Etin Cinsel Politikası

 Carol J. Adams - Etin Cinsel Politikası


“Bitki”: Kadınsı Edilgenliğin Simgesi?

“Men" [adam] ve “meat” [et] kelimelerinin her ikisi de sözlükbilimsel daralmalardan geçmiştir. Asıl halleri kapsamlı olan bu kelimeler, şimdi kendilerine özgü göndergeleriyle yakın ilişki halindedir. Et artık tüm besinler anlamına gelmez; adam kelimesi de farkında olduğumuz üzere artık kadınları kapsamaz. American Heritage Dictionary’ye göre et, bir şeyin özü ya da en önemli kısmını temsil eder. Böylece “meat ofthe matter” [olayın kalbi, meselenin eti/özü] ya da “a meaty question” [etli butlu/önemli bir soru] gibi kavramlara sahip oluruz. İngilizce’deki “beef up” [ete kemiğe büründürmek] fiili, bir şeyi geliştirmek anlamına gelir. Bunun yanı sıra, bitki en istenmeyen özellikleri temsil eder: ot gibi durmak, varlığın sersemliği ve edilgenliği içinde, tekdüze ve eylemsiz... Et, insanın tadını çıkardığı ve insanı zirveye çıkaran bir şey iken, bitki hiçbir şeyden tat alamayan birinin temsilcisi olur: tekdüze, edilgen veya salt fiziksel bir mevcudiyet...

Bitki kelimesinin tanımında tam bir terse dönüş meydana gelmiştir. Orijinal anlamında canlı ve aktif iken, şimdi sıkıcı, tekdüze ve etkisiz olarak görülmektedir. Ot gibi yaşamak, edilgen bir varoluş sürdürmektir; aynı kadınsı olmanın edilgen bir varoluşa yol açacağı gibi. Bitkiler kadınların yiyeceği olarak görülür görülmez, çağrışım yoluyla “kadınsı” ve edilgen olarak da görülmeye başlanmıştır.

Erkeklerin kendilerini kadınların yiyeceklerinden ayrı tutma ihtiyacı (son Buşman’ın kadınların ve bitkisel yiyeceklerinin tersi istikamete kaçtığı efsanedeki gibi), bitkilere karşı geliştirilen cinsiyetçi tavırlarla ve bitki kelimesinin eleştiri ya da küçümsemeyi ifade etmek için kullanılmasıyla kurumsallaşmıştır. Bu, halk dilinde ciddi derecede beyin hasarına uğramış ya da komada olan biri için kullanılır. Ek olarak bitkilerin insanlar üstünde sakinleştirici, sersemletici ve hissizleştirici bir etkisi olduğu düşünülür, dolayısıyla onlardan güç almamız mümkün değildir. Brillat-Savarin in teorisinin sapkınca cisimleştirmesine, yani birinin ne yiyorsa o olduğu iddiasına uygularsak, bitki yemek bitki olmak, bir adım daha ileri gidersek kadın gibi olmaktır diyebiliriz.

İki adayın da bitkilerle eşitlenerek küçük düşürülmeye çalışıldığı 1988 başkanlık kampanyalarından örnekler, bitkilere yönelik ataerkil küçümsemeyi resmeder. Michael Dukakise “sebze tabağı adayı” lakabı takılmıştı.Northern Sun Merchandising, üzerinde “George Bush: Ot mu yoksa zehirli ot mu?” yazan tişörtler satışa çıkardı. İnsanlar, üzerinde bir ketçap şişesi, Ronald Reagan’ın resmi ve şu sloganın olduğu tişörtü almayı da tercih edebilirdi: “Beslenme Testi: Hangisi bir bitkidir?” (“Where’s the Beef?” [Tartışmanın Eti/Özü Nerede?] temalı 1984 başkanlık kampanyası kitabın bir sonraki bölümünde incelenecektir.)

Bitki kelimesi kadınların edilgenliğiyle eşanlamlıymış gibi kullanılır çünkü kadınların bitkiler gibi olduğu varsayılır. Hegel bunu alenen ifade eder: “Erkekler ve kadınlar arasındaki fark hayvanlarla bitkiler arasındakine benzer. Erkekler nasıl hayvanlara karşılık geliyorsa, kadınlar da bitkilere denk düşer; çünkü kadınların gelişimi daha uysaldır.” Bu açıdan bakıldığında, kadınlar da bitkiler de, erkeklerden ve etten daha az gelişmiş ve daha az evrimleşmiş görülür. Sonuçta kadınlar uysal oldukları için bitki yiyebilirler ama aktif erkekler hayvan etine ihtiyaç duyar.

Carol J. Adams - Etin Cinsel Politikası






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM