İNSAN NASIL İNSAN OLDU

M. İlin & E. Segal - İnsan Nasıl İnsan Oldu


Tarihin akrebi

Tarihin akrebini birkaç bin yıl ileriye alalım. Öyle ki, bizi zamanımızdan ancak elli yüzyıl ayırsın.

Elli yüzyıl!.. Bir insanın, hatta bir ulusun hayatı söz konusu olursa, bu pek uzun bir süredir. Fakat bizim konumuz ne bir insan, ne de bir ulustur, bütün insanlıktır.

İnsanlığın yaşı bir milyon kadar olduğuna göre, elli yüzyıl pek o kadar çok değildir.

Akrebi ileri aldık diyelim. Yeryuvarlağı güneşin çevresinde birkaç bin defa daha döndü demektir. Bu süre içinde yeryüzünde neler oldu? Tepesindeki buz külahının bir hayli daralıp büzüldüğü hemen göze çarpar.

Karların meydana getirdiği külahın çevresinde sık ormanların uzandığı zamanlardan bu yana çok geçmiştir. Ormanlar seyrelmiş, bazı yerlerde bozkır ormanların içerilerine kadar sokulmuştur. Şurada burada, sık ormanlar arasında güneşin altında ovalar uzanıyor. Irmak ve göl kıyılarındaki ormanlar, yerlerinde kamışlık ve fundalıklar bırakarak geriye çekilmişlerdir.

Şu ırmağın dirseğinde görünen tepedeki ne? Sarı bir yorgan serilmiş gibi...

Bu, insan eliyle değiştirilmiş bir toprak parçasıdır. Başaklar arasında eğilmiş kadınlar görünüyor. Hızla işleyen oraklar, başakları biçiyor.

Çekici çoktan görmüştük, orağıysa ilk defa görüyoruz. Bu orak hiç de şimdikine benzemiyor. Taştan ve ağaçtan, yani hilal biçiminde bir ağaca taş keskiler dizilerek yapılmıştır.

Gördüğümüz bu toprak parçası, yeryüzündeki ilk tarlalardan biridir. İnsan eli değmemiş doğada böyle sarı yorganlar, daha seyrek.

Yabanıl otlar başakları her taraftan sıkıştırıyordu. İnsan daha bu otlarla savaşmayı bilmiyordu ama, başaklar yine de yenilmiyordu otlara. Bir gün gelecek, altın başaklı buğday okyanusu bütün yeryüzünü kaplayacaktı.

Irmağın kıyısındaki yeşil çayırda beyaz, sarı, alaca, bir dağılan, bir toplanan irili ufaklı hayvanlar görülüyordu.

İnek, keçi ve koyun sürüleriydi bunlar. İnsan emeğiyle evcilleştirilmiş, değiştirilmiş bu hayvanlar daha pek azdı. Bunlar, kendi başlarının çaresine bakmak zorunda olan yabanıl akrabalarından daha hızla çoğalıyorlardı.

Birkaç bin yıl sonra, yeryüzünde yabanıl mandaların sayısı, evcil öküz ve ineklerinkinden az olacaktı.

Tarlalar ve hayvan sürüleri olunca, yakınlarda köy de olmalıydı. İşte köy de, ırmağın dik kıyısına yerleşmiştir. Bu, artık bildiğimiz o avcı kulübelerinden değildi. Burada, kazık ve dallardan yapılmış kulübelerin yerini, sivri damlı ahşap evler almıştı. Evlerin duvarları balçıkla sıvanmıştı. Kapının üzerinde, çatı altından uzanan kirişin ucunda, ağaçtan yontulmuş boynuzlu bir boğa başı göze çarpıyordu. Boğa, evi koruyan tanrıydı. Köy yüksek bir çit ve bir hendekle çevriliydi.

Her taraftan duman, hayvan gübresi ve taze süt kokuları geliyordu.

Evlerin yanında çocuklar oynaşıyor, domuzlar ve yavruları çamurda yuvarlanıyorlardı. Evin açık kapısından, içeride yanan ateş görünüyordu. Ocak başında bir ihtiyar kadın çörek pişiriyordu. Hamuru, sıcak külün üzerine koyup üstünü toprak bir çömlekle örtüyordu. Belli ki, çömlek şimdiki fırınların işini görüyordu. Kanepenin üzerinde ağaçtan yapılmış nakışlı kapkacak göze çarpıyordu.

Köyden çıkıp ırmağa doğru inelim. Kıyıda, içi su dolu bir kayık. Kayıkla, ırmağın çıktığı göle kadar gidersek, orada da bir köy görürüz. Fakat bu büsbütün başka bir biçimde yapılmıştır. Gölün kıyısında olmayıp, ada gibi içindedir.

Gölün dibine kazıklar çakılmış, kazıkların üzerine kütükler konup döşeme çekilmiştir. Bu ağaçtan yapma adaya köprülerle gidilir. Evlerin duvarlarına balıkçı ağları ve balıkçılıkta kullanılan aletler asılmıştır. Gölde çok balık olsa gerek. Halk yalnız balıkçılıkla geçinmiyor galiba. Evlerin arasında çubuklardan örülmüş sivri damlı dairevi ambarlar görünüyor. Burada tahıl korunuyor. Ambarların yanındaki ahırlarda inekler böğürüyor.

En ince ayrıntılarına kadar gözümüzün önünde canlandırdığımız bu eski köy, çoktan yok olmuştur. Bir zamanlar evlerin bulunduğu yerler su altında kalmıştır. Gölün dibinde böyle evlerin kalıntılarını nasıl bulmalı? Bu imkansız gibi görünüyorsa da, bazan, göl sularının çekilip yüzyıllarca sakladıkları şeyleri gözlerimizin önüne serdikleri de oluyor.

M. İlin & E. Segal - İnsan Nasıl İnsan Oldu






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM