TANRI YANILGISI

Richard Dawkins - Tanrı Yanılgısı


 GÜZELLİKTEN KANIT

Aldous Huxleyin az önce bahsettiğim romanındaki bir diğer karakter, Tanrının varlığını bir gramofonda Beethovenin yaylı sazlar dörtlüsü No 15 A minörünü (string quartet no. 15 A minör heiliger Dankgesang) çalarak ispatlamıştır. İnandırıcı gelmemesi, kanıtın popüler boyunduruk altında olduğunun göstergesidir. Geçmişte daha az ya da fazla acımasız meydan okumalarla kaç kez karşılaştığımı saymaktan yoruldum: O halde Shakespearei nasıl açıklarsın? (Ne çektiğimi anlamak için Shakespeare yerine Schubert, Michelangelo, vs. koyun) Kanıt size çok laubali gelecektir, bu yüzden devamını yazmak istemiyorum. Ancak kanıtın temeli asla ayrıntılarıyla açıklanmamıştır ve üzerinde ne kadar çok düşünürseniz bir o kadar ümitsizliğe sürüklenirsiniz. Elbette Beethovenin eski dörtlükleri olağanüstüdür. Shakespearein soneleri de öyle. Tanrı burada olsa da olmasa da fevkaladedirler. Tanrının varlığını kanıtlamazlar; Beethoven ve Shakespearein varlığını kanıtlarlar. Büyük bir lider şu sözüyle insanların güvenini kazanır: Eğer Mozartı dinleme imkânınız varsa, neden Tanrıya ihtiyaç duyasınız?

Bir keresinde, Issız Ada Diskleri isimli bir radyo programında haftanın konuğu idim. Bu programda, eğer ıssız bir adaya düşerseniz yanınıza almak istediğiniz sekiz plağı seçmek zorundasınız. Benim seçtiklerimin arasında Bachın St Matthew Passionından Mache dich mein Herze rein vardı. Ve programın sunucusu dindar birisi olmadığım halde neden dinsel şarkılar seçtiğimi anlamakta güçlük çekmişti. Şöyle de diyebilirsiniz, Cathy ve Heathcliffin gerçekte var olmadıklarının tamamen bilincinde olarak Wuthering Heightsin1 tadını nasıl çıkarabilirsiniz?

Ancak dikkati çekmek istediğim konu farklıydı ve her ne zaman Şistine Kilisesi ya da Raphaelin Bildirisi gibi dinsel meselelere itibar edilse vurgulanması gerekirdi. Büyük sanatçılar da hayatını kazanmak zorundadırlar ve yaşadıkları yerlerde bazı görevler üstlenirler. Raphael ve Michelangelonun Hıristiyan olduklarından şüphe duymak için bir nedenim olamaz; zamanlarındaki tek seçenek buydu. Ancak bu hemen hemen kendi seçimleriydi diyebilirim. Kilise, muazzam zenginliği sayesinde daima sanat dallarının üzerinde etkili olmuştur. Eğer tarihin akışı farklı seyretse ve Michelangelo devasa bir Bilim Müzesinin tavanını boyamakla görevlendirilseydi, sonuçta en az Şistine Kilisesi kadar yaratıcı bir ürün elde edilmez miydi? Beethovenin Mesozoik Senfonisi ya da Mozartın Genişleyen Kâinat operasıyla hiç karşılaşmayacak olmamız ne üzücüdür. Ve Haydnın Devrim Oratoryosundan yoksun bırakılmamız ne utanç vericidir; ancak bu, Yaradılışının tadını çıkarmamızı engellemez. Karımın ürkütücü hatırlatması ışığında, konuya farklı bir açıdan yakınırsak, Shakespeare Kilise hayrına çalışmak zorunda kalsaydı ne olurdu? diye düşünebiliriz. Çok büyük bir ihtimalle, Hamlet, Kral Lear ve Makbet’i yitirirdik. Ve karşılığında ne alırdık? Bu kadar nefis eserler elde edebilir miydik? Hayal edin.

Eğer önemli sanat dallarının varlığını Tanrının varlığına bağlayan tutarlı bir kanıt var ise, bunu detaylıca izah eden birisi şu ana kadar ortaya çıkmamıştır. Bu kanıttan tek beklenen netçe anlaşılır olmasıdır ancak böyle bir kanıt asla olmamıştır. Belki de sadece tasarımdan kanıtın benzer bir türü olarak görülmelidir: Schubertin müzik zekâsı bir olasılıksızlık mucizesidir, hatta omurgalı hayvan türlerinde bulunan göz organından bile daha önemli bir mucizedir. Ya da daha aşağılayıcı bir tanımla bu kanıt belki de bir tür deha kıskançlığıdır. Bir diğer insan, nasıl olur da benim erişemeyeceğim güzellikte müzik/şiir/sanat üretmeye cüret edebilir? Bunu ancak ve ancak Tanrı yapar.

Richard Dawkins - Tanrı Yanılgısı







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM