Evrende En Büyük Sır

Ara Avedisyan - Evrende En Büyük Sır


4. KISIM

DÜNYAMIZIN DÖRT UYDUSU

Amerikalı tarihçi A. Posansky, son dünya tufanında mahvolan beş medeniyetten söz eder.

Bir çok bilim adamları da, dünyamızın geçirmiş olduğu büyük afetleri Profesör Hörbirger’in BUZAL  KOZMOGONİ doktrini ile izah etmeye çalışırlar.

Profesör Hans Hörbirger, dünyaca tanınmış, büyük bir Astronom ve Jeolog’dur. 1860 yılında Viyana’da doğmuş, 1931’de ölmüştür. Ünlü Buzal Kozmogoni isimli teorisi, güneş sistemimizin oluşmasını ve yeryüzünün geçirdiği jeolojik çağları açıklar.

Hörbirger’e göre dünyamız, 3-4 milyar yıl önce, yabancı bir buzal gök cismi Güneşimize çarpmış ve dünyamız bu şiddetli uzay kazasından sonra oluşmuş tur. Son derece büyük, buzlardan yapılmış bir gezegen büyük bir hızla güneşe çarpınca, buzla ateşin birbirine dokunmasından muzzam bir buhar kitlesi meydana gelmiş ve uzay çapında paralanmalar, patlamalar olmuştur. Buzal gök cismi ile güneşin dev gövdelerinden kopan irili ufaklı «gezegen maddeleri» boşluğa saçılmışlardır. Bunlardan bazıları, çarpışma sırasında aldıkları ilk hızın büyüklüğü yüzünden güneşin çekim kuvvetinden kurtulmuş ve uzayda, yıldızlar arasına kadar uzaklaşmıştır. Geri kalanlar, güneşin gravitasyonuna (çekim kuvvetine) bağlı kalmış ve onun çevresinde birer yörüngeye girmişlerdir. Çarpışmadan elde ettikleri ilk hızları daha da az olan bir kısım parçalar tekrar güneşin yüzeyine düşerek ana maddeye karıştılar.

Hörbirger güneş sistemimizin oluşmasını böylece izah ettikten sonra, iddia ediyor: Gök boşluğunda küçük gezegen veya gök taşları güneşin büyük çekim kuvvetine kapılıp ona doğru hareket etmekteyken, yanından geçmekte olduğu siteme bağlı diğer gezegenlere fazla yaklaşırlarsa, onların çekim kuvvetine takılıp kalabilir veya onların yüzeyine düşebilirler... İşte Dünyamızın Ay’ı bu suretle meydana çıkmıştır. Yani dünyamız, yanından geçmekte olan Ay’ı yakalamış ve Ay dünyamızın uydusu olmuştur.

Kendilerinden daha büyük gezegenlere tabi olan uydu-gezegenler iki kuvvete bağlı olurlar. Bunlardan biri kendi hızları, diğeri ise bağlı oldukları gezegenin yer çekimidir. Bildiğimiz gibi uzay tam bir boşluk değildir ve bu yüzden uydular zamanla, sürtünme sebebiyle kendi hızlarını kaybederler. Bu durum, bağlı bulundukları gezegenin yer çekiminin daha da artmasına sebep olur. Sonuç olarak, uydu yavaş yavaş uydusunda olduğu gezegene yaklaşır, nihayet onun atmosferine yaklaşınca parçalanır, bir taş, toz ve gaz yığını halinde yörüngesine devam eder. (Satürn gezegeninin çevresindeki halka, böyle bir uydu yaklaşması hali ile izah edilebilir.)

Sonunda gezegenin yer çekimi yüzünden uydunun irili ufaklı bütün parçaları gezegenin yüzeyine düşer. Bu düşüş ekseriya ana gezegenin yapısında büyük değişikliklere sebep olur.

Bu suretle uydusu yok olan gezegenler bir süre uydusuz kalırlar. Fakat bir zaman sonra gene uzaydan kendilerine bir uydu yakalarlar.

Dünyamızın Ay’ı da bu esas prensibe bağlıdır:

Hörbirger’e göre, halen şairlere ilham kaynağı olan ve insanoğlunun son gelişmeler sayesinde yeni, fethetmiş olduğu Ay, bizim dördüncü ayımızdır. Oluşundan bu yana, dünyanın daha önceki üç uydusu yukarda anlatılan şekilde yeryüzüne düşerek parçalanmış, yok olmuş, yeryüzünde bu parçalanmalar büyük felâketlere sebep olmuştur. Dördüncü Ay’ımız da öbürleri gibi günün birinde yeryüzüne düşecek ve korkunç felâketlere sebep olacaktır.

Birinci uydumuz yeryüzüne düştüğü zaman birinci jeolojik devrin sona ermesine sebep olmuştur. İkinci ve üçüncü uydularımızın düşmesi ise ikinci ve üçüncü jeolojik devirlerin kapanmasına sebep olmuştur. Dördüncü ayımızla birlikte halen, dördüncü jeolojik devri yaşamaktayız. Jeolojik devirlerle ilgili olarak canlı varlıkların uğramış oldukları mutasyonlar da Hörbirger tarafından bu şekilde izah edilmektedir.

Şimdiye kadar ki uydularımız şimdiki Ay’ımıza nazaran çok küçük yapıda olduklarından, yeryüzünün yapısında önemli değişiklikler yapmakla beraber Dünyanın mahvına sebep olamamışlardır. Halbuki şimdiki Ay’ımız öncekilerinden çok büyük olduğundan, dördüncü devrin kapanışı büyük bir ihtimalle dünyamızın da sonu olacaktır.

Hörbriger’in bu teorisini destekleyecek birçok görüntüler ve deliller mevcuttur. Nitekim jeolojik devirlerle ilgili fosiller, en iyi Hörbirger teorisiyle izah olunabilir. Uzun süre zarfında ve yavaş yavaş sona eren tabiat şartları ve aynı ekilde yavaş yavaş gelişen yeni şartlar, gerçi bir gezegende yaşayan canlıların felâketine sebep olabilir; fakat böyle bir mahvolma çürümeye benzer. Oysa jeologların dünyamızın geçirdiği devirler konusundaki delilleri fosillerden ibarettir. Yani jeolojik devirler sonunda, yeryüzündeki canlılar çürümüş, fosilleşmişlerdir. Bu da ancak, uyduların yer yüzüne şiddetle çarpması sonunda hasıl olan toprak oynamaları, büyük ısı değişiklikleri, basınç ve havasızlık şartlarında oluşabilir.

Gene Jeolojik Devirler sonunda ve felâketlerden hemen önceki yüzyıllarda yer çekimi kuvvetinin değişmesi dev yaratıkların görünmesine sebep olur. Dünyaya yaklaşan ve her an daha yakın bir yörünge üzerinde dönen uyduların yeryüzündeki çekim gücü daha kuvvetle hissedilir. Bunun sonucu olarak dünyanın kendi yer çekimi daha az tesirli bir hale gelir; yani yeryüzündeki canlıların ağırlıkları azalır. Bu durum, canlıların taşıyabileceği ağırlığın artmasına ve yeryüzünde dev yaratıkların görünmesine sebep olur.

Ara Avedisyan - Evrende En Büyük Sır






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM