Yatak Odasında Felsefe

Marquis de Sade - Yatak Odasında Felsefe


Fransızlar, Cumhuriyetçi olmak istiyorsanız biraz daha çabalayın

Din

Önemli fikirler sunuyorum: Bunlar dinlenecek, üstünde düşünülecektir. Bu fikirlerin hepsi olmasa da en azından birkaçı hoşa gider. Aydınlanmacıların ilerlemesine bazı noktalarda katkıda bulunabilirsem bu da beni memnun eder. Saklayacak değilim: Hedefe ulaşma çabamızdaki yavaşlığı görmek bana acı veriyor; bir kez daha hedefi şaşırmanın arifesinde olduğumuzu endişeyle hissediyorum. Yasalara sahibiz diye bu hedefe erişmiş olacağımıza mı inanılıyor? Bu hayale kapılmayın. Din olmadan yasalar ne işimize yarar? Bize bir kült gerekiyor, hem de bir cumhuriyetçinin karakterine uygun bir kült, Roma’nın kültünü asla yeniden diriltmeyecek kadar ileri bir kült. Ahlâkın dine değil dinin ahlâka dayanması gerektiğine inanmış olduğumuz bir yüzyılda, ahlâka uygun bir din gerek, ahlâkı geliştirebilecek, onun kaçınılmaz devamı olabilecek ve ruhu yücelterek, onun günümüzde tapılan biricik put olan bu değerli özgürlük düzeyinde sürekli kalmasını sağlayabilecek ahlâka sahip bir din gerek. Sorarım size, Titus’un bir kölesinin, Yudea’nın beş para etmez bir palyaçosunun dini, yeniden doğmuş özgür ve savaşçı bir ulusa uygun olabilir mi? Hayır, yurttaşlarım, hayır, buna inanmayın! Fransızlar, ne yazık ki hâlâ Hıristiyanlığın karanlıklarında gömülü kalırlarsa; bir yandan rahiplerin kibri, tiranlığı, despotizmi, bu rezil sürünün hep yeniden doğan ahlâksızlığı, diğer yandan ise, bu iğrenç ve düzmece din dogmalarının ve esrarının alçaklığı, dar görüşlülüğü, bayağılığı, bu cumhuriyetçi ruhu köreltmeye devam ederse, Fransızlar kendi enerjileriyle parçaladıkları boyunduruk altına bir süre sonra yeniden gireceklerdir.

Bu çocuksu dinin bizim tiranlarımızın ellerindeki en iyi silahlardan biri olduğunu gözden kaçırmayalım: Bu dinin ilk dogmalarından biri Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim'dir; ama Sezar’ı tahtından indirdik ve artık ona hiçbir şey iade etmek istemiyoruz. Fransızlar, bağlılık yemini etmiş bir ruhbanın ruhunun muhalif bir ruhbanınkinden farklı olduğunu söyleyerek boş yere hayale kapılmayın; devletlerde öyle ahlâksızlıklar vardır ki asla telafi edilemezler. Sizin rahipleriniz, ettikleri yemine rağmen, yoksulluklarına rağmen, Hıristiyan dini sayesinde, bu dinin batıl inançları, önyargıları sayesinde, on yıla kalmaz ruhlar üzerinde işgal ettikleri nüfuzu yeniden ele geçirirler; sizi yeniden krallara bağımlı kılarlar, çünkü birinin gücü her zaman ötekilerin gücünü destekler ve sizin temelden yoksun yapınız yok olup gider.

Ey elinde tırpanla dolasan sizler, batıl inanç ağacına son darbeyi indirin; dalları budamakla yetinmeyin: Etkileri bu kadar bulaşıcı olan bir bitkiyi tamamen kökünden söküp atın; sizin özgürlük ve eşitlik sisteminizin, İsa sunağının rahiplerini, tek birinin bile varlığına müsaade etmeyecek kadar açıkça yadsıdığına kesinlikle ikna olun; onlar bu sistemi iyi niyetle benimsemiş olsalar bile vicdanlar üzerinde herhangi bir etki elde etmeyi başardıkları an onu yıkmaya kesinlikle çalışacaklardır. Geçmişte yararlandığı durumla şu an mecbur bırakıldığı durumu karşılaştırarak, yitirdiği güveni ve otoriteyi yeniden ele geçirmek için elinden geleni yapmayacak rahip var mıdır? Ve ihtiras içindeki bu tepesi tıraşlının bir süre sonra yeniden kölesi olmaya hazır, zayıf ve ödlekler ne çoktur! Geçmişte var olmuş memnuniyetsizliklerin yeniden doğabileceğini nasıl düşünmeyiz? Hıristiyan kilisesinin çocukluğunda da rahipler bugünkü gibi değiller miydi? Vardıkları yeri görüyorsunuz: Peki onları buraya kim getirdi? Dinin sağladığı olanaklar değil midir bunlar? Eğer dini kesin olarak yasaklamazsanız, bu din ve onu vaaz edenler her zaman aynı araçlara sahip olacağından, bir süre sonra aynı hedefe varırlar.

O halde, günün birinde eserinizi yok edebilecek her şeyi sonsuza dek ortadan kaldırın. Sizin çalışmalarınızın ürünü yeğenlerinize kalacağından, bizim zor bela içinden çıkabildiğimiz bu karmaşaya onları yeniden daldırabilecek bu tehlikeli tohumlardan hiçbirinin onlara kalmamasının sizin göreviniz, sizin dürüstlüğünüz gereği olduğunu unutmayın. Önyargılarımız şimdiden ortalıktan çekildi, halk Katolik saçmalıkları yadsımaya şimdiden başladı; tapınakları çoktan ortadan kaldırdı, putları devirdi, evliliğin medeni bir sözleşmeden başka bir şey olmadığına inanıyor artık halk; paramparça edilen günah çıkarma odaları halka açık yuvalar olarak kullanılıyor; havarilere özgü şölenleri terk eden sözüm ona müminler, unu farelere bırakır gibi bıraktılar tanrılarını. Fransızlar, asla durmayın: Bir elini şimdiden gözlerini kamaştıran bantın üzerine atmış olan Tüm Avrupa, onu alnından söküp atacak çabayı sizden bekliyor. Acele edin: Enerjinizi bastırmak için dört bir yandan harekete geçen Kutsal Roma'ya birkaç dönmeyi koruyacak zamanı bırakmayın. Çekinmeden vurun onun kibirli ve titrek kellesini; iki aya kalmaz özgürlük ağacı, gölgesini papalığın kalıntılarına dikerek, Caton’ların ve Brutus’ların külleri üzerine yüzsüzce dikilmiş Hıristiyanlığın tüm aşağılık putlarını muzaffer dallarının ağırlığıyla örtecektir.

Fransızlar, size sesleniyorum, Avrupa hem kılıçtan hem de buhurdanlıktan sizin kurtarmanızı bekliyor. Dini batıl inançların engellerini parçalamadan krallığın tiranlığını ortadan kaldırmanızın imkânsız olduğunu unutmayın: Bunlar birbirine öylesine sıkı sıkıya bağlıdır ki, ikisinden birinin varlığını sürdürmesine izin verirseniz, ortadan kaldırmayı ihmal ettiğiniz hangisiyse onun nüfuzu altına bir süre sonra yeniden düşersiniz. Bir cumhuriyetçi artık ne hayali bir varlığın kucağında ne de aşağılık bir dalaverecinin kucağında dize gelmelidir; onun tek tanrısı cesaret ve özgürlük olmalıdır artık. Hıristiyanlık vaaz edilir edilmez Roma yok oldu, Fransa da hâlâ buna saygı duyarsa kaybeder.

Bu iğrenç dinin saçma dogmaları, korkutucu sırları, canavarca seremonileri, imkânsız ahlâkı dikkatle incelendiğinde bu dinin bir cumhuriyete uyup uymayacağı gayet iyi görülür. İsa’nın aptal rahibinin ayakları dibinde gördüğüm bir adamın bakış açısına boyun eğeceğime iyi niyetle inanıyor musunuz? Hayır, hayır kuşkusuz! Daima sefil bu adam, aşağılık bakış açısıyla krallık düzeninin acımasızlıklarına hep bağlı kalacaktır; geçmişte kabul etme çılgınlığını gösterdiğimiz bu din kadar bayağı bir dinin aptallıklarına boyun eğdiğinde, o artık bana ne yasaları buyurabilir ne de aydınlanmayı taşıyabilir; ben onu ancak önyargıların ve batıl inancın kölesi olarak görürüm.

Bu hakikate ikna olmak için, babalarımızın anlamsız kültüne bağlı kalan az sayıda kişiye göz atalım; bunların hepsinin mevcut sistemin amansız düşmanları olduğunu göreceğiz, kralcıların ve aristokratların pek haklı olarak aşağıladığımız kastının tamamen bunlardan olduğunu göreceğiz. Taçlı bir eşkıyanın kölesi, hamurdan bir putun ayakları dibinde eğilebilir; böyle bir nesne onun çamurdan ruhuna uygundur; kim ki krallara hizmet eder, tanrılara tapmalıdır! Ama biz, Fransızlar, ya biz, yurttaşlarım, biz, bunca aşağılık engeller altında alçakgönüllülükle sürünmeli miyiz? Yeniden köle olmaktansa bin kez ölmeyi tercih etmeliyiz. Mademki bir kültün gerekliliğine inanıyoruz, Romalılarınkini taklit edelim: eylemler, tutkular, kahramanlar; onların saygıdeğer nesneleri bunlardı. Böyle putlar ruhu yüceltiyordu, onu canlandırıyordu; fazlasını da yapıyordu: Saygı duyulan varlığın erdemlerini ona aktarıyordu. Minerva’ya tapan kişi temkinli olmak isteyendi. Cesaret, Mars’ın ayakları dibine çömelen kişinin kalbindeydi. Bu büyük adamların tek bir tanrısı bile enerjiden yoksun değildi; hepsi, kendilerine tapan kişinin ruhuna kendi yaktıkları ateşi aktarıyordu ve kişi günün birinde kendisine de tapılma ümidi olduğundan, en azından örnek olarak aldığı kişi kadar büyük olmayı arzuluyordu. Peki ya tersine, Hıristiyanlığın bir işe yaramaz tanrılarında ne bulmaktayız? Soruyorum size, bu salakça din size ne sunmaktadır?* Nazaret’in o bayağı dalaverecisi sizin ruhunuzda büyük fikirler doğuruyor mu? Onun pasaklı ve iğrenç annesi, iffetsiz Meryem’in size bir erdem esinlediği oldu mu hiç? Ya onun Cennet’ini süsleyen azizler sizin için bir büyüklük, kahramanlık ya da erdem örneği olur mu? Bu aptalca dinin büyük fikirlere bir şey katmadığı öyle doğrudur ki, hiçbir sanatçı diktiği anıtlarda bu dinin özelliklerini kullanmaz; Roma'da bile, papaların sarayının süslenmesinde ya da güzelleştirilmesinde kullanılan şeylerin örneği paganlıktadır ve dünya durdukça, büyük adamların esin gücünü de yalnızca bu pagan nitelikler coşturacaktır.

* Bu din dikkatle incelendiğinde, içeriğindeki kutsallığa aykırılıkların kısmen Yahudilerin acımasızlığından ve masumiyetinden, kısmen de kâfirlerin ilgisizliğinden ve kafa karışıklığından kaynaklandığı görülecektir. Antik çağ halklarının iyi yanlarına sahip çıkmak yerine, öyle görünüyor ki Hıristiyanlar kendi dinlerini her yerde rastladıkları ahlâksızlıklarla doldurmuşlardır.


Büyüklüğün ve yüceliğin bundan daha fazla motifini katışıksız teizmde mi bulacağız? Cumhuriyetçi erdemlere özgü enerji düzeyini ruhumuza vererek, bu erdemleri sevmeye ya da uygulamaya bizi yöneltecek olan şey, boş bir hayalin benimsenmesi mi olacaktır? Bunu hayal etmeyelim! Bu hayaletten vazgeçtik; günümüzde akıl yürütmeyi bilen tüm insanların tek sistemi ateizmdir. İnsan aydınlandığı ölçüde, hareketin maddeye içkin olduğunu kavradığı ölçüde, bu hareketi yaratacak bir failin gerekliliğinin yanıltıcı bir varlık olduğunu anladı ve var olan her şey özü gereği hareket halinde olduğundan, devindirici gücün gereksizliğim hissetti; ilk yasa koyucuların özenle icat ettikleri kuruntuların ürünü bu Tanrı'nın, onların ellerinde, bizi zincirleyecek yem bir araçtan başka bir şey olmadığı anlaşıldı ve bu hayaleti konuşturma hakkını yalnız kendilerine saklayarak, bizi köleleştirmek için başvuracakları gülünç yasalara destek olacak şeyi bu Tanrı’ya söyletmeyi iyi bildikleri de ortaya çıktı. Lycurgue, Numa, Musa, İsa, Muhammet, tüm bu büyük hinoğluhinler, bizim fikirlerimizin tüm bu büyük despotları, kendi ölçüsüz tutkuları için yarattıkları ilahları bir araya getirmeyi bildiler ve bazıları bu tanrıların yaptırımları aracılığıyla halkları esir edeceklerine emindiler; bilindiği gibi, onlar ya kendilerine uygun sorular sorulmasına ya da kendilerine hizmet edebileceğine inandıkları şeye cevap vermeye özen gösterdiler.

Bugün, hem dalaverecilerin vaaz ettikleri bir işe yaramaz bu Tanrı’yı hem de onun gülünççe benimsenmesinden kaynaklanan tüm dini kurnazlıkları aynı şekilde aşağılayalım artık! Özgür insanlar artık bu çocuk oyuncağıyla eğlenmiyor. Tüm Avrupa'ya yaydığımız ilkeler arasında ibadetin her türünün ortadan kaldırılması da yer alsın artık! Krallığı parçalamakla yetinmeyelim; putları da sonsuza dek ezip toz edelim: Batıl inançla kralcılık arasında pek bir mesafe yoktur.* Bunun böyle olması gerek kuşkusuz; çünkü kralların kutsanma ayininin ilk koşullarından biri, tahtlarını en iyi destekleyecek politik temellerden biri olarak hâkim dini korumaktı her zaman için. Ama bu taht devrildiğinde, sonsuza kadar ortadan kalktığında, onun dayanaklarını oluşturan şeyin de kökünü kazımaktan asla çekinmeyelim.

* Tüm halkların tarihine bakın: Batıl inançları yüzünden kurtulamadıkları alıklık nedeniyle, sahip oldukları hükümetin yerine monarşik bir hükümeti koymayı asla istemediklerini göreceksiniz; kralların dini desteklediğini ve dinin de kralları kutsadığını görürsünüz daima. Kâhya ile aşçının hikâyesi bilinmektedir: Siz bana biber verin, ben de size tereyağını vereyim. Zavallı insanlar, bu iki hergelenin efendisine benzemek zorunda mısınız?

Evet, yurttaşlar, din özgürlük sistemiyle bağdaşmaz; bunun farkındasınız. Özgür insan, Hıristiyanlığın tanrıları karsısında asla eğilmez; bu dinin dogmaları, tören kuralları, sırları ya da ahlâkı asla bir cumhuriyetçiye uygun değildir. Biraz daha çaba; mademki tüm önyargıları yok etmeye çalışıyorsunuz hiçbirinin varlığını sürdürmesine izin vermeyin, bir teki bile kalsa hepsini diriltmeye yeter. Eğer yaşamasına izin verdiğiniz şey kesin olarak tüm diğerlerinin beşiğiyse, tüm önyargıların dirileceğinden emin olabilirsiniz! Dinin insana yararlı olabileceğine inanmayalım artık. İyi yasalarımız olsun, o zaman dinden vazgeçebiliriz. Ama denecektir ki, halka bir din gerekir; halkı eğlendiriyor, ona sahip çıkıyor. Pekâlâ! Öyleyse, özgür insanlara yakışan dini verin bize. Pagancılığın tanrılarını geri verin bize. Jüpiter’e, Herkül’e ya da Pallas’a seve seve taparız; ama kendi kendine hareket eden bir evrenin düzmece yaratıcısına karnımız tok; kapsamdan yoksun ama kendi devasalığıyla her şeyi dolduran bir Tanrı’yı, her şeye kadir olan ama asla arzuladığı şeyi yerine getiremeyen bir Tanrı’yı istemiyoruz, son derece iyi olmasına karşın yalnızca hoşnutsuz kullar yaratan bir varlık istemiyoruz, düzenin dostu olan ama yönetimi altındaki her şeyin düzensizlik halinde olduğu bir varlık istemiyoruz. Hayır, doğayı rahatsız eden, karışıklığın babası olan, dehşet saçan insanı harekete geçiren bir Tanrı istemiyoruz; böyle bir Tanrı karsısında duyduğumuz öfkeden tir tir titreriz ve biz onun sonsuza dek unutulmasını isteriz - alçak Robespierre kurtarmak istemistir onu bu unutulmadan.* Fransızlar, Roma’yı evrenin hâkimi kılmıs saygıdeğer putları, bu alçak hortlağın yerine koyalım; krallarımızın putlarına nasıl davrandıysak Hıristiyanlığın tüm putlarına da öyle davranalım. Eskiden tiranlara destek olmuş temeller üzerine özgürlüğün amblemlerini yerleştirdik yeniden; Hıristiyanlığın taptığı bu haylazların altlıklarına da büyük adamların portresini yerleştirelim.** Köylerimizde ateizmin etkisinden korkmayalım artık; köylüler özgürlüğün gerçek ilkelerine tamamen aykırı Katolik ibadetin ortadan kaldırılmasının gerekliliğini hissetmediler mi sanıyorsunuz? Bu ibadetin sunaklarının ve papaz evlerinin yok edildiğini korkmadan, acı çekmeden seyretmedi mi onlar? Ah! Hıristiyanlığın gülünç tanrılarından da aynı şekilde vazgeçeceklerine emin olabilirsiniz. Mars’ın, Minerva’nın ve Özgürlük’ün heykellerini evlerinin başköşesine yerleştireceklerdir; her yıl bunlar için şenlikler düzenleyeceklerdir; yurttaşlık tacı yurduna en yararlı hizmetlerde bulunmuş olan yurttaşa verilecektir. Issız bir ormanın ağzında, kırsal bir tapınakta dikilmiş olan Venüs, Hymen ve Ask heykellerine âşıklar saygılarını sunmaya gelecektir: Venüs’ün üç tanrıça arkadaşı eliyle, güzellik, metanete taç giydirecektir orada. Bu taca layık olmak için yalnızca sevmek yetmeyecek, sevilmeyi de hak etmek gerekecektir: kahramanlık, yetenekler, insanlık, ruh yüceliği, sınanmış bir yurttaşlık... İşte âşık, metresinin ayakları dibinde bu sıfatlara layık olduğunu kanıtlamalıdır ve bunlar eskiden aptalca bir gururla talep edilen, doğuştan ve zenginlikten kaynaklanan sıfatlara yeğ tutulacaktır. Bu ibadetten hiç olmazsa bazı erdemler doğacaktır, oysaki geçmişte vaaz etme zayıflığında olduğumuz şeyden yalnızca suç doğmaktadır. Bu ibadet, kullandığımız özgürlüğün ayrılmaz parçası olacaktır; bu özgürlüğü canlandıracak, besleyecek, coşturacaktır. Teizm, özü ve yapısı gereği bizim özgürlüğümüzün en ölümcül düşmanıydı. Pagan putların Geç İmparatorlukta yok edilmesi bir damla kana değer miydi? Yeniden köle olmuş bir halkın aptallığının hazırladığı devrim en ufak bir engel olmadan işledi. Felsefenin eserinin despotizmin eserinden daha zahmetli olduğundan nasıl kuşku duyabiliriz? Aydınlatmak için bunca çaba gösterdiğiniz bu halkı, hayal mahsulü tanrılarının ayakları dibinde esir tutanlar yalnızca rahiplerdir; onları halktan uzak tutun, perde doğal olarak düşecektir. Sizin hayal ettiğinizden çok daha bilge olan, tiranlığın prangalarından kurtulmuş olan bu halkın bir süre sonra batıl inancın prangalarından da kurtulacağına inanın. Freni yok diye korkuyorsunuz ondan: Bu ne zırvalık! Halka inanın, yurttaşlar, yasaların maddi kılıcının asla durduramadığı şeyi, insanın çocukluğundan beri alaya aldığı cehennem azabının ahlâki korkusuyla hiç durduramazsınız. Sizin teizminiz, tek kelimeyle, sayısız alçakça cinayet işledi, cinayetlerin tek birini bile engelleyemedi. Tutkuların gözümüzü kör ettiği doğruysa eğer, tutkular etraflarındaki tehlikeleri gizleyen bir bulut çekiyorlarsa gözlerimize; tutkular üzerinde daima asılı duran yasaların kılıcının yok edemediği bu bulutu, sizin Tanrınızın cezaları gibi bizden uzak olan şeylerin ortadan kaldırmayı başarabileceğini nasıl varsayabiliriz? Bir Tanrı fikrinin dayattığı bu ek engellerin gereksizliği kanıtlanmışsa eğer, bu Tanrı’nın diğer etkilerinin de tehlikeli olduğu kanıtlanmışsa eğer, sorarım size, ne ise yarar bu Tanrı, onun varlığını sürdürmek için hangi güdülere yaslanabiliriz? Devrimimizi kusursuz ve sağlam kılacak kadar olgun olmadığımızı mı söyleyeceksiniz bana? Ah! Yurttaşlarım, ’89’dan bu yana kat ettiğimiz yol, gelecekte kat etmemiz gereken yoldan çok daha güçlükler taşıyordu ve benim önerimde, Bastille’in yıkıldığı dönemden bu yana her yönden altüst ettiğimiz kamuyu harekete geçirmek için yapmamız gereken şey çok daha azdır. Küstah bir hükümranı yüceliklerin doruğundan idam sehpasının dibine götürecek kadar bilge, cesaretli bir halka inanalım! O ki, bu son birkaç yıl içinde bunca önyargıyı parçalamayı bildi, bunca gülünç engeli kırmayı bildi, o halde, bir kraldan daha da aldatıcı olabilecek bir hortlağı, mülkiyetin iyiliği için, cumhuriyetin refahı için gömmeye muktedirdir.

* Tüm dinler, tanrısallığın mahrem bilgeliğini ve gücünü bize övmekte hemfikirdirler; ama Tanrı’nın davranışını bize sergilediklerinde onda yalnızca tedbirsizlik, zayıflık ve delilik buluruz. Tanrı, denir, dünyayı kendi için yarattı ve şu ana kadar burayı kendine layık kılamadı; Tanrı kendisine tapalım diye bizi yarattı, bizse ömrümüzü onunla alay ederek geçiriyoruz! Bu Tanrı ne zavallı bir Tanrı'dır!

** Bunlar yalnızca uzun süreden beri ünlü olanlardır.

Fransızlar, ilk darbeleri sizler vuracaksınız: Ulusal eğitiminiz gerisini tamamlar; ama işe hemen koyulmalısınız; en önemli işiniz bu olsun; dini eğitimin pek ihmal ettiği temel ahlâk, özellikle bu eğitimin temeli olsun. Çocuklarınızın genç dimağlarını yoran Tanrı’yla ilgili aptallıkların yerine, onları mükemmel toplumsal ilkelerle doldurun; on altı yaşına basar basmaz unutmaktan gurur duyacakları uyduruk duaları onlara ezberletmek yerine, toplum içindeki görevlerini öğretin; geçmişte şöyle bir sözünü ettiğiniz ve sizin dini masallarınız olmadığında, onların kişisel mutluluklarına yeten erdemleri sevmeyi öğretin onlara; bu mutluluğun, kendimizin ne kadar talihli olmasını istiyorsak başkalarını da o kadar talihli kılmaktan ibaret olduğunu bilsinler. Eğer bu hakikatleri, geçmişte çılgınca yaptığınız gibi Hıristiyanların boş hayallerine dayandırırsanız, öğrencileriniz temel ilkelerin uydurukluğunu fark eder etmez kurduğunuz yapıyı çökerteceklerdir ve sırf devirdikleri din onlara yasaklıyor diye birer hergele olup çıkacaklardır. Tersine, erdemin gerekliliğini, yalnızca kendi mutlulukları buna bağlı diye açıklarsanız, bencillikleri nedeniyle namuslu insanlar olurlar ve tüm insanları yöneten bu yasa daima tüm yasaların en güveniliri olur. Dolayısıyla, bu ulusal eğitime dinsel bir masal karıştırmaktan uzak durun. Bir Tanrı’ya tapan sefiller değil özgür insanlar yaratmak istediğimizi asla gözden uzak tutmayalım. Sıradan bir filozof bu yeni öğrencilere doğanın anlaşılmaz yüceliklerini öğretsin; insanlara çoğu zaman çok zarar vermiş bir Tanrı’yı tanımanın asla insanların mutluluğuna hizmet etmediğini ve anlamadıkları şeyin nedeni olarak hiç anlamayacakları bir başka şeyi kabul ederek daha mutlu olamayacaklarını onlara kanıtlasın; doğayı anlamaya çalışmanın, ondan zevk almaktan ve onun yasalarına saygı göstermekten daha az önemli olduğunu; doğanın yasalarının bilgece ve basit olduğunu; bu yasaların tüm insanların yüreğinde kazılı olduğunu ve itkiyi kavramak için bu yüreği sorgulamak gerektiğini kanıtlasın. Eğer bu öğrenciler kendilerine ille de bir yaratıcıdan söz etmenizi istiyorlarsa, nesnelerin nasılsalar daima öyle oldukları cevabını verin onlara, asla başlangıçları olmadığını, asla sonlarının da olmayacağım söyleyin, asla bir şey açıklamayacak ve bir şey ileri sürmeyecek hayali bir kökene uzanabilmenin insan için hem yararsız hem de imkânsız olduğunu söyleyin. Duyularımız üzerinde varlık göstermeyen bir varlık hakkında hakiki fikirlere sahip olmanın insanlar için imkânsız olduğunu söyleyin onlara.

Tüm fikirlerimiz karşılaştığımız nesnelerin temsilleridir; nesnesiz bir fikir olduğu kesin olan Tanrı fikri bizde neyi temsil edebilir? Böyle bir fikir, diyeceksiniz onlara, nedensiz sonuç olması kadar imkânsız değil midir? Prototipi olmayan bir fikir kuruntudan başka bir şey olabilir mi?
Bazı bilginler, diyeceksiniz. Tanrı fikrinin doğuştan var olduğunu ve insanların daha annelerinin karnındayken bu fikre sahip olduklarını ileri sürerler. Ama bu yanlıştır, diyeceksiniz onlara; her ilke bir yargıdır, her yargı bir deneyimin sonucudur ve deneyim ancak duyuların harekete geçirilmesi yoluyla elde edilebilir; dolayısıyla, dini ilkeler kesinlikle hiçbir şeye dayanmazlar ve asla doğuştan değillerdir. Anlaşılması en güç şeyin en önemli şey olduğuna aklı basında insanları nasıl oldu da ikna edebildik, diye soracaksınız. Onları müthiş korkutarak; çünkü insan korktuğunda artık akıl yürütemez; çünkü bu insanlara özellikle kendi akıllarından sakınmaları öğütlendi ve insanın bir kez aklı karıştığında her şeye inanır ve hiçbir şeyi incelemez. Tüm dinlerin iki temeli cehalet ve korkudur, diyeceksiniz onlara. İnsanın Tanrı karşısındaki kararsızlığı tam da onu dine bağlayan güdüdür. İnsan karanlık içindeyken hem fiziksel olarak hem de moral olarak korkar; korku onda alışkanlık halini alır ve ihtiyaca dönüşür: Ümit edeceği ya da endişe duyacağı bir şey kalmadığında kendinde bir şeylerin eksik olduğuna inanır. Şimdi, ahlâkın yararına yeniden bir bakalım: Bu önemli konuda onlara ders anlatmaktan çok, örnekler verin; kitaptan çok kanıt sunun, o zaman onları iyi birer yurttaş haline getirirsiniz; iyi birer savaşçı, iyi birer baba, iyi birer eş yaparsınız; ülkelerinin özgürlüğüne öyle bağlı insanlar olurlar ki. Akıllarına hiçbir kölelik fikri gelmez, hiçbir dini korku onların dehasını bulandıramaz. Bu koşullarda, herkesin ruhunda gerçek yurtseverlik ortaya çıkacaktır; tüm gücüyle ve tüm saflığıyla bu ruhlarda hüküm sürecektir, çünkü tek hâkim duygu halini alır ve hiçbir yabancı fikir onun enerjisini azaltamaz; bu durumda, ikinci kuşak güvenilir olacaktır ve sizin eseriniz, onun tarafından sağlamlaştırılarak, evrenin yasası halini alacaktır. Ama kaygı ya da ödleklik yüzünden bu öğütlere uyulmazsa yok edildiği sanılan yapının temellerinin varlığını sürdürmesine izin verilirse, neler olur? Yapı bu temeller üzerinde yeniden inşa edilir ve aynı dev heykeller oraya yerleştirilir, şu korkunç farkla ki, bu heykeller bu kez oraya öyle bir güçle yerleştirilir ki ne sizin kuşağınız ne de sonrakiler onları devirmeyi başarabilir.

Dinlerin, despotizmin beşiği olduğundan kuşku duymayın; tüm despotların ilki bir rahipti; Roma’nın ilk kralı ve ilk imparatoru olan Numa da Augustus da papaz takımıyla işbirliği yaptılar; Constantin ve Clovis birer hükümran olmaktan çok, birer rahipti; Heliogabale Güneş rahibiydi. Despotizm ile din arasında tüm zamanlarda, tüm yüzyıllarda öyle sıkı bağlar kuruldu ki, birini yok ederken diğerinin temellerini de dinamitlemek gerektiği artık gün gibi aşikârdır, bunun önemli nedeni despotizm her zaman için ikincisine yasa olarak hizmet edecektir. Yine de ne katliamları ne de sürgünleri öneriyorum; tüm bu dehşet verici şeyler, bir an bile tahayyül edemeyeceğim kadar uzaktır yüreğime. Hayır, asla öldürmeyin, asla sürmeyin; bu vahşilikler kralların ya da onlara öykünen hergelelerin vahşiliğidir; bu vahşilikleri uygulayanları kendi yöntemleriyle korkutamazsınız. Yalnızca putlara karsı güç kullanalım; onlara hizmet edenleri gülünç düşürmek yeter: Julien'in iğnelemeleri Hıristiyan dinine Neron'un tüm işkencelerinden daha fazla zarar vermiştir. Evet, Tanrı fikrini sonsuza dek tümüyle ortadan kaldıralım ve rahiplerini asker yapalım; bazıları şimdiden asker oldular bile; bir cumhuriyetçi için pek soylu olan bu mesleğe bağlı kalsınlar, ama bize ne kendi hayal mahsulü varlıklarından söz etsinler ne de küçümsediğimiz biricik nesne olan bu varlığın uydurma dininden... Tanrı’dan ya da dinden söz etmek üzere yanımıza gelecek bu kutsanmış şarlatanların ilkini maskaraya çevirelim, gülünç düşürelim, onu Fransa'nın en büyük şehirlerinin kavşaklarında çamura bulanmaya mahkûm edelim; aynı hatayı iki kez işleyecek olanın cezası müebbet hapis olsun. Sonra da, en saldırgan küfürler, en ateist eserler tamamen serbest bırakılsın ki çocukluğumuzun bu korkunç oyuncakları insanların yüreğinden ve belleğinden tamamen sökülüp atılabilsin; bu kadar önemli bir konu hakkında Avrupalıları aydınlatmaya en uygun eserler arasında müsabaka açılsın ve bu konuda söylenmedik bir şey bırakmayarak, her şeyi kanıtlayarak yurttaşlarına tüm bu hortlakları kovalamaları için bir tırpan ve bunlardan nefret edecek düzgün bir yürek bırakan eserin mükâfatı ulusça verilecek önemli bir ödül olsun. Altı ay içinde her şey bitmiş olacaktır: Sizin aşağılık Tanrınız yok edilmiş olur ve bu Tanrı yok edilirken de adil olmaktan, başkalarının değerini kıskanmaktan, yasaların kılıcından çekinmekten ve namuslu insan olmaya devam etmekten vazgeçilmeyecektir; çünkü vatanın gerçek dostunun, kralların kölesi gibi boş hayaller peşinde koşmaması gerektiği artık biliniyor olacaktır; kısacası, tek rehberi erdem, biricik freni de vicdan azabı olan bir cumhuriyetçiyi yönetmesi gereken şey, ne daha iyi bir dünyaya duyulan ciddiyetten uzak umut ne de doğanın bize yolladığından daha büyük kötülüklere duyulan korku olmalıdır.

Marquis de Sade - Yatak Odasında Felsefe







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM