DÜNYA TARİHİ

William H. McNeill - Dünya Tarihi


Askeri Güç ve Monarşi

Bunun sonucu olarak, İ.Ö. 3000 dolaylarında Sümer kentleri, rahiplerinin önderliklerine rakip olan bir askeri örgüt geliştirdi. Krallık başlangıçta, tanrıların insanlar arasından birini kendi temsilcileri olarak atadıklarını öne süren bir kurama dayanmış olabilir. Barış zamanlarında bu yüksek görevli kişi başrahip olacaktır; ancak savaş zamanlarında, ya orduya kendisi önderlik edecek ya da orduya kendi adına ve tanrılar adına önderlik edecek daha genç ve daha güçlü birini bulacaktır. Komşu kentler arasındaki savaş ilişkileri sıradan olaylar durumuna gelince, dinsel törenlerin ve barış zamanındaki işlerle ilgili öteki görevlerin önemi ikinci plana düşerken, askeri önderliğin önemi arttı. Rahiplerle askeri önderler arasında zaman zaman sürtüşmeler çıktı. Savaşlarda tarafların birbirlerini tehdit ettiği, fakat kesin zaferin daha kazanılmış olmadığı durumlarda, savaşın isterleri doymak bilmez. Ancak, açıkça anlaşılacağı gibi, Sümer ovasının kentleri birbirlerine karşı bağımsızlıklarını sürdürdükçe, kesin bir zafer kazanma olanağı yoktu. İç savaşa, yalnızca, suyu dağıtma ve çeşitli kentler arasındaki tartışmaları çözüme bağlama yetkisi verilmiş tek bir yönetim son verebilir. Böyle bir imparatorluk devletinden, aynı zamanda, herhangi bir savaş kışkırtmasında toplayabileceği karşı konulmaz güç sayesinde, sınırlarındaki barbarları korkutarak durdurmasını beklemek de akla yakın olur.

Bu yolda büyük güçlük, bir monarkın ülkesinin uzak bölgelerini etkin bir biçimde denetleyebilmesine olanak verecek yolların, yöntemlerin geliştirilmesinde yatar. İlk büyük fatihler her zaman çevrelerinde büyük askeri birlikler beslemiş görünür. Birkaç bin silahlı izleyicisini besleyebilmek için, Akad'lı Sargon (İ.Ö. 2350 dolayları) gibi yöneticiler, durmadan oradan oraya gezmeyi gerekli gördüler. Bu yolda, düşman topluluklardan düzenli olarak sağlanan yağmalar asal bir rol oynamış olmalı. Dayanıksızlık, böyle bir yağmacı rejimin kendi içinde saklı özelliğidir. Herhangi bir askeri başarısızlık, yerel toplulukları, başarısızlık ertesinde kralın silahlı adamları kapılarını çaldıklarında, onları geri çevirme yolunda yüreklendirdi. Bu duruma karşı başvurulabilecek tek seçenek, uyruk toplulukların bağlılıklarını güvence altına alabilmek için aralarına serpiştirerek garnizonlar yerleştirmekti. Bu ise, monarkın vurucu gücünün dağılması ve yerel rakipler karşısındaki üstünlüğünün tehlikeye girmesi demekti: Ayrıca, kralın kişisel gücünün etkisinden uzun süre uzak kalan garnizonlar, uzaktaki monarkın buyruklarına uymaktan cayabilirdi.

Bu tür güçlükler yüzünden Sümer hiç bir zaman uzun süreli bir barışa kavuşamadı. Sümer uygarlığının ilk dönemlerinde, onun içlerinde geliştiği birbirinden bağımsız kentlere karşı duyulan köklü yerel bağlılıklar, bir imparatorluk çatısı altında birleşme yolundaki tüm çabaları baltaladı. Birbirlerine rakip kentler arasındaki birliklerin ve bağlılıkların değişmesi, sık sık savaşa başvurulmasına yol açarak, birbirlerini denetlemelerine varıp, aralarında bir dengenin kurulmasını kesinlikle engelledi. Bu nedenle, içte barışı sürdürme ve dışa karşı etkin bir savunma sistemi kurma sorunu hiçbir zaman çözülemedi. Bununla birlikte, salt bu sorun yaşamsal önemini sürdürüp gittiği için, bu durum, Sümer uygarlığının olduğu kadar, ondan sonraki Mezopotamya uygarlıklarının gelişmelerinde de başı çeken öğe oldu. Sonuçlarından biri, gelişmiş silahlar ve daha büyük, daha iyi örgütlenmiş askeri örgütlerdi. Bir başkası, insanların belli bir uzaklıktan denetlenmesini sağlayan yönetimsel ve siyasal yöntemlerin geliştirilmesiydi. Bu Sümer buluşlarından bazıları, o zamandan beri uygar yönetimlerin asal öğeleri olarak kaldı; örneğin derlenip yayımlanmış yasalar, görevlere bürokratik atamalar ve resmi posta hizmetleri gibi temel öğelerin geçmişi eski Mezopotamya'ya dayanır. Dahası, Sümer ülkesinin "her zaman" tek bir tanrı ve tek bir kralın yüksek yöneticiliği altında birleşmiş olduğu yolunda resmi bir propagandanın varlığının izlerini görüyoruz.

Bu yolların barışı ve düzeni sürdürmede elverişli olmadığının iyiden iyiye anlaşılmasından çok önceleri, Sümer uygarlığının önemli yönleri, uzak yakın tüm komşularının dikkatini çekerek, onları bu Sümer başarılarının ışığı altında kendi yollarını değiştirmeye itti. Bu nedenle, bundan sonraki bölümde dikkatimizi, Sümer uygarlığının öteki halklar ve öteki halklardan olup Sümer'e gelen yabancılar üzerindeki etkilerinin ilk dönemlerinin araştırılmasına vereceğiz.

William H. McNeill - Dünya Tarihi







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM