Zeki Olduğunu Düşünüyor musun

John Farndon - Zeki Olduğunu Düşünüyor musun?



ZEKİ OLDUĞUNU DÜŞÜNÜYOR MUSUN?

JOHN FARNDON



OXFORD VE CAMBRIDGE MÜLAKAT SORULARI



John Farndon, Cambridge Jesus College mezunudur. Aralarında China Rises ve İndia Booms (Virgin) ile “Bilmeniz Gereken Her Şey” dizisinden (icon) çıkan Bird Flu ve Iran olmak üzere güncel konuları işleyen birçok kitabın yazarıdır. Çok satanlar listesine giren Do Not Open (Dorling Kindersley) gibi çocuklara dönük epeyce kitabı vardır ve Küçükler İçin Bilim Kitabı Ödülü’ne dört kez aday gösterilmiştir.

Libby Purves, (OBE nişanı sahibi) radyo sunucusu, muhabir ve yazardır. Daha çok BBC Radyo Dört’ün Midweek programını sunmasıyla tanınır; ayrıca The Times’a. düzenli yazmaktadır ve yayımlanmış on iki romanı vardır. Oxford St. Anne's College mezunudur; İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümünü birincilikle bitirmiştir.


OXFORD VE CAMBRIDGE MÜLAKAT SORULARI

Önsöz

Libby Purves

Özellikle sonucu önemli bir görüşmede birisine sorular yönelttiğinizde iki şeyi yoklarsınız. Birincisi kişinin bilgi düzeyidir ki ölçülmesi oldukça basit bir şeydir bu, ama ikincisi daha bulanıktır. Onun nasıl düşündüğünü anlamak istersiniz: Amacınız kafasındaki motorun nasıl çalıştığını; mantık rayları üstünde düzenli bir biçimde kayıp gittiğini mi, yoksa havada süzülerek keskin bir bakışla her konuya baktığını mı kestirmektir. Kim bilir, belki de (benim kafamın çok sıkça çalıştığı tarzda) sarhoş bir tavşancık gibi oradan oraya hoplayıp duruyordur. O adayı ister bir üniversitede okutmanız, isterse de bir işte çalıştırmanız söz konusu olsun, bunu öğrenme gereğini duyarsınız. Beklenmeyene nasıl yaklaştığı konusunda bir fikir edinmek istersiniz.

Soru soranın perspektifi budur; haliyle karşısındakini şaşırtma ve üstün konumda olma avantajı vardır. Buna karşılık, soru yöneltilen kişi tam bir afallamayla nutku geçici olarak tutulmuş halde öylece bakıp terleyebilir. Bazıları ise dillere destan bir serinkanlılık sergiler: Rivayet edilir ki, meşhur filozofun gözde girizgâhı, “Bu bir soru mu?” sözü karşısında, bir delikanlı mahmur bir esnemeyle, “Eh, eğer bu bir cevapsa, öyle olsa gerek, değil mi?” karşılığını vermiş. Çoğumuzun gözü bunu kesmez. Yahut zekâ kıvraklığı buna yetmez. Aslına bakılırsa, okul sınavlarına yıllarca ıkınarak çalışma sonucunda ezberle edinilmiş teknik bilgiler azıcık bir köstek bile oluşturabilir. Yetkin bir elektrik mühendisliği öğrencisi olsanız dahi, “Bir termostat düşünebilir mi?” gibisinden bir soru karşısında apışıp kalabilirsiniz. Oysa sakin ve dikkatli olmanız halinde, cevabınız termostatlar konusundaki teknik uzmanlığınızın hemen yanında ilerleyen daha derin ve faydalı bir kavrayışı pekâlâ açığa vurabilir.

Benzer biçimde, “Sen bir roman mısın, yoksa bir şiir mi?” diye sorulduğunda beceriksizce laflar geveleyebilirsiniz; ama esnek ve rahat bir kafa yapısıyla konuya yaklaşmayı başarırsanız, cevabınız bunu yansıtacaktır. “Açıkçası, bir rap güftesi ile teknik kılavuz arası bir şeyim galiba” demekle yetinseniz bile, kendinizi bir ölçüde tanıdığınızı hemen anlayacaktır karşıdaki kişi. “Bir Marslıya bir kaşığı tarif et bakalım” sözü karşısında, rahat bir kafa yapısı (bu kitabın, yazarına anlattığı gibi) cevap vermeden önce, söz konusu Marslının bünyesine bakmanız, görmeyi ya da işitmeyi veya elle bir aleti tutmayı kavrama yetisine sahip olup olmadığına karar vermeniz gerektiğini anlatacaktır size. Eğer Marslı tıntın kafalı biriyse, yapacağınız biraz daha iş vardır: Kaşığa geçmeden önce parmakları açıklamanız gerekecektir...

Aslında, Marslılara bir şeyleri açıklamayla ilgili sorular her zaman favorimdir; çünkü dinleyen kişiye ve onun sözlerden çıkaracağı anlama basbayağı duyarsız olunması halinde, parlak ve havalı konuşmanın, akıllı ve bilgili olmanın hiç de işe yaramadığını hatırlatır bize. Bütün romancılar, yayıncılar ve öğretmenler bu dersi DNA’larına kazımalıdır.

Oysa böyle sorularda ve John’un bu kitapta sunduklarında bir değer vardır. Ne de olsa, tek bir disiplin çok yönlü, meraklı ve kurcalayıcı bir insan yaratmaya asla yetmez. Fizikçilerin felsefi çerçevede düşünmesi, felsefecilerin somut gerçekleri bilmesi gerekir; tarihçilerin, hekimlerin ve matematikçilerin sırf ampirik bulgularıyla ilgili zihinsel bir gözden geçirme için bile olsa, ara sıra sezgiye dayalı kestirimlerle uğraşması gerekir.

Gündelik sağduyu yararlı bir şeydir, ama sınırlayıcı da olabilir: Birisi size başınızı nasıl tartacağınızı ya da bir uzay mekiğinde şamdan yakmanın mümkün olup olmadığını sorduğunda, “Ya, ne diye buna kafa yorayım?" diye terslemenin kimseye bir faydası olmaz. Her ne kadar böyle bir karşılık, sanırım, The Apprentice |çırak | gibi yapısı gereği daha pragmatik bir yarışmada hanenize bir ya da iki puan yazacak olsa da.

Mülakatçılar - özellikle köklü üniversitelerde - görünüşte çatlakça sorular yöneltmelerinden dolayı eleştiri oklarına hedef olurlar. Bence onları biraz rahat bırakmalıyız. Tuhaf sorularla en iyi başa çıkanların her zaman sınavı geçliğini gösteren bir kanıt yoktur. Elinizdeki bu kitap da saygın konumlara ulaşmanın ya da makbul işler kapmanın sihirli bir kestirme yolu olarak sunulmuyor. Ama bu düşünme tarzını saygıyla karşılıyor ve bu türden sorulara cevap vermenin bazı yollarını gösteriyor. Cevaplar “model” ya da kopya niteliğini taşımıyor; sadece yazarın bunlara nasıl yaklaşacağının örneklerini veriyor. Şahsen, yazarın vardığı sonuçlardan bir ya da ikisiyle uyuşmadığımı söylemekten memnunum; ama bizzat uyuşmazlık sürecinin eğlendirici ve ufuk açıcı olduğunu da eklemeliyim.

Çünkü genelde üşütükmüş gibi yanıltıcı bir izlenim veren bu sorulara cevap vermeye çalışmak yararlı olduğu gibi keyiflidir de. Tıpkı (iyi bir gününüzde) küçük çocukların insanda burun deliklerinin niçin yukarıya dönük olmadığına ya da dalgın bir ineğin ne düşündüğüne dair keskin sorgulamalarına cevap yetiştirmek gibi. Eğer beklenmeyen şeylerin dehşetini aşabilirsek, böyle sorular bize oyun alanı yaratır: mantığın ve anlamın değişik cephelerinde gezinmek, aklımızın ücra köşelerindeki bilgi kırıntılarını bulup çıkarmak ve bunları birbirine örerek yeni bir kalıba dökmek. Telaşa kapılmadan biraz durmayı ve kafa karışıklığına düşmeden düşünmeyi bilmek iyidir. Soruları beyninizin piyanosundaki beş parmak egzersizi gibi düşünün - ve dilediğiniz kadar aykırı görüşlere sapın.

Libby Purves, Londra 2009

John Farndon - Zeki Olduğunu Düşünüyor musun










Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM