BİR ŞEYTANIN PAPAZI

Richard Dawkins - Bir Şeytanın Papazı


Genetik

Watson-Crick sonrası genetiğinin saf entelektüel coşkusunu abartmak zordur. Meydana gelen şey, genetiğin bilgi teknolojisinin bir dalı haline gelmesidir. Genetik kod, bilgisayar kodlarıyla kesin olarak aynı manada tamamen dijitaldir. Bu bir çeşit belirsiz benzeşme değil, gerçeğin ta kendisidir. Daha da ötesi, genetik kod, bilgisayar kodlarından farklı olarak evrenseldir. Modern bilgisayarlar, işlemci yongaları tarafından belirlenen, birbirleriyle uyumsuz birkaç makine dili üzerine kurulmuştur. Diğer taraftan, genetik kod, birkaç ufak istisna dışında bu gezegende yaşayan her canlı için (sülfür bakterisinden devasa sekoya ağacına, mantardan insana) aynıdır. Tüm canlılar, en azından bu gezegendekiler, aynı 'yapıdadırlar'.

Bunun sonuçları hayret vericidir. Bir yazılım alt yordamının (gen işte tam olarak budur) bir türden Kopyalanıp bir başka türe Yapıştırılabileceği ve orijinal türde çalıştığı şekilde yeni türde çalışacağı anlamına gelir. İşte bu yüzdendir ki, aslen kutup balıklarında evrimleşmiş olan meşhur 'donma önleyici' gen, bir domatesi donmanın verdiği zarardan koruyabilmektedir. Aynı yöntemle, roket güdüm sistemi için becerikli bir karekök yordamı isteyen bir NASA programcısı, bunu finansal tablolama programının içinden alabilir. Bir karekök her yerde kareköktür. Bunu hesaplayan bir program, uzay roketinde de finansal sunumdaki gibi iyi iş görecektir.

Öyleyse, türler arası gen değiş tokuşuna karşı tiksinmeye varan bu geniş kapsamlı ve ateşli düşmanlık nedir? Bunun Watson-Crick öncesi bir yanlış yorumlamadan kaynaklandığından şüpheleniyorum. Çekici ama hatalı bir mantığa göre, elbette bir balıktan alınan donma önleyici gen, balıksı bir 'tat' ile gelmiş olmalıdır. Elbette bazı balık özellikleri geçmiş olmalıdır? Elbette sadece bir balıkta iş görmesi 'amaçlanmış' bir balık geninin, domatesin yabancı ortamına eklenmesi 'doğaya aykırıdır'? Ama kimse bir karekök yordamının roket güdüm sistemine yapıştırıldığında 'finansal tat' taşıdığını düşünmez. Bu bağlamda 'tat' fikrinin kendisi sadece yanlış olmakla kalmaz, derin ve ilginç biçimde yanlış olur. Bu arada, günümüzde çoğu genç insanın bilgisayar yazılımlarını büyüklerinden daha iyi anladıkları için bu konuyu hemen kavrayacak olmaları keyifli bir düşüncedir. Genetik mühendisliği hakkında günümüzde var olan Ludizm, bilgisayar cahili neslin tükenmesiyle kendiliğinden yok olabilir.

Öyleyse Prens Charles, Lord Melchett ve arkadaşlarının endişelerinde kesinlikle hiç mi haklılık payı yok? Bu adamlar şaşkın olsalar da böyle diyecek kadar ileri gitmezdim. Karekök karşılaştırmam takip eden görüş açısından doğruluğunu kaybedebilir. Peki ya roket güdümü programının ihtiyaç duyduğu karekök değil de, finansal programdaki muadiliyle harfi harfine uyuşmayan başka bir yordam ise? Diyelim ki ana yordam yeteri kadar benzer olduğu için alınıp kullanılabilir fakat yine de ufak tefek tadilatlara ihtiyacı olsun. Eğer altyordam kodunu üstünkörü bir şekilde alıp kullanmışsak, roketin hedeften şaşması olasıdır. Biyolojiye geri dönersek, genler dijital yazılımın hata götürmez altyordamları olmalarına rağmen, organizmanın gelişmesinde etkilerinde hata götürmez değildirler, çünkü bu durumda çevreleriyle (özellikle diğer genler tarafından döşenmiş çevreleriyle de) etkileşirler. Donma önleyici genin, en ideal etki için balıkta bulunan diğer genlerle etkileşimde bulunmaya gereksinimi olabilir. Bir domatesin yabancı genetik ortamına pat diye konulan gen, domatesin var olan genleriyle uyum içinde çalışması için tadilattan geçirilmedikçe (ki bu yapılabilir bir şeydir) düzgün olarak çalışmayabilir.

Bütün bunların anlamı, tartışmanın her iki yönünün de olduğu ve hassas bir muhakeme uygulamamız gerektiğidir. Darwinci seçilimin biyolojik donma önleyici (veya her ne arıyorsak) geliştirmek için harcadığı milyonlarca yıllık araştırma ve geliştirmenin (ARGE) sırtına binerek zamandan ve zahmetten tasarruf edeceğimiz konusunda genetik mühendisleri haklıdırlar. Fakat duygusal ve içgüdüsel karşı çıkma tavırlarını sert güvenlik testleri için mantıksal taleplerde bulunmak olarak yumuşatırlarsa felaket tellallarının da haklı bir noktaları olacaktır. Hiçbir saygın bilim adamı böylesi bir talebe karşı çıkmayacaktır. Bu sadece genetiği değiştirilmiş değil, bütün yeni ürünler için doğru bir rutindir.

Genetiği değiştirilmiş yiyecekler etrafında süregelen takıntılı histerinin yol açtığı geniş çaplı ve anlaşılmamış tehlike ise yalancı çobanı olayıdır. Korkum odur ki, eğer yeşil hareketinin genetiği değiştirilmiş canlılar (GMO) için yaptığı yüksek tondaki uyarılar boş çıkarsa, halk diğer daha ciddi uyarıları tehlikeli biçimde dikkate almamaya meyilli olacaktır. Bakterilerin antibiyotik bağışıklığı geliştirmeleri, kanıtlanmış tehlikeleri olan hain bir kurttur. Bu kesin tehlikenin yaklaşan ayak sesleri, zararları olsa olsa nazari olan genetiği değiştirilmiş gıdalar etrafında oluşan mart kedisi çığlıkları arasında duyulmamaktadır. Daha açık olmak gerekirse, genetik değişiklikler, bütün diğer değişikliklerde olduğu gibi, iyi yönde olduğunda iyidir, kötü yönde olduğunda kötüdür. Evcilleştirmede ve doğal seçilimin kendisinde olduğu gibi işin püf noktası, doğru olan yeni DNA yazılımını kullanmaktır. Yazılımların ve canlıların 'kendi' DNA'ları ile yazdıklarının tamamen aynı programlama dilleri olduklarının farkına varılması, GMO'lar hakkındaki çoğu tartışmaya hakim olan içgüdüsel korkuların azalmasına katkıda bulunacaktır.

Merhum Carl Sagan'dan şu ünlü alıntıyı aktarmadan içgüdüsel duygular konusunu bitiremem. Kendisine gelecek tahmini ile ilgili bir soru sorulduğunda, soruyu cevaplamak için yeterince bilgi olmadığını söylemişti. Soruyu soran, gerçekten ne düşündüğünü söylemesi için ona şu soruyla baskı yapmıştı. 'İçgüdüleriniz size ne diyor?' Sagan'ın yanıtı ölümsüzdü : 'Ama ben içgüdülerimle düşünmemeye çalışırım.' İçgüdüsel düşünmek, halkın bilime olan tavrıyla ilgili mücadele etmek zorunda olduğumuz büyük sorunlardan birisidir. Bu konuya Etik bölümünde geri döneceğim. Bu arada genetiğin yirmi birinci yüzyıldaki geleceğiyle ilgili, özellikle de İnsan Genomu Projesi'nin (İGP) doğuşu ile ilgili birkaç noktaya daha değineyim.

Şu aralar tamamlanacak olan İGP gerçekten de bir yirminci yüzyıl başarısıdır. Oldukça göze çarpan bir başarı hikayesidir fakat kapsamı sınırlıdır. İnsan hard diskini alıp içindeki 11000101000010000111 tarzı her bilgi birimini, yazılımda bir bütün olarak ne işe yararlığına bakmadan en ince ayrıntısına kadar yazdık. Özünde, içinde makine kodu barındıran yüksek düzey yazılım rutinlerini deşifre edecek olan bir yirmi birinci yüzyıl İnsan Embriyoloji Projesi (İEP) ile İGP'yi takip etmek gerekir. Daha kolay bir görev ise bir seri değişik türün genom projesi olacaktır (bu yazıyı yazdığım gün tamamlandığı duyurulan Arabidopsis bitkisi genom projesi gibi) . Bunlar İGP den daha kolay ve hızlı olacaktır, diğer genomların bizimkilerden küçük ve basit olmaları yüzünden değil, bilim adamlarının müşterek uzmanlıklarının tecrübe edindikçe, gittikçe ve hızla artması yüzünden.

Bu birikimli ilerlemenin sinir bozucu bir yanı vardır. Sonradan gördüğümüz kadarıyla, teknolojik ilerleme durumumuza bakıldığında, İnsan Genomu Projesine başladığımızda aslında başlamaya değmezmiş. Son iki yıla kadar hiçbir şey yapmadan bekleyip sonra başlamak en iyisiymiş! Aslında rakip firmalardan olan Dr.Craig Yenter'in fırmasının yaptığı şey de aşağı yukarı buydu. 'Asla başlamaya değmez' özdeyişinin yanlış tarafı, ilerleyen teknolojinin öncü teknolojilerden edindiği tecrübe olmadan 'ilerleyemeyecek' olmasıdır.

İGP üstü kapalı bir şekilde kişiler arasındaki farklılıkları önemsemez. Fakat tek yumurta ikizlerinin ilginç istisnası dışında herkesin genomu benzersizdir ve İGP projesinde kimin genomunun çözüldüğünü merak ediyor olabilirsiniz. Bu iş için yüksek mevkili bir kişi mi seçilmişti ya da sokaktan geçen birisi mi bulundu veya doku kültürü laboratuarında bulunan sahibi belirsiz kopyalanmış hücreler mi kullanıldı? Bu bir fark yaratır. Sizin mavi gözleriniz olabilir ama benimkiler kahverengidir. Dilimi kıvırarak boru şekline sokamam halbuki sizin bunu yapabiliyor olmanızın ihtimali %50 dir. İnsan Genomu Projesinde dil bükme geninin hangi versiyonu yayınlanmıştır? Kutsal örnekteki göz rengi nedir? Cevap, kabul edilmiş genomun, (insanlar arasında farklılık gösteren birkaç DNA 'harfi' için,) insan çeşitliliğini
iyi bir şekilde temsil eden örnekler olmaları için dikkatle seçilmiş insanlar arasından çoğunluk 'oyu' ile belirlendiğidir. Fakat çeşitliliğin kendisi kayıtlardan silinmiştir.

Aksine, İnsan Genomu Çeşitliliği Projesi (İGÇP) yoldadır ve İGP temeli üzerinde oluşturulmasına rağmen, kişiden kişiye ve gruptan gruba değişen farklılıklar üzerinde göreceli olarak az nükleotid konumu üzerine yoğunlaşır. Şans eseri bu farklılıkların şaşırtıcı derecede az miktarı ırklar arasındaki farklılıklardan oluşur ve bu fark çeşitli etnik grupların önde gelen savunucularının üstünlük iddialarına acı bir şekilde zıttır. Özellikle de Amerika'dakilerin. Onlar sömürücü ve öjenik hareketinin izlerinin taşıyıcısı olarak gördükleri projeye etkili siyasi itirazların hayalini kurmuşlardı.

İnsan çeşitliğini araştırmanın tıbbi yararları muhteşem olabilir. Şu ana kadar, neredeyse bütün tıbbi ilaç tedavilerinde hastaların hemen hemen aynı ve bütün hastalıkların bir ideal tedavisinin olduğu varsayılırdı. Yarının doktorları bu açıdan veterinerlere daha çok benzeyeceklerdir. Şu anda doktorların sadece bir tür hastası vardır fakat gelecekte veterinerlerin hastalarını türlere ayırması gibi onlar da hastalarını kalıtsal yapılarına (genotip) göre ayıracaklardır. Kan nakillerinin özel şartları yüzünden doktorlar zaten birkaç genetik farklılığın ayrımına gitmektedirler (OAB, Rh gibi). Gelecekte her hastanın kişisel dosyasında sayısız genetik testlerin sonuçları da bulunacaktır: genomun hepsi değil (yakın gelecek için bu işlem çok masraflı olacaktır) fakat yüzyılın ileriki yıllarında genomun daha çok çeşitlilikte ve gittikçe artan bölgesi, şu anda kullanılan 'kan grubu' sınıflandırmasından epey fazlası olacaktır. Buradaki asıl mesele, bazı hastalıklarda, bir noktada ne kadar değişik çeşitlilikte genotip varsa hastalığın o kadar değişik ideal tedavisi olabilir ve hatta daha da fazlası çünkü genetik noktalar hastalığa karşı olan hassasiyet konusunda birbirleriyle etkileşebilirler.

İnsan çeşitliliği genetiğinin bir başka kullanım alanı adli durumlardır. DNA tam da bilgisayar baytları gibi dijital olduğu için, genetik parmak izi potansiyel olarak yüz tanımanın da aralarında olduğu diğer birçok kimlik teşhisi sisteminden onlarca yüzlerce kez daha fazla kesinlikte ve güvenilirliktedir (jüri üyelerinin tanık ifadelerini her şeye baskın çıkacağı şeklindeki sarsılmaz içgüdülerine rağmen). Dahası kimlik teşhisi ufacık bir kan damlasıyla, ter veya gözyaşı ile yapılabilir (veya tükürük, sperm veya saçlarla) .

DNA kanıtı yaygın olarak ihtilaflı addedilir ve bunun nedenleri hakkında birkaç şey söylemeliyim. İlk olarak, insan hatası bu yöntemin doğruluğunu açıkça yok edebilir. Fakat bu tüm kanıtlar için geçerlidir. Mahkemeler zaten örneklerin karıştırılmasını engellemek için önlem almaya alışmışlardır ve bu önlemler şimdi daha da önemli hale gelmiştir. DNA parmak izi yöntemi, bir kan lekesinin bir bireye ait olup olmadığını şüpheye neredeyse hiç yer bırakmayacak doğrulukta belirler. Ama tabii ki doğru kan lekesi test edilmelidir.

İkinci olarak, teorik olarak DNA parmak izi yönteminin yanlış teşhis üretmesinin olasılığı astronomik olsa da, genetikçilerin ve istatistikçilerin oldukça farklıymış gibi görünen tahminler ileri sürmeleri mümkündür. Gökkuşağını Çözmek isimli kitabımdan bir alıntı yapıyorum. (DNA parmak izi yönteminin teknik olmayan terimlerle açıklandığı 5 Bölümden).

Avukatlar, uzman tanık ifadeleri çelişirmiş gibi göründüğünde saldırıya geçmeye alışkındırlar. Eğer iki genetikçi kürsüye çağrılıp, onlara DNA kanıtının yanlış teşhis üretmesinin ihtimali sorulursa, ilki ı.ooo.ooo da bir derken ikincisi ıoo.ooo de bir diyebilir. Saldırı. 'Aha ! AHA! Uzmanlar fikir ayrılığı içindeler. Jürinin sayın bayanları ve bayları, eğer uzmanların kendileri 10'un katı kadar bir ihtimalde buluşamıyorsa biz bilimsel yönteme nasıl bir güven duyabiliriz? Tabii ki yapılacak tek şey, bütün kanıtı ve ona ait olan her parçayı reddetmek olacaktır.'

Fakat . . . tek ihtilaf . . . yanlış teşhis olasılığının hiper-mega-astronomik mi yoksa yalnızca astronomik mi olduğu üzerinedir. İhtimal zaten normalde binde birden az olamaz ve pekala milyarda bire kadar çıkabilir. En ılımlı tahminde bile, doğru teşhis ihtimali, şüphelilerin sıraya dizilip tanığa teşhis ettirildiği sıradan durumda oluşacak doğru teşhis ihtimalinden muazzam oranda fazladır. 'Sayın jüri, 20 kişiden oluşan teşhis işlemi müvekkilim için oldukça adaletsizdir. Teşhis sırasının en azından bir milyon kişiden oluşmasını talep ediyorum!'

Bütün vatandaşların DNA parmak izlerinin tutulacağı ülke çapında bir veritabanı şu anda tartışılmaktadır (tabi ki genomun örnek bir parçası çünkü bütün genomu tutmak gereksiz ve muazzam pahalı bir işlem olacaktır). Bunu kötü niyetli, Büyük Biraderimsi bir fikir olarak görmüyorum (ve şu anda 5oo.ooo kişi üzerinde hazırlanan pilot araştırmada kobay olarak rol almak için doktoruma yazı yazdım) Fakat sivil özgürlükler konusunda potansiyel problemler bulunmakta. Eğer eviniz soyulursa, polis normal olarak hırsızın (geleneksel, eski moda) parmak izlerini arayacaktır. Karışıklığı önlemek için evdeki ailenin de parmak izleri alınmalıdır ve çoğu insan buna seve seve uyar. Aynı prensibin DNA parmak izi için de geçerli olacağı kesindir fakat çoğu insan ülke çapında bir veritabanına dur demek isteyecektir. Sanırım aynı insanlar geleneksel ve eski moda olan parmak izlerinin de ülke çapında veritabanında tutulmasına itiraz edeceklerdir, ama olasılıkla bu pek pratik bir işlem olmayacaktır çünkü birbirine uyan parmak izlerini bulmak çok zaman alacaktır. DNA parmak izi yöntemi bu güçlükten etkilenmez. Bilgisayarların muazzam DNA veritabanları içinde kolayca arama işlemleri yapılabilir.

Peki, sivil özgürlükler sorunları nelerdir? Tabi ki saklayacak bir şeyi olmayanların korkacak bir şeyleri de olmaz değil mi? Belki olmaz ama bazı kişilerin yasalardan değil de birbirlerinden bu bilgileri saklamak için makul sebepleri gerçekten de vardır. Şaşırtıcı miktarda çok insan (çeşitli yaşlardan), babaları olarak bildikleri insanla genetik bağ taşımamaktadır. En hafif tabirle, kati sonuçlar üreten DNA kanıtlarıyla insanları bu hayallerinden uyandırmanın, toplam insan mutluluğunu azaltıp azaltmayacağı açık değildir. Eğer ulusal DNA veritabanı oluşturulursa, yetkisiz erişimleri kontrol etmek zor olacaktır. Eğer bir tabloid gazete düklük varisinin aslında av bekçisinin oğlu olduğunu keşfedecek olursa, Heraids Koleji'ndeki (İngiltere'de hanedanlık işlerini yürüten kurum) dehşet verici şaşkınlık biraz eğlenceli olacaktır. Fakat serbestçe elde edilebilen gerçek babalık bilgisinin toplumun genelinde yol açacağı aile içi suçlamaları ve büyük kişisel acıları hayal etmek zor değildir. Yine de ulusal DNA veri tabanının varlığı durumu çok fazla değiştirmeyecektir. Zaten şu anda bile kıskanç bir babanın, kendisinin olduğu düşünülen çocuklardan salya veya kan örneği alıp kendisiyle karşılaştırtarak gerçek baba olmadığı ile ilgili şüphelerini doğrulaması tamamen mümkündür. Ulusal bir veritabanının buna yapabileceği katkı ise, asıl babanın ülkedeki bütün erkekler arasında kim olduğunu gösterecek, bilgisayarda yapacağı uygun bir arama işlemidir!

Daha genel olarak, insan çeşitliliği araştırması, bilginin önyargısız araştırılması aleyhine güzel (bence çok kuvvetli olmasa da) bir durum olarak gösterilebilecek çok nadir alanlardan birisidir: bilgisiz olmamızın daha iyi olacağı çok az durumdan birisi. Yirmi birinci yüzyılın sonlarında doktorların herkesin ölüm zamanını ve şeklini, anneleri onlara gebe kaldığı günden itibaren hatasız olarak tahmin edebilmeleri olasıdır. Günümüzde bu tip kesin tahminler sadece Huntington hastalığı benzeri gen taşıyıcıları için gerçekleştirilebilmektedir. Geri kalanlar için mümkün olan tek şey, yaşam sigortası uzmanının, sigara ve içki içme alışkanlıklarına ve stetoskopla hızlı bir muayeneye dayanan muğlak istatistiksel öngörüleridir. Bütün yaşam sigortası sektörü bu tip öngörülerin muğlak ve istatistiksel olmasına dayalıdır. Geç ölen kişiler, erken ölenlerin miraslarını sübvanse ederler. Eğer kesin tahminin (Huntington hastalığındaki şekliyle) dünyada yayıldığı gün gelirse, bildiğimiz yaşam sigortası sistemi çökecektir. Bu problem çözülebilir (muhtemelen bireysel risk değerlendirmesi içermeyen zorunlu evrensel yaşam sigortası ile). Çözülmesi zor olacak şey ise, herkesin psikolojisine hakim olacak endişedir. Şu anda durum şudur; hepimiz öleceğimizi biliriz fakat çoğumuz ne zaman öleceğimizi bilmeyiz böylece kendimizi ölüm cezasına çarptırılmış gibi hissetmeyiz. Bu değişebilir ve insanlar psikolojilerini bu duruma uyarlamaya çalışırken toplumlar oluşacak güçlükler için hazırlanmalıdır.

Richard Dawkins - Bir Şeytanın Papazı







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM