Gaia Kuramı

Jheni Osman - Dünyayı Değiştiren 100 Fikir


Gaia Kuramı

Mars'ta hayat arayışı gezegenimizi korumaya nasıl vesile oldu?

Fred Pearce, Peoplequake (İnsan Eliyle Deprem) ve When The Rivers Run Dry (Nehirler Kuruyunca) gibi kitapların yazarı

"Ay hakkında çok şey öğrendik, ama asıl öğrendiklerimiz Dünya'yla ilgilidir. Ay'da başparmağınızı havaya kaldırıp ardına Dünya'yı gizleyebilirsiniz. Bizler gerçekte ne kadar önemsiz canlılar olsak da Dünya'nın bunca güzelliği içinde yaşamanın tadını çıkaracak kadar da şanslıyız."

"Gaia son derece faydalı ve demokratikleştiricidir, çünkü çok sayıda insanın bu hassas gezegene dair çevre bilinci edinmesine katkıda bulunmuştur."

Fred Pearce

Bu duygusal sözler, In The Shadow of the Moon (Ayın Gölgesinde) adlı film için kendisiyle 2007'de yapılan söyleşide Apollo astronotu Jim Lovell'a ait. Gezegenimiz yeryüzündeki bizlere muazzam geliyor, ancak astronotlar geriye bir adım atarak uzayın enginliğinde yüzen dünyamıza baktıklarında, tehlikelerle dolu engin evrende varlığını sürdürmesi karşısında huşu duyuyor olmalılar. Dünya'nın uzayın aşırı yorucu uçları arasında varlığını sürdürmek için kendini nasıl ayarlayabildiğini ilk fark eden kişinin, bir biliminsanı ve eski bir NASA çalışanı olması hiç şaşırtıcı değildir.

İngiliz biliminsanı James Lovelock hiç uzaya gitmedi. Fakat 1960'larda Mars'ta hayat ve ay üzerine araştırmalar için aygıtlar tasarlayan bir NASA ekibine katıldı. Ne yazık ki bırakın gelecekte Mars'a gidiş dönüş yolculuğu yapmayı, Ay'a gitmek bile hayli pahalıydı. Lovelock, Kızıl Gezegen'in sırlarını açığa çıkarmanın başka bir yolunun olup olamayacağını düşünmeye başladı.

1963'te Britanya'ya dönerek bağımsız bilim danışmanlığı yapmaya başladı. Bir keresinde California'daki Jet Propulsion Lab'i (Jet İtiş Laboratuvarı) ziyaret ettiğinde, birden kafasında hayat işaretlerini aramak için Mars'a gitmeye gerek olmadığı fikri belirdi. Dünya'nın atmosferi kimyasal açıdan aktif olduğundan, bir kızılötesi teleskop kullanılarak Kızıl Gezegen'in atmosferinin karbondioksit içerip içermediği görülebilirdi. Eğer içeriyorsa, bu orada hayat olabileceğini gösterecekti.

Astronomlar Mars'ın atmosferinde karbondioksitin belirtilerini aramaya başladılar ve buldular. O zamandan beri Kızıl Gezegen'e gönderilen insansız uzay roketleri ve Mars gezginleri herhangi bir hayat izine rastlamadıysa da, Lovelock'ın keşfi bizzat Dünya'nın "yaşayan bir gezegen" olduğu fikrini zihninde uyandırdı.

1979'da Lovelock tartışmalı bir kitap yayınladı. Kitap, tıpkı geribeslenim mekanizmalarının insan bedenini nispeten sabit bir ısıda, 37ºC'de tutması gibi, gezegenin bütün elementlerinin hayat için elverişli bir iklim ve biyolojiyi sürdürmek üzere birleşik ve karmaşık bir sistem olarak birlikte çalıştığı, kendi kendini düzenleyen muazzam bir süper-organizma olarak Dünya fikrini işliyordu. Aynı şekilde, deniz seviyesinde soluduğumuz hava da jeolojik ve kimyasal işlemlerle yaklaşık yüzde 20,8 oksijen oranını korumaktadır.

"Hayat kendine elverişli çevreyi korumak için gezegeni idare ediyor," diyor Pearce. "Sözgelimi, Dünya her yeri havaya uçuracak kadar oksijen içermeyen uygun ısıda bir atmosfere sahip."

Papatya Dünyası

Lovelock düşüncesine "Gaia kuramı" adını verdi. Fakat belki Nobel edebiyat ödülü sahibi komşusu William Golding'in önerdiği biraz tuhaf isminden (Yunan mitolojisinde yeryüzü tanrısı) ötürü ya da belki diğer bazı bilimciler diğer kuramlarla bağdaşmadığını düşündüklerinden bu kuram çok eleştiri aldı.

"Richard Dawkins'in bu kadar topluluk düzeyinde işleyen ve bencil gen kuramına uymayan doğal seleksiyonla sorunu vardı," diyor Pearce. "Bencil gen" kuramı iki tekil gen, genetik açıdan benzer olduğunda, özverili davranma ihtimallerinin daha fazla olacağını öne sürer; bu da bir organizmanın kendi zararına bir başka organizmaya yardım ettiği diğerkamlığı açıklamaktadır. "Fakat bir kovandaki arıların topluluk halinde nasıl davrandığına bakalım," diyor Pearce. "İşbirliği yaparak çalışırlar, çünkü bunu yapmak onların menfaatinedir."

Öte yandan Lovelock başka bir kavramı öne sürerek misillemede bulundu: Papatya dünyası. Bu mecazi gezegende iki tür papatya vardır: Soğukta açan siyah papatyalar ısıyı emerken, sıcakta açan beyaz papatyalar ısıyı yansıtır. Gezegenin işleyişini sürdürebilmesi için, her iki tür papatyanın da yaşayabileceği ılık bir sıcaklığın sabitlenmesi akla uygun görünmektedir.

Yeşil Dünya

Eleştirilere rağmen Gaia kuramı çevre hareketine başka hiçbir kuramın yapamadığı kadar katkıda bulundu. "Çevre düşüncesi çok bölünmüştü, farklı görüşlere ve heyecanlara sahip bir sürü insan değişik türleri ve yaşam alanlarını korumak istiyordu. Gaia kuramı çok sayıda evre meselesini tek bir gezegen tahayyülünde birleştirdi," diyor Pearce. "Gezegenin hayata elverişli olması rastlantı eseri değil, evrim süreci içinde yaşam formlarının bu şekilde varlığını sürdürmesi sayesindeydi. Kuram, gezegene verdiğimiz çevresel zarar hakkında yeni bir perspektif sunuyordu. On milyonlarca yıl boyunca doğanın yeraltına gömdüğü karbondioksiti yayan bizler, doğal süreçleri altüst ederek Gaia kontrol mekanizmalarını sekteye uğratmıştık."

İklimbilimciler ve meteorologlar gibi çok sayıda biliminsanı başını ellerinin arasına alıp umutsuzluk içinde pes etmek yerine, Gaia kuramının onlara neyi araştırmak gerektiği konusunda yol gösterdiğini fark ettiler. Sözgelimi, deniz alglerinin bulut oluşumundaki etkisi araştırılırken, Dünya'yı dengede tutan geribeslenim mekanizmalarına dair Gaia düşüncesine başvurabiliriz.

"Denizlerdeki algler dimetil sülfid üretir ki bu madde bulutu yoğunlaştıran çekirdeği oluşturmada çok güçlüdür," diyor Pearce. "Çok miktarda alg olduğunda, bir sürü dimetil sülfid daha fazla bulut oluşturur ve bu da soğutucu etki yapar. Bu geribeslenim halkası atmosferi istikrarlı hale getirir."

Jheni Osman - Dünyayı Değiştiren 100 Fikir






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM