Yaşam Nasıl Başladı

Alexandre Meinesz - Yaşam Nasıl Başladı


GİRİŞ

Tablo küçük ve koyu renkli olmakla birlikte, çok taranmıştır. Johannes Vermeer'in bilinen 30 civarındaki eserinden biridir. Konusu pek alışılmış değildir: Gök kubbeyi temsil eden bir küre üzerinde düşünmekte olan bir astronom. Astronomun on yedinci yüzyılda Hollanda'run Delft kentinde yaşamış bir bilim insanı olan Antoni van Leeuwenhoek olduğu hemen hemen kesindir. Değişik zamanlarda kumaş ticareti, şarap müfettişliği, mülk yöneticiliği yapmış, icra memuru, topograf ve astronomdur. Fakat asıl ününü mükemmel ve küçük bir mikroskop geliştirmesi ve kullanması nedeniyle elde etmiştir. Çıplak gözle görülemeyen organizmaları, mikroskobik hayatı gören ilk kişidir. Tarihte ilk kez bir insan, suda kaynayan mikroorganizmaları, sperma içindeki sperm hücrelerini, kandaki alyuvarları görmüştür. Hayat, bir anda yepyeni bir boyut kazanmıştır.

O günden sonra, yaşama ve onun kökenlerine ilişkin gizemlerin pek çoğu, kuramsallığı giderek artan boyutlarla açıklanmış bulunmaktadır. Yapılan keşiflerin sağladığı birikim, baş döndürücü düzeydedir. Her uzman, kendi uzmanlığındaki bilgi kuyusunun daha derinlerine dalmakta, fakat kuyunun dibini asla görmemektedir. Bu süreç içerisinde, kendi uzmanlığının üstünde ve çevresinde bulunanların çoğunu unutmaktadır. Yaşam bilimlerinin çeşitli disiplinlerinde yapılan çok sayıdaki keşfin popüler basın tarafından bize düzensiz, kesintili bir şekilde aktarılmasının nedeni budur. Fakat bu bilgi parçaları ile bunların görece önemi arasındaki bağlantı, zihnimizde netliğini kaybetmiştir.


Bu tabloyu net bir şekilde görmek için çaba harcadım ve Vermeer' in resmi bana çok yardımcı oldu.

Eğer Paris'te Louvre Müzesi'ni ziyaret ederseniz, gidin ve Antoni van Leeuwenhoek'in bir küre üzerindeki gökküre betimlemesine bakan soylu yüzünü hayranlıkla izleyin. Bir eliyle bu dünyanın fiziksel maddelerini temsil eden bir masayı sıkıca kavramıştır. Diğer eli, kainatımıza ait bilimsel verilerin sentezini simgeleyen yıldızlı bir kürenin üstünde gezinmektedir. Arka planda, duvarda bir tablo görülmektedir. Uzmanlar, resmin konusunu tesbit etmiştir: Musa'nın, firavunun kızı tarafından Nil sularından kurtarılışı.

Her şey yerli yerindedir: İnsan ile varoluşun somut yönleri arasında mevcut sımsıkı bağlantı, o sıralarda son derece önde gelen dinsel ve ruhsal olgular ve büyük bir hızla biriken kayda değer bilimsel bilgi.

Van Leeuwenhoek bu resmi sipariş ettiği ve oturup poz verdiği sırada ne bekliyordu? Ve Vermeer, neyi anlatmak istiyordu? Katolik mezhebinden olan Vermeer, tablolarının bazılarında inancını göstermektedir. Bu nedenle, evreni simgeleyen kürenin kendi açısından mecazi bir anlam taşıyor olması mümkündür. Modeli, yani astronom, semavi sınırsızlığa ulaşmayı istiyor, fakat tereddüt ediyormuş gibi görünmektedir. Sanki gök kubbenin bir yerlerinde bulunan manevi kılavuz üzerinde derin düşüncelere dalmış gibi bir izlenim vermektedir.

Van Leeuwenhoek, pragmatist Protestan kimliği ile kendi yüzyılında bilgiye açılan bütün yolları şevkle bağrına basmıştı. Topografya dalında bir diploma sahibiydi ve gök kubbeye dağılmış yıldızlara bakarken evrenin sonsuzluğu üzerinde düşüncelere dalardı. Bu nedenle Vermeer, onu bir astronom olarak betimlemiştir. Van Leeuwenhoek, Hollanda Doğu Hindistan Şirketi gemilerinin rotalarını - bilinmeyen ülkelere giden ve egzotik baharatlara erişilmesini sağlayan rotalara - çizenlerin yakınında oturmaktaydı. Vermeer, onu haritalarda gösterilen kıtaların ve okyanusların önünde ölçme araçları ile sarılmış vaziyette gösteren ikinci bir resim daha yapmıştır: Coğrafyacı, günümüzde Almanya'nın Frankfurt kentindeki Stlidel Müzesi'nde sergilenmektedir. Van Leeuwenhoek, Vermeer'e poz verdiği sıralarda mikroskobunu henüz geliştirmemişti. Fakat optik mercekleri kullanmadaki yeteneği göz önüne alınacak olursa, sonsuz küçüklükleri keşfetmeyi muhtemelen daha o sıralarda düşünmekteydi. Bir başka Hollandalı ressam, onu ellerinde bir mikroskop ve arka planda bir Dünya küresi görünür şekilde ölümsüzleştirdi.

Antoni van Leeuwenhoek, böylesine bir keşifler bolluğu ve araştırılacak bilgi zenginliği karşısında elbette Yunan filozoflarının sorusu üzerinde düşünmeye başladı: İnsan nereden geldi? Yaşam nereden başladı? Yaşam nedir?

Günümüzde bir başka soru öncelik kazanmıştır: Yaşamı nereye doğru götürüyoruz?

Bu yüzden, yarının bilinmeyenleri ile uğraşmaya başlamadan önce, yaşam tarihi ile ilgili olarak, dini inançlar ve hurafelerin etkisi nedeniyle saptırılmaktan veya önyargılı olarak yapılmaktan daha çok yeni kurtulmuş, günümüzün güçlü varsayımlarını daha iyi bir şekilde bütünleştirmemiz ve ilişkilendirmemiz gerekmektedir. Uzak geçmişimizin gerçekleri üzerine yapılacak bu araştırma, yakın geçmişte sağlanan bilimsel ilerlemelerin etrafını saran, düşüncesizce yapılmış pek çok önerinin esrarını gün yüzüne çıkartmak için de yararlı olacaktır.

Bu deneme, temel biyoloji bilgisine sahip geniş bir okuyucu kitlesi hedeflenerek yazılmıştır. Yaşamın ayrıntılı şekilde incelenmesine ilişkin önemli aşamaların kökenini anlatmaktadır. Kapsadığı bilgi alanları arasında biyoloji, paleontoloji ve ekoloji olduğu gibi, felsefe ve teoloji de bulunmaktadır.

Çoğu oldukça yakın bir geçmişte (son on beş yıl içinde) toplanmış çok sayıda bilimsel veri sentezlenmektedir. Bu sentezi bir araştırmacı, öğretmen ve çevre yöneticisi olarak profesyonel yaşamım boyunca edindiğim kişisel deneyimlere ve karşılaştığım olaylara göre dokuz bölümde sunmayı tercih ettim. Venneer'in mikrobiyal yaşamı keşfeden Antoni van Leeuwenhoek'i betimleyen resimlerine duyduğum hayranlığa ilişkin anekdot, genellikle anlatılması zor olan bir konunun daha az akademik bir şekilde sunulmasına olanak sağlayan süslerden biridir.

Bu kitabın temel amacı, hepsi de "Birlikten kuvvet doğar'' özdeyişi ile ifade edilen önemli bir evrimsel eğilim tarafından yönlendirilen üç kökeni ya da üç yaratılışı açıklığa kavuşturmaktır. Burada yaşamın kurgulanışını yönlendiren dört tip olasılığı vurgulamaya çalıştım.

İnsanın ve bilincinin ortaya çıkışını hatırlattıktan sonra (bölüm 1), ilk bakterilerin (bölüm 2), ilk hayvan ve bitki hücrelerinin (bölüm 4) ve çok hücreli organizmaların (bölüm 7) kökenlerini anlatacağım. Çalışma, bakteriler (bölüm 3) ile tek hücreli hayvan ve bitkilerin (bölüm 6) biyosferde ve günümüzün biyolojik çeşitliliği içinde üstünlük kazanmalarına vurgu yapmaktadır. Böylece, evrimin bireysel hücrelerin içinde meydana geldiği bu soyların egemen konumlarının anlaşılması sağlanmaktadır. Son olarak, evrimi yaşamın biçimlenmesini sağlayan dört tip rastlantısal olaya (gelişigüzel oluşumlara veya beklenmeyen durumlara) ayıracağım. Bunların üçü, yaratıcı (bölüm 5 içinde incelenen genetik mutasyonlar, eşeyli çoğalmada ortaya çıkan genetik çapraz gen oluşumu ve doğal ayıklanma); dördüncüsü ise yok edicidir (bölüm 8 içinde incelenen büyük jeolojik afetler)

Sondan bir önceki bölüm (9), evrimin meydana geldiği muazzam zaman ölçeğinin algılanmasının ve bunun bir nesil süresince gözlemlenen doğal değişikliklerin döngüsel zaman ölçeği ile ilişkilendirilmesinin ne kadar zor olduğunu vurgulamaktadır. Kapanış bölümü (bölüm 10), yaşamın ihtişamını yorumlamak için kullanılabilecek pek çok yolu göstermektedir. Bir yapılandırma ilkesinin yaşamın bu üç kökeninden her birinin ortaya çıkmasında oynadığı önemli role dikkat çekeceğim: Birlik ilkesi. İlk bakterilerin ortaya çıkmasına yol açan şey, başta RNA ve DNA zincirleri olmak üzere, organik moleküllerin ilişkilenmesi ve birleşmesiydi. Soysal hayvan ve bitki soylarını ortaya çıkartan şey, bakterilerin birbirine eklenmesi ve birbiri ile birleşmesiydi. Ve son olarak, çıplak gözle görülebilen çok hücreli organizmaların büyümesine olanak sağlayan şey, aynı türe ait hücrelerin birleşmesiydi. Bu nedenle, yaşamın ihtişamı, evrimin sosyallik ve beraberliğe dayalı önemli bir eğiliminden ortaya çıkmaktadır. Birlik, yaşam gücünü doğurmuştur; birlik sayesinde yaşam gelişmiştir. Benzer şekilde, büyüklüğümüzün temelinde yatan şey, uygarlıklardaki insanların birlik olması ve bilgilerini birleştirmeleridir. Sadece bağlılık ve dayanışma, önümüzdeki onlarca, yüzlerce yıl boyunca karşımıza çıkacak olan çevre sorunlarını çözmemize olanak sağlayacaktır. Giriş bölümü, kamusal sorumluluklarımızda Dünya üzerindeki yaşamın kaderi üzerinde daha büyük bir sorumluluk alınası için insanlığa yardımcı olacak, çevre ve yaşam ile ilgili her şey üzerinde daha iyi bir eğitim gerektirecek büyük bir sıçrama yapmamızın gerekliliğini önemle ortaya koymaktadır.

Bir çevrebilimci ve doğal deniz yaşamı ve Dünyada koloni kuran ilk organizmalar (algler) konusunda çalışan bir uzman olarak, bu kitapta anlatılan temel konular üzerinde mikrobiyologların, genetikçilerin veya paleontologların görüşlerinden farklı görüşler sunmaktayım.

Van Leeuwenhoek gibi, ben de pek çok tipte bilgiyi anlamaya çalışmaktan zevk duyarım. Bunları bu kitapta paylaşırken, meslekten olmayan okurların yaşamın muhteşem tarihini anlamasına yardımcı olmak için mesleki olmayan bir dil kullanmaya çabaladım. Merak edenler, sentezime ilişkin açıklamaları, ayrıntıları ve kaynakları notlar ve kaynaklar bölümünde bulabilirler.

Bilimin klasik görüntüsü her ne kadar Einstein'in dilini çıkarmış muzip bir görüntüsü ile özdeşleşmişse de, benim kalbimde Antoni van Leeuwenhoek' in soylu yüzü ve gururlu duruşu yer almaktadır. Dikkate değer gerçeklerle başının zonkladığına ve aklının karmakarışık olduğuna hiç şüphem yoktur. Sizi, onu izlemeye davet ediyorum: Günlük yaşamınızı gerçekleri ile temasınızı koruyun, fakat ister dindar olun ister ateist, yaşamın başlangıçlarına ilişkin en yeni harika keşifleri keşfedin. Düşüncelerinizi ve rüyalarınızı dolduracaklardır.

Alexandre Meinesz - Yaşam Nasıl Başladı







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM