Tıbbın Yeni Altın Çağı

John Brockman - Senin Tehlikeli Fikrin Ne


Tıbbın Yeni Altın Çağı

Benim tehlikeli fikrim, tıpta yeni bir altın çağın yaşanmasını sağlayacak çoğu bilgiye sahip olduğumuz. Ayrıca şu an sahip olmadığımız bilgilere de hedeflenmiş araştırma ve müdahaleye akıllıca yatırım yaparak kolaylıkla ulaşabiliriz. Bu altın çağda, pek çok ciddi hastalığı hem gelişmiş hem gelişmemiş ülkelerde, nispeten kısa süre içinde ve sanılandan daha az maliyet ile engelleyebilmemiz gerek. Bu güzel bir haber. Niye tehlikeli olsun?

Bir tehlikeler silsilesi ortaya çıkıyor çünkü mevcut duruma meydan okuyan fikirler pek çok insanın yaşamım tehdit ediyor. Bu pek çok insan önemli yerlere geldiğinde, tehdit - özellikle de çok miktarda para ve statü tehlikedeyse - çok büyük olabilir; bu nedenle tıbbi araştırma ve uygulama alanının sınırları içinde yer alıyor. Bir düşünün, eğer önemli hastalıklar - kanser, arterioskloris, felç, diyabet - büyük ölçüde engellense ne olurdu?

Büyük ilaç şirketleri küçülürdü çünkü bu ilaçlara olan talep azalırdı. Doktorların prestiji azalırdı çünkü yaşamı uzatmak için artık onlara muhtaç kalınmazdı. Yeni gelişen biyomedikal
araştırma endüstrisi küçülürdü çünkü devletten aldığı fonlar ve özel fonları çok azalırdı. Kendilerine biçtikleri değeri, kocaman yapbozların küçücük bir parçasını buldukları için kendilerine bağışlanan dolarlarla ölçen bilim adamları kendilerini tehdit altında hissederdi. Son yıllarda ilerlemenin az olması, Ulusal Sağlık Enstitüsünün eski başkanı Harold Varmus gibi liderlerin, ihtiyaç duyulan şeyin daha fazla temel araştırma olduğu açıklamasını yapmasına yol açtı ve bu durumdan yarar sağlayanlar da bilim insanları oldu. Ama temel araştırmalar, son yıllarda hastalıkların önlenmesi ve tedavisinde büyük ilerlemeler kaydedilmesini sağlamadı.

Burada en önemli istisna, küçük fonlar ile büyük ilerlemelerin sağlandığı enfeksiyon hastalıkları alanında gerçekleşti. Peptik ülserin enfeksiyondan kaynaklandığını ve antibiyotik ile tedavi edilebileceğinin bulunması buna bir örnek; karaciğer kanserinin hepatit B virüsüne karşı kullanılan aşı ya da hepatit B ve C virüsleri için yapılan kan taraması ile engellenebileceğinin bulunması ise bir başka örnek.

Son birkaç on yıla ilişkin kayıtlar bu örneklerin rastlantı olmadığını gösteriyor. Bunlar, bir yüzyıl geriye, mikrop teorisinin başlangıcına kadar gidiyor. Ve modern toplumda ortaya çıkan ciddi hastalıkların enfeksiyondan kaynaklandığına ilişkin giderek artan kanıtlar, son zamanlarda enfeksiyondan kaynaklandığı kabul edilen hastalıklar için olanları tekrar ediyor.

Kabul süreci normal olarak on ya da yirmi yıl alır ve Schoenhauerin gerçeğin ortaya çıkması genellemesine uyar: Önce alay edilir, sonra şiddetle karşı çıkılır ve sonunda doğruluğu kabul edilir. Görünen o ki, yalnızca birkaç grup patojen önemli rol oynuyor: streptococci, Chlamdia, ağız boşluğundaki bazı bakteriler, hepatit virüsleri ve herpes virüsleri. Eğer bu patojenler arasındaki ilişkiler ve zengin ülkelerde görülen önemli hastalıklar gerçekten enfeksiyondan kaynaklanıyorsa bu patojenlere karşı geliştirilen etkili aşılar, tıp alanında, yirminci yüzyılın ilk yarısıyla rekabet edebilecek yeni bir altın çağın gelmesine büyük katkıda bulunur.

Ancak bu altın çağa geçiş iki şey gerektirir: Önemli hastalıklara neden olan patojenlerin saptanmasına yönelik araştırma çabasında değişiklik yapılması ve onlara karşı etkin müdahale yöntemlerinin geliştirilmesi. Paranın ve dolayısıyla araştırmacıların gittiği yer olan Ulusal Sağlık Enstitülerinin önceliklerini yeniden belirleyerek birincisini gerçekleştirmek kolay. İkincisi, Adam Smithin ulusal savunma için dile getirdiği nedenlerden dolayı gerçekleşmeleri için serbest piyasaya güvenilmeyecek olan programların yürürlüğe konmasını sağlayacak mekanizmalar gerektirir. Müdahalelerin amaçları, serbest piyasanın kâr arzusu ile pek örtüşmez. Örneğin aşılar pek kârlı değildir.

İlaç şirketleri, bir hastalığı önlemek için her insana bir aşı satarak, Vioxx gibi hiçbir zaman tedavi edilmeyecek bir hastalığın semptomlarını gidermek için günlerce, yıllarca kullanılacak patentli bir ilacı satmaktan elde edecekleri kadar kâr edemez. Böylesi semptomatik tedavilerde yükümlülük konusu önemli olsa da, ilaç şirketleri zararlı yan etkileri olan ilaçların, bu yan etkilerden en olumsuz etkilenenlere bile yararlı olacağını, çünkü bu ilaçların bir hastalığı önlemek için değil, onu iyileştirmek için verildiğini şiddetle savunur. Bu tür bir savunma, mağdur, onlarca yıl sonra yakalanabileceği bir hastalığa karşı onu koruması için yapılan bir aşının nadir görülen bir komplikasyonu nedeniyle kalıcı beyin hasarı geçiren bir çocuk olduğunda daha az inandırıcı oluyor.

Bu yeni altın çağın diğer bir yönü, gerçek tehditleri sahte tehditlerden ayırma yeteneği olacak. Bu yetenek, insanları sahte tehditlere karşı korumak için verilen çabalara kaynak harcayıp yaşamları mahvetmeksizin, onları gerçek tehditlere karşı koruyacak politikalara ve altyapıya yatırım yapmamızı sağlar. Bu cephedeki durumumuz bu idealden oldukça uzak.

Bugün enfeksiyon hastalıkları uzmanları ve insan sağlığını koruyacaklarına ve iyileştireceklerine güvenilen kuruluşlar, her yeni tehdide karşı alarm zilleri çalıyor. Son zamanlardaki kuş gribi salgını korkusu bunun tipik bir örneği. En çok çıkan seslerden biri, basit bir fikir ileri sürüyor. Buna göre, en kötü senaryolara hazırlıklı olamamak, hem sorumsuzluk örneği hem de tehlikeli. Bu eleştiri, son zamanlarda beni ve Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Hastalık Kontrol Merkezleri gibi kuruluşlardan gelen uzman iddialarını sorgulayan diğer insanları hedef alıyor.

Bu iddialar, H5N1 kuş gribi virüsünün 1918 salgınına benzer, hatta ondan da kötü bir grip salgınına yol açacağı tehdidi taşıdığını söylüyordu. Ben böyle bir tehdit olmadığını ileri sürdüm ve bu çevrelere olan güvenimi o zaman yitirdim. Kısacası, bence 1918 salgınına neden olan grip virüsleri, o benzersiz hastalık oluşturma ve yüksek bulaşıcılık kombinasyonunu 1. Dünya Savaşının Batı Cephesi koşullarında geliştirdi. Oradaki sağlık personeli, grip bulaştırabilecek hastaları, bu hastalığa yakalanabilecek insanların arasına taşıyarak, hastalıkları tarafından tamamen immobilize olan insanlardan hastalık bulaşmasını hızlandırdı. Bu koşullar grip virüsünün bu öldürücü türünü daha da güçlendirmiş olmalı; bu tür virüslerin rekabetçi bir yanı vardı çünkü çoğalabilmek için acımasızca bir insanı kullanabiliyorlardı ve hastalığa yatkın çok sayıda insana geçebiliyorlardı.

Bu koşullar insan popülasyonunda bir daha tekrarlanmadı ve bu nedenle, Batı Cephesinde ortaya çıkanlar kadar zararlı grip virüsü salgınları bir kez daha olmadı. Bu tür koşulların bir kez daha oluşmasına izin vermezsek, böylesine öldürücü bir virüsün tekrar gelişeceğinden korkmamıza gerek yok.

1918 tipi bir salgın korkusu, bir daha yüzü kara çıkmasın diye, herhangi bir tehdide karşı hazırlıklı olmaya kararlı bir hükümetin (Katrina Kasırgasının verdiği zararla başa çıkmakta
başarılı olamayan) hazırlıklara başlamasına yol açtı. Eğer 1918 tipi bir salgın için hazırlıklar bedava olsa, sorumsuzluk suçlamalarıyla ilgili bir sorunum olmazdı. Ama bedava değil. Bush yönetiminin bir salgına hazır olmak için ön yatırım olarak gördüğü 7 milyar dolar başka bir kaynaktan gelmek zorunda. Eğer para hayali bir salgına hazırlıklı olmak için harcanırsa, insan sağlığında gerçek gelişmelere yol açabilecek, hatta açmış olan diğer cephelerdeki ilerlememiz engellenebilir.

Bu iddianın sorumluluğu ya da sorumsuzluğuna ilişkin çıkarılacak sonuçlar, grip salgını tehdidinin, başka kaynaklardan para aktarmanın sonuçlarının zararlarıyla karşılaştırılmasını gerektirir. Normal şartlar altında grip salgınının verdiği zarara ilişkin tek güvenilir kanıt, 1918den bu yana yaşanan iki salgın (biri 1957, diğeri 1968de). Bu salgınlarda ölüm oranı, 1918deki ölüm oranının 1/10i ile l/100de biri arasında değişiyordu.

Normal bir grip salgınına elbette hazırlıklı olmalıyız, tıpkı Meksika Körfezindeki 5. Kategori kasırgalara hazırlıklı olmamız gerektiği gibi. Eğer mümkünse, hazırlıklarımız bir salgını daha başlamadan durdurabilmemizi sağlamalı. En çok sesi çıkan uzmanların tersine, ben, H5Nlin çok bulaşıcı bir ardılının (en son korku dalgasını yaratan), bizim hastalığı denetim altına alma çabalarımıza kısa sürede üstün geleceğini düşünmüyorum. H5N1 virüsünün bir pandemik virüsüne dönüşebilmesi onun evrim geçirmesini gerektirir.

Ancak, bu konudaki diyalog, evrimin başlıca mekanizması olan doğal ayıklanmayı ihmal etmeyi sürdürüyor. Onun yerine, H5Nlin, hem çok bulaşıcı hem de çok öldürücü tam bir insan virüsüne dönüşeceği ileri sürülüyor. Mutasyon, doğal ayıklanmanın etkilediği bir varyasyon sağlar. H5N1 virüsünün vereceği zararı anlamlı bir şekilde değerlendireceksek, doğal ayıklanmayı göz önünde bulundurmalıyız.

1918 virüsünün evrimi adım adım oldu; hem kanıtlar hem de teori, H5N1 virüsünün insandan insana geçebilecek şekilde evrim geçirmesinin de (SARSda olduğu gibi) adım adım olacağını düşündürüyor. Taramalar yoluyla, insanlardaki bu tür değişiklikleri saptayabilir ve daha fazla yayılmasına engel olmak için müdahale edebiliriz (SARS virüsü için yapıldığı gibi). Bunu başarmak için her yıl Güney Doğu Asyanın ekonomisini çökertmemize gerek yok.

Altın çağın tehlikeli vizyonu yoksul ülkeleri de arkada bırakmıyor. Makalelerimde ve kitaplarımda üzerinde durduğum gibi, yoksul ülkelerdeki başlıca öldürücü hastalıkların sebep olduğu zararı altyapıyı düzelterek kontrol altına alabilmeliyiz. Altyapının düzelmesi, yalnızca enfeksiyonun sıklığını azaltmakla kalmaz, aynı zamanda enfeksiyon ajanlarının değişip iyi huylu olmasına neden olur. Bu bütüncül yaklaşım, AIDS, sıtma, tüberküloz, dizanteri ve benzeri ölümcül hastalıklara karşı mevcut çabalarımızı yeniden şekillendirebilme olanağı sağlar. Geçtiğimiz yüzyılda zengin ülkelerde yaşayanların akut enfeksiyon hastalıklarına yakalanmamasını sağlayan değişikliklere saplanıp kalmamalıyız.

Gerçekten tehlikeli! Mükemmel çözümler çoğu zaman statüko için tehlikeli oluyor ama işe yarıyorlar. Uzman araştırmacıların, doktorların ve diğer sağlık elemanlarının yok denecek kadar az sayıda insan için tehlikeli olabilecek ama çok sayıda insan için iyi olabilecek çözümler üretmek üzere yeniden eğitilmeleri ve ayrıca hastane ve ilaç şirketlerinin küçülmeleri gerekecek. Sağlık problemlerine mükemmel çözümler sunduğumuzda sonuç bu olur. Bu güçlükler için, yapay solunum cihazı endüstrisi kayba uğradığında ve Saik aşısı bulununca çocuk felcini tedavi edenleri ve bu konuda araştırma yapanları yeniden eğitmek zorunda kaldığımızda olduğundan daha fazla endişelenmemize de gerek olmayacak.

PAUL W. EVVALD

Paul W. Ewald, evrimsel biyolog ve LouisvilleÜniversitesi'nde Evrimsel Tıp Programı'nın yöneticisi ve Plague Times (Veba Zamanları) adlı kitabın yazarı.

John Brockman - Senin Tehlikeli Fikrin Ne






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM