceğini anlatan oldukça uç bir örnek. Bakınız Oates neler yazmış:

“Marciano herhangi bir maçtan üç ay önce kendini, karısı ve ailesi dâhil, tüm dünyadan soyutlardı. Bu sürecin çok zorlu fiziksel çilesi ve diyet, kilo ve kas esnekliği dışında Marciano bir tek şeye konsantre olurdu: Yaklaşan maç günü.

Hayatının her bir dakikası maçın başladığı ilk saniye ile tanımlıydı. Hazırlık kampı süresince Marciano etrafta iken asla rakibinin adı anılmaz ya da bokstan bahsedilmezdi. Maça bir ay kala Marciano mektup bile yazmazdı çünkü mektup dış dünya ile bağlantı demekti. Son on günde de hiçbir e-postayı açmaz, telefonda konuşmaz ve hiç kimseyle görüşmezdi. Maça bir hafta kala kimseyle el sıkışmaz, ya da arabayla, kısa dahi olsa, gezintiye çıkmazdı. Diyetine yeni bir gıda dâhil etmezdi. Maçtan sonraki sabahı da hayal etmezdi. Çünkü o gün maçla ilgili değildi ve maçla ilgili olmayan her şey bilinç dışına itilmeliydi. Marciano kum torbasını yumrukladığında karşısında rakibinin suratını görür, koşarken rakibi de yanında koşardı. Pek tabii ki rüyalarında da inzivaya çekilmiş ve sadece Tanrı’yı görmeyi düşünen bir rahip ya da rahibe misali sürekli rakibini görürdü.”

Marciano’nun akıllara durgunluk veren başarısını anlayabilmek için spor yazarları ringdeki stili üzerinde yıllarca yazıp çizdiler. Marciano hiç kimseye hiçbir zaman yenilmedi. Yazarlar boks ringinde neler olduğu ile uğraşırken asıl gözden kaçırdıkları bir savaşçının savaş hazırlıklarıydı. Gerçek savaşın kazanıldığı yer ring değil, hazırlık aşamasında maç dışında her şeyin bilinç dışına itilmeyiydi.

İşte, zaman savaşçısı da Rocky Marciano gibidir. Zaman savaşçısı her sabah hayatına yeniden başlamaya hazır bir ruhani arayış içindedir. İşin sırrı hayata her gün yeniden başlamakta gizlidir. Gerçek bir savaşçı uzun vadeli ve doğrusal bir biçimde düşünmektense, zaman perdesini tüm gücüyle delip geçer. Ve bu ruhani bir şeydir.

Satıcı Aziz Francesco şöyle der: “Her gün yeni bir başlangıç yapıyor olmamız beni mutlu ediyor; çünkü erişebilmenin sürekli başlıyor olmaktan daha iyi bir yolu yoktur.”

Steve Chandler - Erteleme





Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM