Bilimsel Hayal Gücü İş Başında

Edmund Blair Bolles - Galileo'nun Buyruğu


Bilimsel Hayal Gücü İş Başında

"Böyle etkilerin doğada nasıl gerçekleştiğini anlamak benim için gerçekten yorucu bir işti. Yine de sonunda çok işime yarayan bir şey keşfettim. Bir bakıma bu neredeyse inanılmaz bir şey. Demek istediğim, bizim için şaşırtıcı ve inanılmaz olan şeyler Doğa için öyle değil; çünkü bizim aklımızı sürekli şaşırtan şeyleri Doğa son derece basit ve kolay bir şekilde gerçekleştiriyor; bizim için kavraması bile çok zor olan şeyleri o çok kolayca yapıyor.”

GALİLEO - En Büyük iki Dünya Sistemi

****
Bilimin, mantıksal, disiplinli ve birleştirici olduğu varsayılırsa da onu destekleyen hayal güçleri acayip biçimli çivilerdir. Bir kere, sanki aynı anda hem dört köşe hem de yuvarlak gibidirler. Dört köşe olduklarında somut deneyimlere odaklanırlar. Çok dikkatle bakar ve orada olanı görürler; bunu yaparken i’nin üstündeki noktayı bile gözden ırak tutmazlar. Yuvarlak olduklarında ise soyut  spekülasyonlar ve - Popper’ın “aşırı basitleştirmeler” dediği - büyük basitleştirmeler yapan büyük genelleştiricilerdir: Bilimcilerin bu şekil değiştirmeleri, akıllarına esen her ne ise, onun üstünde düşünmelerini sağlayan içsel bir özgürlüğün sonucudur. Bunun etkisiyledir ki, Darwin biyolojik doğa hakkında hem en ufak ayrıntıların peşinden gitmiş, hem de en büyük genellemenin peşinde koşmuştur. Lavoisier’nin kimya araştırmaları, onu hem dil hem de fiziksel maddeler üzerinde düşünmeye yöneltmiştir. Bu arada, Richard Feynman’da zamanın neden gelecekten geçmişe değil de, geçmişten geleceğe doğru geçtiğini anlamaya çalışıyordu. Bu kısımdaki bilimsel hayal gücü, beğenisinde o denli değişken, o denli çelişkili, odaklaşmasında o denli kural tanımazdır ki aklı başında hiç kimse, tek bir insanın bunların çoğunu içermesini beklemez. Ancak bilimcilere baktığınızda bu karmaşıklık ve aykırılıkların çoğunun tek bir kişide bulunabildiğini görürsünüz.

Bu karmaşıklık özellikle eski bilim yazarlarında belirgindir. Antolojimizde yer alan bütün eskiçağ insanları ve Rönesans insanları engin bir hayal gücüne sahiptiler. Herodotos, Leonardo, Boyle ve Newton gibi kişiler önlerine gelen her şeye katkıda bulunacak birşeyleri varmış izlenimi verirler. Yüzyılımızdaki bilimciler ender olarak böylesine sınırsızdırlar. Dikkatleri daha yoğun uzmanlık alanlarında odaklaştıktan başka hayal güçleri de olanaklı olan bütünün çok dar bir bölümünde kalma eğilimindedir. Ancak bir bütün olarak bakıldığında, hayal gücünün, bütün genişliğiyle varlığını sürdürdüğü görülmektedir. Günümüzdeki bazı bilginler büyük gözlemcilerdir; bazıları büyük düşünürlerdir, diğerleri de daha önce apayrı gibi görünen fikirleri bile birleştirecek ustalık sergilerler.

Kitabın bu kısmındaki makaleler merak etme ile açıklama bulma arasında geçen gelişme sürecinde gerekli olan bilimsel hayal gücü erimini gözler önüne sermektedir. İtiraf etmeliyim, ki buradaki genişlik, bu kitap için makaleleri derlemeye başladığımda beklediğimden çok daha büyüktür. Bütün yaşamım boyunca bilim yazıları okumuş olduğum halde, bilimsel düşünce konusunda biraz sınırlı bir teoriye sahip olduğumu fark ettim. Örneğin, önceden saptanmış sınanacak bir fikir olmadan bilimsel gözlem yapmanın olanaksız olduğunu düşünürdüm. Elde veriler olmadan spekülasyon yapmanın da bilimsel olmaktan çok, metafizik olduğunda ısrar edebilirdim. Bu düşüncelerin yanlış olduğu ortaya çıktı. Bilim yöntemden çok bir tavır konusudur. Örneğin günümüzdeki yaratımcı (creationist) bilim tartışmalarında bu görüşü benimseyen araştırmacılar bilimsel yöntemleri izleyebilirler ama tavırları bir bilimcinin anlamak için gösterdiği çabadan kesin biçimde farklıdır; onlar bir geleneği haklı çıkarmak çabasındadırlar. Yöntem ve tavır arasındaki ayırımı birçok reklam ve pazarlama şirketinin bilgi toplama çalışmalarında da görürüz. Yöntemleri onları reklamdaki iddialarında haklı çıkarabilir; ancak, onların amacı anlamak değil çok satmaktır.

Bu Kısımdaki bütün makaleler, bu anlama arzusunu yansıtmaktadır. Bölümler, okuyucunun, bilimsel hayallerin gelişimini izlemesini sağlayacak biçimde düzenlenmiştir. IV. Bölüm, meraklı gözlemcilerin yazılarını, gizemleri anlamanın yolunun olgulardan geçtiğini fark eden insanların yazılarını içermektedir. Bu bölümde eski dönemlerin yazarları çoğunlukta ise de sergiledikleri önyargısız merak, bilim için günümüzde de aynı ölçüde yaşamsaldır. Bu bölümdeki tek çağdaş yazar, tüm yetişkin yaşamını vahşi bölgelerde hayvan davranışlarını inceleyerek geçirmiş olan biyolog George Schaller’dir.

V. Bölüm bu yolda, daha ileri atılan bir adımdır. Yazarlar olguların ötesine, yeni teorilere doğru bakıyorlar. Örneğin Robert Kennedy Duncan, radyoaktivitenin tuhaf özelliklerinden söz ediyor; ancak gördüklerinden yeni birşeyler çıkarmaya çalışıyor; zihinsel eğilimi de onu doğal dünyaya bakmaya yöneltiyor. Bilimciler dışında da merak sahibi çok insan vardır. Ancak bilimciler doğayı, doğanın kendi diliyle anlamak isterler. Bu eğilim onların laik veya ateist olmalarım gerektirmez. James Clerk M.axwell’in molekülleri anlatan yazısı açıkça teolojik olan bir savla bitiyor, ancak kendisi de, o noktada bilimin bittiğini biliyor ve bunu dile getiriyor.

Bir sonraki dönüm noktası VI. Bölümdür. Bilimciler olaylara getirdikleri açıklamaları desteklemek için yeni ve gösterilebilir kanıt arayışına giriyorlar. Bu bölümde, Böyle, Galileo gibi bazı bilim adamları, uzun ve saygın bir geçmişi olan fikirler hakkında kuşkularını dile getiriyorlar. Diğerlerinin de araştıracakları kendilerine özgü fikirleri var; ama hepsi doğanın nasıl davrandığı konusunda herhangi bir iddianın doğru olduğunu gösterecek kanıt gereksiniminde birleşiyor.

Bilimsel ilerlemenin bu aşamasına gelindiğinde, fikirler ve teoriler geniş biçimde tartışılmaktadır. VII. Bölümdeki bütün makaleler başkalarının uğraştığı bilim hakkındaki yazılardır. Thomas Huxley "Darwin’in buldoku” kisvesinde, Darwin’in teorisini destekleyecek biyolojiye büyük katkıda bulunmuştur. Voltaire ise, İngiliz biliminin bir uluslararası bilim durumuna gelmesinde yardımcı olmakla Newton’un Avrupa’daki bir tür buldoku olmuştur.

VIII. Bölüm bilimin, IV. Bölümdeki gözlemlerden ne kadar farklı bir görünümü olabileceğini sergiliyor. Ancak bu makaleler yine de bilimseldir; çünkü onlar da, anlamak ve doğanın diliyle anlamak için gösterilen çabaları dile getiriyorlar. Bu bölümdeki son üç makale kuantum fiziği hakkındadır ve hepsi de aynı kuantum bilmecesiyle uğraşmaktadır. Bilimin sonuçları giderek daha şaşırtıcı hale geldikçe, başlangıç noktasını bir kez daha gözden geçirme gereğinin nasıl zorunlu İnde geldiğini gösteriyorlar.

VIII. Bölümdeki bilim, VI. Bölümde olduğu gibi kanıtın gerekliliğini vurguluyor; böylece de VI, VII ve VIII. Bölümler bir halka oluşturuyorlar. Araştırmanın gidişine göre yeni yazılar ve tartışmalar ortaya çıkabilir. Ancak, her şey yolunda giderse, sonunda IX. Bölümde içerilen türden klasik genellemeler ortaya çıkacaktır. Popüler literatür bakımından bilimin anlamı bu tür nihai hamlelerdir. Bunlar dönüşüme yol açan başarılardır.

Edmund Blair Bolles - Galileo'nun Buyruğu






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM