Kadınların En Güzel Tarihi

Nicole Bacharan - Kadınların En Güzel Tarihi


"ERKEK YÜREKLİ KADINLAR"

Nicole Bacharan: Yine de... Ne olursa olsun, kadınların doğurganlığının ve "çocuk doğurmanın sağladığı şu müthiş ayrıcalıklarının" erkekler tarafından sahiplenilmesi için bütün şartlar uygun gibi görünüyor.

Françoise Heritier: Kadının doğurganlığı ile erkek hakimiyeti arasında çok sıkı bir ilişki vardır. Doğurgan olmayan kadınlar hiçbir şekilde bu tür sorunlara yol açmazlar. Hatta hemen hemen bütün toplumlarda menopozla birlikte kadınların konumu radikal bir şekilde değişir ve neredeyse erkeğin konumuna yaklaşır. Kuşkusuz, tadını çıkaracakları saygı etraflarındaki erkeklere bağlıdır. Oscar Lewis'in çalışmalarından öğrendiğimize göre, Kanada'da yaşayan Kızılderililerden Pigeanlar'da, güçlü bir adamın en sevdiği kızı zengin bir adamla evlenir ve oğulları olursa, bu kadın menopozdan sonra "erkek yürekli kadın" mertebesine yükselebilir. Bu konumdaki kadınlar neredeyse bir erkeğin özgürlüğüne sahip olabilir, diğer kadınlara yasak olan davranışlarda ve etkinliklerde bulunabilirler; örneğin, yemin edebilir, herkesin içinde söz alabilir, alkollü içki içebilir, kutlamalar düzenleyebilir, adaklarda bulunabilir ve hatta ... Ayakta işeyebilirler!

Nicole Bacharan: Ne şans... Bu durumda, kadın saygı görüyor ama ancak bir erkek taslağı olarak... Erkek her zaman için dişiye karşı üstünlüğünü korumuş oluyor!

Françoise Heritier: Evet doğru, zaten menopoza giren kadının özgürlüğüne kavuşması veya erkeğin konumuna yaklaşması her yerde söz konusu da değil. İlkel toplumların çoğunda menopoz, kadının kadın olarak görülmesinin sonlanmasına neden oluyor. Eğer kadın yaşlıysa, fakirse, onu koruyacak bir kocası veya oğulları yoksa dışlanıyor. Çoğunlukla böyle kadınlar kuşku çekiyor, büyücülükle suçlanıyorlar ve bir tehlike oluşturuyorlar.

Nicole Bacharan: Yani, artık erkek çocuk doğurma yaşını geçmiş olan kadını elde tutmak için dövüşmeye gerek kalmıyor. Peki ya kısır genç kızlara ne oluyor? Onların yazgısı da öteden beri korkunç olmadı mı?

Françoise Heritier: Kısırlık öteden beri ve dünyanın her yerinde, yalnızca kadınlara özgü bir sorun olarak algılanmıştır. Eski zaman toplumları bu konuda, bizim de ancak kısa süre önce edindiğimiz bilgileri değil, yalnızca somut gözlemleri temel almışlardır. Erkeklerle ilgili olarak, yalnızca iktidarsızlık bir çiftin kısırlığının somut nedeni olarak görülmüştür. Aslına bakılırsa ne kadar ilkel görünürse görünsün hiçbir toplum, cinsel ilişki olmadan kadının çocuk sahibi olamayacağını bilir.

Nicole Bacharan: Yontma Taş Devri'nde bile bunun anlaşılmış olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Françoise Heritier: Kesinlikle, zaten etnolojik gözlemler de bunu doğruluyor. Belki de atalarımız kadının içine bir ruh girmesi gerektiğini düşünüyorlardı ama bu ruhun dünyaya gelebilmesi de ancak kadının cinsel ilişkiyle açılması ve "sulanması" sonucu mümkündü. Bu inanış pek de tuhaf sayılmamalı aslında; bizim toplumumuzda da buna benzer şeyler düşünenler, örneğin Bakire Meryem Ana'ya dua ettiği için kendisine bir çocuk bağışlandığına inananlar yok mu? Ancak Meryem'in bağışladığı çocuğun doğabilmesi için yine de cinsel ilişki gerekecektir! Yine de eğer erkek iktidarsız değilse ve cinsel ilişkilerde bulunulmasına rağmen çocuk hala gelmiyorsa, o zaman suç her zaman kadında bulunur. Kısır bir kadın eksik, tamamlanmamış bir mahluk olarak görülür. Bazen kısırlığının kendi suçu olduğu, bunun istemli veya istemsiz günahlarının bir sonucu olduğu kabul edilir. Bu durumda dışlanır, boşanır ve yerine yeni bir eş alınır.

Nicole Bacharan: Ya yalnızca kız çocuk doğuran kadınlar, onlar da eksik sayılmıyorlar mı?

Françoise Heritier: Gerçekten de kısır olmamalarına rağmen onlar da pek makbul sayılmazlar. Dünyanın pek çok toplumunda ve bölgesinde, yalnızca erkek çocuklara önem verilir. Oğlu olmayan bir erkeğe, hiç çocuğu yokmuş gözüyle bakılır. Beklediği bu oğlu kendisine vermeme kötülüğünden sorumlu olan da yine karısıdır. Kadın görevini yerine getirmemiştir ve bu kadın da kolayca gözden çıkarılabilir veya yerine yeni eş alınabilir.

Nicole Bacharan: "Kadından sayılmayan" kadınların böyle dışlanmasına bütün ilkel toplumlarda rastlanıyor mu gerçekten?

Françoise Heritier: Genel olarak böyle ama bunun istisnaları da yok değil. İngiliz antropolog Evans-Pritchard'a göre, Batı Afrika'daki Nuerler'de, kısır olduğu anlaşılan evli kadınlar bir oğul veya erkek kardeş olarak ailelerine geri dönerler. Bundan böyle bir erkek olarak kabul edilirler; kendilerine ait bir hayvan sürüsü kurup, bir veya birden fazla eş edinebilirler. Bir kocanın bütün imtiyazlarına sahip olurlar ve eşleri ona hizmet edip, saygı gösterir. Başka bir kavimden bir hizmetkar edinip, onu eşlerini döllemede kullanabilirler ama bu dölleyici adam hiçbir babalık hakkına sahip olmaz. Baba kendisidir, "kocalık yapan kadındır" ve çocuklar da bu kadınlara "baba" derler.

Nicole Bacharan: Diğer pek çok toplumdakine göre daha imrenilecek bir yazgı, buna rağmen yine kadından sayılmıyor.

Françoise Heritier: Çok doğru; kadını kadın yapan doğurganlığıdır. Erkek egemenliği, doğurgan olduğu çağda kadının doğurganlığına sahip çıkma arzusuna karşılık gelir.

Nicole Bacharan - Kadınların En Güzel Tarihi







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM