Zeki Olduğunu Düşünüyor musun

John Farndon - Zeki Olduğunu Düşünüyor musun?


Zeki Olduğunu Düşünüyor musun?

Dur, bir düşüneyim...

Bu kitap bir soru ve cevap derlemesidir. Sorular pek tabii ki Oxbridge [Oxford ve Cambridge] üniversitelerine girmek isteyen adaylara, kabul jürisi hocalarının yönelttikleri tuhaf ve sıkıştırıcı mahiyetteki meşhur sorular arasından seçilmiştir. Kurulun amacı bu yolla gerçekten akıllı, çabucak düşünüp tepki verebilen öğrencileri belirlemektir. Soruların olağanüstü yanı, düşünmeye yöneltme açısından ustalıkla hazırlanmış olmalarıdır. "Hangi kitaplar senin için zararlıdır?”, "Bir izci kızın siyasi gündemi olur mu?” ve "Bir karıncayı havadan yere bırakınca ne olur?” gibi bir soru karşısında aklınızın anında fırıldak gibi dönmesi için bir Oxbridge adayı olmanız hiç de gerekmez.

Çoğu zaman pek düşünmeden hayatın akışını sürdürürüz. Öyle fazla düşünmeye gerek de yoktur aslında. Hepimizin asgari çabayla otomatik tepki vermeyi sağlayan bir bilgi ve deneyim dağarcığı vardır ve çoğu kez otomatik tepki iş görür. Ama kitaptaki sorular buna elverecek nitelikte değil. Şaşırtıcı, merak uyandırıcı, garip, saçma ve hatta kimi zaman basbayağı asap bozucu görünmekteler; ama hepsinin ortak yanı sizi düşünmeye yöneltmeleridir. Ve bu öylesine az rastlanır bir şeydir ki, anında keyif uyandırır insanda. Bazı soruları arkadaşlarımın üzerinde denediğimde, önce kahkahaya boğuldular, ardından görüşler ortaya atmaktan kendilerini alamadılar.

Bana kalırsa, biz insanlar aslında düşünmeyi seviyoruz. Düşünmek heyecan vericidir. Bize canlılık verir. Harıl harıl sudoku, bulmaca ve bilmece çözen insanlara bakınca bunu anlarsınız, üstelik rutin uğraşlar olmalarına karşın. Soruların harika yanı, çok farklı düşünme tarzlarına kapı açmalarıdır. Aslında hiçbirinin tek “doğru” cevabı yok. Bazıları ilk bakışta cevap verilemez görünse de, şuradan azıcık bilgi kırıntısı, oradan biraz mantık alıp araya bir tutam şakacılık katma yoluyla uygun bir cevap bulunabilmesi şaşırtıcıdır - gerçekten ilginç bir akıl yürütme de ortaya koyabilirsiniz, neden olmasın!

Buradaki cevaplar elbette bana ait. Bir öğrencinin verebileceği cevaplar olma iddiasını taşımıyor. Bir mülakat durumunda vereceğim cevaplar bile değil bunlar. Baskı altında korkudan donmuş akıl durumunu yeniden yaşamaya çalışmak bana anlamsız göründü! “Doğru” cevaplar sunma gibi bir niyetim de kesinlikle yok. Aslına bakılırsa, kimi Oxbridge hocalarının bazı fikirlerim karşısında umutsuzluğa kapılacaklarına eminim. Buradaki cevaplar sırf düşünmeye yem atmaktan ibarettir - soruların tam olarak ne anlama geldiklerine ve nasıl cevaplandırılabileceğine dair öneriler yani.

Her soru farklıdır ve farklı türden bir cevabı gerektirir. Genelde siz okurlara daha geniş düşünme alanı bırakmak için, cevaplarımı olabildiğince tarafsız tutmaya çalıştım. Ancak, kişiselleştirilmiş bir cevabı kaçınılmaz kılan birkaç soru var. Yine genelde zekice kaçamak yollara başvurmak yerine sorulara doğrudan cevap vermeye çalıştım, hem de böyle kaçamaklar harika biçimde eğlenceli ve yaratıcı olabilecekken. “Bir gökdelenin yüksekliğini ölçmek için bir barometreyi nasıl kullanırsın?” sorusu yöneltildiğinde, aramızdan yeni göçen büyük insan Clement Freud, hep beklenen cevabı bilmekle birlikte, barometreyi yukarıdan aşağıya atarak düşüş süresini tutmak, yüksekliği çıtlatması için kapıcıya barometreyi rüşvet olarak vermek gibi akıllıca bir dizi alternatif belirtmeyi yeğ tutmuştu. Doğru ve sonuçta daha ilginç cevap elbette binanın tepesindeki ve dibindeki hava basıncını ölçerek, basınç farklılığından yüksekliği hesaplamaktır. Genelde dilediğiniz kadar pervasız yaratıcılığı sergilemede özgür olmanız için bu tür cevapları verdim.

Hiç kuşkusuz, bu soruları cevaplandırmanın bir reçetesi yok. Sorular üzerinde duran gazeteciler, Edward de Bono’nun 1967’de çıkan ünlü kitabı The Use of Lateral Thinkinge [Etraflıca Düşünmenin Yararı] atfen “etraflıca düşünme’ye dönük olduklarını belirtiyorlar. Sırf bir önermenin doğruluğunu değerlendirmeyi amaçlayan standart “eleştirel düşünme”nin aksine, “etraflıca düşünme” önermeleri tamamen yeni ve belki ilişkisiz fikirler yaratmaya yardımcı olacak dürtüler gibi kullanmaya dayanır. De Bono, düşünme biçimimizin genelde tramvay hattı gibi bir yol izlemesi nedeniyle, bizi tamamen farklı istikametlerde düşünmeye kışkırtacak araçlara ihtiyacımız olduğunu ileri sürer. Bunun nasıl işlediğini gösteren bir örnek, sözgelimi bir reklam kampanyası için sözlükten gelişigüzel bulunmuş bir kelimeden hareketle düşünceler türetmeye çalışmaktır. Böyle teknikler etkili olabilir.

Ama bu sorular sadece etraflıca düşünmeye dönük değil. Bazıları gerçekten öyledir. Sözgelimi, başınızı tartma yolunu bulmak için etraflıca düşünmeniz gerekir. Ama diğer birçok soru dosdoğru sizi kendi açınızdan düşündürtmeye yöneliktir. Bazıları önyargılarınızı sorguluyor. Bazıları dünyanın karşı karşıya olduğu meseleler üzerine düşünmenizi istiyor. Bazıları toplumumuzdaki mevcut gidişatın sebeplerine kafa yormanızı öngörüyor. Bazıları gerçekliğin ve varoluşun doğasına ilişkin temel sorular üzerine kafa yormanızı bekliyor. Bazıları sadece kanaatinizi öğrenmeyi amaçlıyor.

Bu sorulara cevap vermede kilit unsurun bir an durup sorunun ne anlama, daha doğrusu başka ne anlama geldiğini düşünmek olduğunu söyleyebilirim. En az ilginç ve en az akıllıca olan karşılık, akla hemen otomatikman gelendir. Bunun, sorudaki asıl incelikli noktayı kaçırma olasılığı yüksektir. Örneğin, “Hangi kitaplar senin için zararlıdır?” diye sorulduğunda, ahlaki bakımdan şüpheli kitaplardan oluşan klişe bir listeye sıkışmak kolaydır - tercihinizi gerekçelendirme yoluyla bunu biraz ilginç kılabilirsiniz en fazla. Peki, ama bu soruyu biraz irdelemeye, sözgelimi “ zararlı ”yla neyin kastedildiğini kurcalamaya değmez mi?

“Bir inekte dünyadaki suyun kaçta kaçı bulunur?” ve “Croydon'un nüfusu nedir?” gibi uzmanlık bilgisi gerektiriyormuş gibi görünen bazı sorular var. Cevabı bilmeniz harika olur, ama asıl ilginç ve “akıllıca” olan şey, herhangi kendine özgü bir bilgi olmaksızın cevaba varmaktır. İşin şaşırtıcı tarafı, bunun öyle düşündüğünüz kadar zor olmamasıdır. Berrak bir kafayla olaya yaklaşmanız ve doğru bildiğiniz birkaç küçük şeyi sıralamanız yeterlidir.

Bu sorulara cevap vermek akıllı olmayı gerektirir - şaşırtıcı, eğlendirici, ufuk açıcı, asap bozucu, sinsi, muzip, derin, parlak bir akıl. Ama bu herkesin ulaşabileceği bir şeydir. Bilgiyle ilgili değildir. Eğitimle de ilgili değildir. Her türlü ilginç yolla düşüncelerinizi eğip bükmeyle ilgilidir. Ve bu da herkesin yapabileceği bir şeydir. Oxbridge’de yer edinmeye yetecek kadar şanslı olanların tekelindeki bir alan da değildir. Sahici akıllılığın önünde, kendini beğenmişlikten daha büyük engel yoktur.

John Farndon - Zeki Olduğunu Düşünüyor musun







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM