RICHARD FEYNMAN

John Lloyd & John Mitchinson - Nasıl Bilirdiniz


RICHARD FEYNMAN

Richard Feynman: Challenger Faciasını Çözdü

Marynin son dileğini takdir edebilecek kişilerden biri de 20. yüzyılın büyük fizikçisi Richard
Feynmandı (1918-1988). Bu uzun boylu, yakışıklı ve matrak adam da akıl almaz olmaya büyük heves duyan eksantrik bir muzipti. Onun son sözleri de aynı minvaldeydi: İki kez ölecek olsam bundan nefret ederdim, çok sıkıcı bir şey. Feynman için hayatta, yapılan işte ya da ölümde sıkılmak en büyük günahtı.

New York'un sıkı kenetlenmiş bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak doğdu ve konuşmaya ancak üç yaşından sonra başladı. Çok geçmeden babası biraz iyimser tavırla ona bütün Encyclopedia Britannica takımını satın aldı. Ama küçük Feynman bunu yuttu: Takımı çocukluğu boyunca yanından hiç ayırmadı ve ergenlik çağının başlarında tamamını baştan sona okumuş durumdaydı. Belarus göçmeni bir otomobil cilası satıcısı olan babası Melville, başka alanlarda da ufkunu genişletti. Ona temel yapıları kullanarak matematiksel kalıpları öngörmeyi öğretti ve onu uzun yürüyüşlere çıkararak, doğayı dikkatle izleme yolunu gösterdi. Feynmanın her zaman belirttiği gibi, ona bir şeyin adını bilmek ile bir şeyi bilmek arasındaki farklılığı öğreten de babasıydı. Yıllar sonra şöyle yazacaktı:

Bir kuşun bütün dünya dillerindeki adlarını öğrenebilirsiniz, ama neticede o kuş hakkında kesinlikle hiçbir şey öğrenmiş olmazsınız. Öyleyse kuşa bakalım ve ne yaptığını görelim önemli olan budur.

Melvillein soyut bilimsel fikirleri hikâyelere dönüştürme gibi harika bir hüneri de vardı; oğlu bunu devralarak alameti farikası haline getirecekti:

Örneğin, elektrikli trenlerimle oynadığımda bana şunu anlattı: Suyla döndürülen büyük bir çark vardır ve bu çarka bağlı bakır teller bütün yönlere doğru yayıldıkça yayılır. Bir de küçük çarklar vardır ki, büyük çark döndüğünde bu küçük çarkların hepsi döner. Aralarındaki ilişki sadece bakırın ve demirin varlığına bağlıdır, başka hiçbir şey yoktur - hiçbir hareketli parça yoktur. Buradaki bir çark döndüğünde çevresindeki küçük çarkların hepsi döner ve senin trenin de onlardan biridir. Babamın bana anlattığı harika bir dünyaydı.

Böylece bilim ve eğlence küçük Feynman için ayırt edilemez şeyler haline geldi. Boruları, yayları, pilleri, eline geçen her türlü mekanik şeyi topladı ve deneyler yapmaya girişti. Sonradan kendisi gibi fizik uzmanlığını seçecek olan küçük kız kardeşi Joana laboratuvar asistanlığını yapması için haftada dört sent ödedi. Joan, üstlendiği görev gereği Dickin arkadaşlarının önünde (hafifçe) elektrik akımına kapılmayı kabul etmişti. Dick ayrıca ev için ilkel bir hırsız alarmı ve kız kardeşinin karyolasını sallayacak bir elektrikli motor yaptı. Mahallede radyoları kafadan tamir eden oğlan diye nam saldı.

Haliyle okuldan hoşlanmadı - tabii başında yer aldığı matematik kolu dışında. Okul yıllığında kendisine takılan Çılgın Dâhi adına yaraşmak için elinde geleni yaptı. Massachusetts Teknoloji Enstitüsünde lisans öğrenimi görürken, matematik ve fizik notları genel düzeyin bir hayli üstündeydi. Daha sonra Prenstonın giriş sınavında her iki dersten tam puan aldı – gerek daha önce, gerekse daha sonra ulaşılamayan bir başarıydı bu. Feymnanın üniversitedeki en mutlu anları odasında oyunlarla geçirdiği zamandı; karıncaların nasıl iletişime girdiğini kestirme ye ya da bir jölenin kıvam kazanmasını açıklayacak fizik kurallarını bulmaya çalışmaktı. Bununla birlikte doktora tezi bir sansasyon uyandırdı. Tezinde kuantum mekaniğine tamamen yeni - daha önce izlenenlerin hiçbirine benzemeyen - bir yaklaşımı ortaya koyarak, elektronların ve fotonların etkileşimlerini tanımlamayı çarpıcı bir başarıyla uyguladı. Maxwe!lin elektromanyetizma denklemleri konusunda Oliver Heavisideın {bkz. s.29) yaptığına oldukça benzer bir biçimde, yirmi üç yaşındaki Feynman hiç kimsenin aklına gelmeyen daha basit ve daha şık bir çözüme varmıştı. Daha sonraları bir sinestezi yeteneğine sahip olduğunu ileri sürdü: Farklı renklerle ayırt edilen bir denklem dizisinin temelinde yatan kalıpları görebilmekteydi.

Bu alışılmamış zekâ ona Manhattan Projesinde küçük bir rol üstlenerek, New Mexicodaki Los Alamosta atom bombasının geliştirilmesinde yer alma fırsatını sağladı. Göz kamaştırıcı görünmesine karşın, bu işten kısa sürede sıkıldı. Orada yapacak hiçbir şey yoktu diye yakınacaktı daha sonraları. Oyalanmak için güvenlik kompleksinin çok gizli dosya dolaplarının şifreli kilitlerini çözmekle uğraşma ya da ortalıktan kaybolup çölde Amerikan Yerli tarzıyla davul çalıp şarkı çığırma yoluna gitti. Bu tuhaf davranışı ona Kızılderili Joc takma adım kazandırdı. Testlerin başarısı karşısında ilk başta coşkuya kapıldıysa da, daha sonraları uyuyan bir ejderhanın kuyruğunu gıdıklama ya benzettiği bu işte görev aldığı için pişmanlık duydu (Tipik davranışıyla, bombanın patlatılışını koruyucu gözlük takmaksızın izleyen tek kişi oldu; zararlı alfa radyasyonunu perdelemek için aradaki cam bölmenin yeterli olduğu yolundaki gerekçesi doğruydu).

Feynman 1948de Nobel Fizik Ödülünü kazandı. Yaşı daha otuzdu. Doktora tezinde olduğu gibi, ödül verilmesinin sebebi başkalarının çalışmalarını geliştirip açıklığa kavuşturmasıydı. Kuantum elektrodinamiği ışığın, manyetizmanın ve elektriğin davranışını açıklayan disiplindi, ama sinir bozacak kadar kaypaktı. Feynman başka iki fizikçiyle birlikte teorideki kusurları giderdi, ama en önemli katkısı bir dizi küçük ve şık diyagramla atom altı parçacıkların devinimlerini tanımlamasıydı. Bu dönemdeki çalışmasını matematiksel hokus pokus sayacak kadar küçümsedi her zaman; ama Feynman diyagramlarını da kamyonetinin her tarafına çizecek kadar sevdi. Bu çizimler hâlâ kuantum dünyasını tanımlamanın en iyi yolu sayılmaktadır.

Feynman mesleki yaşamının büyük bölümünü California Teknoloji Ensritüsünde (Caltech) geçirdi. Bazen onun hiç tartışmasız tarihteki büyük fizikçilerden biri olmakla birlikte, büyük bir teorik atılım sağlamadığı ya da önemli sayılacak yeni bir buluşa adını vermediği söylenir. Bu aslında ondan ziyade dönemin fizik biliminin niteliğiyle ilgili olabilir; çağdaşlarının çok azı böyle bir savda bulunabilecek durumdaydı. Söz konusu görüş Feynmanın en büyük başarısını da gözardı eder: O kendi kuşağının en iyi ve en karizmatik öğretmeniydi. Öğretmekten hoşlanırdı ve bilim dünyasının dışındaki kişilere açıklanamayan bir teoride aksak bir taraf olduğuna inanırdı. Derslerinden derlenen ve çok satan kitabının giriş bölümünde okurlarına şunu söyler:

Size anlatacağım şeyler lisansüstü okulun üçüncü ya da dördüncü yılında fizik öğrencilerimize öğrettiğimiz şeylerdir... Sizi, anlamadığınız için bu kitabı elden bırakmamaya ikna etmek bana düşen bir görev. Eğer fizik öğrencilerimin anlamadığını görürseniz, bunun sebebi benim anlamamamdır. Böyle bir durumda hiç kimse anlamaz.

Fakat bunun moral bozucu ya da hüsrana yöneltici olmadığını şöyle açıklar:

Dünyayı oluşturan hareketli şeylerin bu çapraşık düzenini kafamızda tanrıların oynadığı ve bizim de gözlemcisi olduğumuz büyük bir satranç oyunu gibi canlandırabiliriz. Oyunun kurallarını bilmeyiz; bize tanınan tek şans oyunu izlemektir. Elbette yeterince uzun bir süre izlediğimizde, zaman la kuralların birkaçını kapabiliriz. Temel fizik kavramıyla kastettiğimiz şey oyunun kurallarıdır.

Feynman her zaman fiziği aylaklık ya da bir oyun olarak nitelendirirdi. Onun gözünde, işten çok oyundu: Sadece yakından izleyip merak duyulacak bir konu:

Birisi size, Bilim şunu bunu öğretir dediğinde kelimeyi yanlış kullanıyordur. Bilim hiçbir şey öğretmez; öğreten tecrübedir. Eğer birileri çıkıp size, Bilim şunu bunu gösterdi derse, ona şunu sorabilirsiniz: Bilim bunu nasıl gösteriyor? Bilimciler bunu nasıl öğrendi? Nasıl? Neyi? Nerede?

Feynman ömrünün ikinci yansını büyük ölçüde bu sorulara anlaşılır cevaplar sunma çabasıyla geçirdi. Belki de onun kendisini gösterdiği an, 1986da Challenger uzay mekiği felaketine ilişkin soruşturmayla geldi. Kaçamak açıklamalar ve teknik bağnazlık yüzünden çıkmaza saplanıp kalan soruşturma komisyonu, kazanın sebebini bir türlü belirleyememekteydi. Tahmin edilen sebeplerden biri katı yakıt roketlerinin bölmeleri arasında kullanılan lastik halkalı contalardı. Sadece 0,6 cm çapında olmakla birlikte çevre uzunluğu 11 metreyi geçen bu olağanüstü büyük ama kırılgan contalardaki bir arıza kesinlikle felakete yol açabilirdi; ancak hiç kimse böyle bir olayı ve sebebini kesin söyleyemiyordu (ya da söylemekten kaçınıyordu). Feynman kazaya halkalı contaların yol açtığı kanısındaydı. Televizyon kameraları canlı yayındayken, komisyonun ve bütün tanıkların önünde halkalı contadan küçük bir kesiti alıp buz gibi soğuk suyla dolu bir bardağın içine koyarak, kanıt kördüğümünü bir çırpıda çözdü. Lastiğin düşük sıcaklıkta esnekliğini anında kaybettiği ve bunun sonucunda contaların işlemez hale gelmesiyle roketin parçalanmış olduğu herkesin gözünde hemen açıklığa kavuştu. Felaketin yaşandığı sabah sıcaklık, mühendislerin salık verdiği düzeyin 13,5°C altındaydı. Konu kapandı. En yalın ve en güçlü haliyle bilim buydu işte: Epikür herhalde bundan gurur duyardı.

Feynmanın yaşamının geri kalan kısmı bazen 1960ların harika profesörünün bir parodisi gibi görünebilir. Kendi kendine Brezilya tarzında bongo çalmayı öğrendi, tablolarının yer aldığı sergiler açtı, uyuşturucuları denedi, Maya hiyerogliflerini çözme yolunu buldu ve karşılaştırmalı din incelemelerine girişti. Pasadenada üstsüz garson kızların servis yaptığı bir barda ikinci bir ofisi vardı; orada bira altlığının arka kısmına denklemler ve yeni Feynman diyagramları çiziktirirdi. Ama bunlar üşütük bir adamın yapmacık tavırlarının ötesinde bir anlama sahipti:

Davul çalmamın teorik fizik yapmamla hiçbir ilgisi yoktur. Teorik fizik bir insan uğraşıdır, insanoğlunun daha üst gelişim evrelerinden biridir - ve de bununla uğraşan kişilerin başka bazı kişilerce yapılan (bongo davulları çalma gibi) işleri de yaptıklarını göstererek, insan olduklarını kanıtlama yönündeki bitip tükenmez arzu beni rencide eder.

O bir fizikçi olduğu için bongo çalmıyordu; bongo çalmasının sebebi Richard Feynman, yani ömrü boyunca can sıkıntısından hoşlanmayan bir adam olmasıydı. Bir keresinde yazdığı gibi: Sırf fizikle bir kişilik edinemezsiniz, araya hayatın öbür unsurlarını da katmalısınız. Kanserden ölmek üzere olduğu son yıllarında, Orta Asyada özerk bir cumhuriyet olan Tuvaya ilgi duyarak, tarihini ve kültürünü - özellikle hoşuna giden gırtlaktan şarkı söyleme tarzını - araştırmaya girişti ve oraya bir gezi yapmayı tasarladı. Rus bürokrasisiyle on yıl süren kedi fare oyunu, Tuva ya da Fiyasko! Adlı son kitabına konu oldu. Bekleneceği üzere matrak, ilginç ve hayat dolu bir kitaptı bu. Peşinden koştuğu vize nihayet ölümünden bir gün sonra geldi.

Richard Feynmanın uğraştığı konuya kendisini kaptırışı ve sonuna kadar keyfine varma yönündeki cüretkâr kararlılığı, bu bölümdeki altı yaşama canlılık katan tutumu özetler. Hepsi de kendi varlığıyla mutlu olmayı ve buna dünyaya olumlu bakarak ulaşmayı öğrenmiş kişilerdi. İçlerinden okula gidenlerin hiçbiri öyle derslere çok ilgili bir öğrenci değildi: Dünyayı ve çevrelerindeki insanları gözlemleyerek kendilerini yetiştirdiler. Filozof Ludwig Wittgenstein bir keresinde dünyaya niçin geldiğimize emin olmamakla birlikte, keyif çatmak amacıyla olmadığına gayet emin olduğunu belirtmişti. Epikür onu tanısa herhalde fırçayı basardı. Bu bölümdeki her altı kişi için de keyfin kaynağı eğlenmekten hoşlanmaktı. Ve de bu ruh bulaşıcıdır. Mary Scacolela birlikte mükellef bir öğle yemeği sofrasının başına oturmayı, Edward Jennerle kırda bir yürüyüşe çıkmayı, Ben Franklin'e bir partide kulak misafiri olmayı ya bongo çalan Richard Feynmanın eşliğinde Kaltak Yankesicinin şarkı söylediği barda bir akşam geçirmeyi kim istemez ki? Bu, dehanın gerçek anlamıdır: İnsanın ne olduğuna dair sezgimizi genişlenmek, kendimizi neşelendirmek. Belki hiç kimsenin neşeli insanlar listesinde ilk sırayı alacak biri olmasa bile Epikürün büyük bir hayranı olan Nietzsche kesinlikle bu görüşteydi: Kişinin sahip olması gereken tek şey vardır: Mizaçtan dolayı neşeli olan bir ruh ya da iş, aşk, sanat ve bilgiyle neşelenen bir ruh.

John Lloyd & John Mitchinson - Nasıl Bilirdiniz








Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM