Dünyada Neler Oldu

Christopher Lloyd - Dünyada Neler Oldu


1. Kraşş, Bumm, Ahh!

Sonsuz enerjinin görülmeyen zerreleri evrenimizin yıldız galaksileri ve sabit fizik yasaları ile birlikte oluşumunu nasıl sağlamıştır.

ETRAFINIZA DİKKATLİCE BAKIN. İçinde havali fakat kocaman güçlü ezici mekanizması olan her şeyi görmeye çalışın. Bitkiler, hayvanlar, ağaçlar, binalar, eviniz (içindekiler dahil olmak üzere), yaşadığınız ülkenin yanı sıra içinde bulunduğunuz küçük kasabanız. Bütün bunların hepsini küçük bir top içine hapsedin.

Şimdi dünyanın geri kalanım da onun içine koyun. Güneş sistemindeki diğer gezegenleri ve tüm gezegenler bir araya getirildiğinde oluşan büyüklükten yaklaşık 1000 kez daha büyük olan güneşi de bunun içine ekleyin. Ardından 200 milyon başka yıldız barındıran bizim galaksimiz olan Samanyolu’nu da bunun içine koyun. Bütün bunların sıkıştırılmış olarak küçük bir topun içinde olduğunu hayal edin. Bu top bir tenis topundan daha küçük olsun ve hatta bu ‘i’ harfinin üzerindeki noktadan bile daha küçük olsun.

Ve sonrasında bu noktacık gözükmeyecek kadar daha fazla küçülsün. Bütün bu yıldızlar, uydular ve gezegenler tek bir gözükmeyen hiçliğe indirgenmiş olsun. Evren bu gözükmeyen noktacık ile başlamıştır ve bilim adamları onu singularity’ (tekillik) olarak adlandırırlar.

Bu görülmeyen ağır ve çok yoğun nokta öylesine sıcaktır ve içinde öylesine büyük bir basınç vardır ki yaklaşık 13.7 milyar yıl önce onun içinde barındırdığı enerji açığa çıkmıştır.

O patlamıştır.

Bu sıradan bir patlama olmamıştır Bu, tüm zamanların en büyük ve en güçlü patlamasıdır - biz şimdi bunu Big Bang (Büyük Patlama) olarak adlandırıyoruz. Bundan sonra olanlar ise biraz daha kafı karıştırıcıdır. O yalnızca küçük bir karmaşa değil, milyarca mil uzaklığa yayılan kocaman bir karmaşadır. Bir saniyelik bir an içinde evren ucu bucağı gözükmeyen bir alana yayılmıştır. Bu yapı içinde dünya, güneş, ay ve yıldızların oluşumu için gerekli olan tüm maddeler mevcuttur. Ve aynı zamanda bizim henüz göremediğimiz, teleskoplarımızın görme yetisinin yetersiz olduğu çok sayıda şey vardır. Aslında, evren öylesine büyüktür ki onun genişliğinin ya da derinliğinin gerçekte ne kadar olduğunu hiç kimse bilemez.

Uzmanlar neden böylesine inanılmaz bir olayın meydana geldiğini düşünmektedir. Bu olay öylesine uzun bir zaman önce olmuştur ki buna tanıklık edecek hiç kimse yoktur! Çok sayıda insan günümüzde Big Bang fikrine karşı nedeni anlaşılır bir kuşkuyla bakmaktadır. Ancak bilim adamları ne olduğu hakkında büyük ölçüde uzlaşma içindedir ve onlar kanıtın etrafımızdaki her şey olduğunu söylemektedir.

Fransız Georges Lemaitre Birinci Dünya Savaşının cephesinde yaşadığı katliama tanıklığı nedeniyle şok yaşamıştır ve sonrasında tüm yaşantısını yıldızlar üzerinde çalışma yaparak geçirmiştir. O ilk olarak 1923 yılında, Cambridge Üniversitesi’ne yaptığı ziyaret sırasında uzay ile yoğun bir şekilde ilgilenmeye başlamıştır. Bu dönemde üniversite bünyesinde o zamana göre dünyanın en büyük teleskopu bulunmaktadır. 1927 yılında, büyük bir matematikçi olarak tanınmaktadır ve her şeyin Big Bang ile başladığını ifade eden genişleyen bir evren teorisi geliştirmiştir.

Lemaitre fikirlerini yayınladıktan yalnızca iki yıl sonra Edwin Hubble adlı başka bir bilim adamı güçlü bir teleskop aracılığıyla yeryüzünden uzağa hareket eden başka galaksilerin görülebileceğini ve onlar bizden ne kadar uzaktalarsa, o kadar daha hızlı hareket ettiklerini iddia etmiştir. Burada evrenin hâlâ genişlemeye devam ettiğine dair gözle görülür bir kanıt bulunmaktadır. Hubble uzun zaman önce bunun mantıklı bir açıklamasını yapmıştır. Lemaitre’nin Big Bang’ine benzer bir şeyin yıldızları ve galaksileri dışarı doğru hareket etmeye zorlaması gerekmektedir.

Nasıl ki gökgürültüsü dağların tepelerinde ve vadilerde uzun zaman boyunca yankılanmasını sürdürürse, bilim adamları da Big Bang’in yankılarını saptamanın hâlâ mümkün olduğunu düşünmektedir.

İlk olarak 1964 yılında New Jersey deki iki Amerikalı mühendis olan Arno Penzias ve Robert Wilson bu yönde veriler elde etmişlerdir. O dönemde, onlar radyo teleskopların tasarımını geliştirmek için yollar bulmaya çalışmaktadır. Ancak onların yeni teleskopu gizemli bir sesi saptamaktadır. Onlar alıcılarını hangi yöne yöneltirlerse yöneltsinler, bu rahatsız edici araya karışma sesi kaybolmamaktadır. İki mühendis New York City’deki radyo vericisini araştırırlar, sorunun kaynağının o olabileceğini düşünmektedirler. Vericinin güvercinlerle dolu olduğunu görünce, duydukları sesin güvercinlerin sesinin radyo vericisi aracılığıyla şiddetinin arttırılmış hali olduğunu düşünürler. Güvercinleri bölgeden kaldırırlar, verici temizlenir fakat gizemli ses yok olmamıştır.

Yalnızca otuz mil uzakta başka bir bilim adamı ekibi evrenbilimci Robert Dickie yönetiminde çalışmalar yürütmektedir. Onlar yüksek derecede duyarlı uzay mikrofonları yapmayı deneyerek Big Bang’in yankısını saptamayı ummaktadır. Şans eseri, Penzias ve Wilson, onun ya da ekibinden herhangi bir kişinin yeni teleskoplarını nasıl sesten arındırabilecekleri hakkında herhangi bir fikre sahip olup olmadığını öğrenmek amacıyla Dickie’ye telefon etmiştir. Neredeyse anında, Dickie, Penzias ve Wilson’ın duydukları sesin Big Bang’in yankısı olabileceği kuşkusuna kapılır. Günümüzde, bu konu hakkında tek söz söylenmesine bile gerek kalmamıştır. Uygun bir şekilde ayarlanmamış olan televizyon ekranının üzerindeki flu siyah ve beyaz noktaları düşünün. Bu noktaların her yüz tanesinin birisine Big Bang’in arka plandaki yankısı neden olmuştur.

Her ne kadar görülmeyen bir noktanın patlamasıyla evrenin var olduğu fikrini kabul etsek bile, bilim adamları neden onun 13.7 milyar yıl önce olduğuna inanmaktadır? Bilim adamları, modern teleskoplar kullanarak, Hubble’ın gözlemleri üzerine yeni şeyler eklemişler ve galaksilerin dışarı doğru yayılma hızını hesaplamışlardır. Bu bilgiye dayanarak zaman içinde geriye doğru projeksiyon yapılmıştır ve tüm nesnelerin tek bir yerde bir arada bulunduğu zaman saptanmıştır.

Big Bang’den hemen sonra, daha gizemli şeyler olmaya başlamıştır. Çok büyük bir enerji patlaması açığa çıkmıştır. İlk olarak, bu yerçekimi gücüne dönüşmüştür. Bu, evren içindeki her şeyi bir arada tutmak isteyen görülmeyen bir yapıştırıcı görevi görmektedir. Ardından sayısız milyarlarca küçük parçacığın - mikroskobik Lego parçaları gibi - oluşturduğu tuğlalar aracılığı ile çok büyük bir enerji yapısı ortaya çıkmıştır. Günümüzde varolan her şey Big Bang’den bir saniye sonraki bir anda ortaya çıkmış olan milyarlarca parçacıktan yapılmıştır

Yaklaşık 300.000 yıl sonra bu parçacıklar görülebilir şekle gelecek kadar soğumuşlardır. Onların en bilinenleri elektronlar, protonlar ve nötronlardır. Onlar bizim atom olarak adlandırdığımız küçük damlaları oluşturacak şekilde birbirlerine kenetlenmeye başlamışlardır. Bu yapıştırıcının -çekim gücü- yardımı ile ve biraz daha zaman geçtikten sonra bu atomlar çok sıcak toz bulutları oluşturacak şekilde bir araya gelmişlerdir. Bu bulutlardan ilk olarak yıldızlar oluşmuştur. Yıldızlar Big Bang’den arta kalan enerji ile yüklü çok büyük sıcak ateş toplarıdır. Çekim gücü ateşli yıldızların çok farklı biçim ve boyutlarda gruplar oluşturmasını sağlamıştır. Onların bazıları dönen tabak biçiminde bulunmaktadır. Biz bunları yıldız galaksileri kümeleri olarak adlandırıyoruz. Bizim galaksimiz olan Samanyolu, Big Bangden 100.000 milyon yıl sonra - bu 13.6 milyar yıl öncesidir - biçimlenmiştir. ' Büyük bir disk şeklindedir - yan vana pişirilmiş iki yumurta gibidir - ve saatte yaklaşık 500.000 mil hızla hareket etmektedir.

Evrenimizin çıkış noktası hakkındaki yeni bilgiler 2001 yılında uzaya fırlatılan Wilkinson Probe adlı Amerikan uzay aracı tarafından toplanmıştır. Bu bilim adamlarına Big Bang’in yankısını en keskin şekilde ölçmek için ve evreni oluşturan başka her şeyin en kesin ölçümünü yapmak için olanak sağlamıştır." Önermeler Hubble’ın teleskopu aracılığıyla saptamış olduğu evrenin hâlâ genişlemeye devam ettiği savını onaylamaktadır. Fakat çok sayıda gizem varlığını sürdürmektedir.

Örnek olarak, hiç kimse evrenin genişlemesinin yavaşlayıp yavaşlamadığını bilmemektedir. Eğer yavaşlıyorsa, bu durumda belki de çekim gücü bir gün tüm yıldızları ve galaksileri geriye doğru çekmeye başlayacaktır - tıpkı uzatılan görülmeyen bir lastik bant gibi. Bu evrenin bir gün küçük, görülmeyen bir noktaya geri döneceği ve başka bir Big Bang’e yol açacak şekilde içinde basınç oluşacağı anlamına gelebilir. Bazı bilim adamları daha önceden defalarca Big Bang’ler oluştuğuna bile inanmaktadır ve bizim şimdiki evrenimiz bir sonraki büzülme ve yeni bir büyük patlamadan önceki durum olabilir.

Başka bir gizem bizim evrenimizin varolan tek evren olup olmadığıdır. Günümüzde gitgide artan sayıda fizikçi bizim evrenimizin çok sayıda belki de sonsuz sayıdaki farklı evrenlerden bir tanesi olabileceğini öne sürmektedir. Her bir evreni biricik yapan şey (atomun içindeki parçacıklar ile kuvvetler ya da çekim gücü gibi) kendi fizik yasalarıdır.

Böyle birçoklu evren teorisi bizim evrenimizin neden yaşamın meydana gelişini destekleyen doğru fiziksel yasalara sahip tek evren olduğunu açıklamaya yardımcı olacaktır. Tanrıtanımaz bilim adamlarına göre bu tür yasaların şans eseri olabilirliği farklı fiziksel yasalara sahip sonsuz derecede küçük yapının ortaya çıkmasını akıllı bir yaratıcı ya da Tanrı ideasından daha mantığa uygun yapmaktadır.

***
Galaksiler büyüktür. Bir kalıp çikolata alın ve onu mutfak masanızın ortasına koyun. Bu bizim güneşimizi temsil ediyor olsun. Galaksimizde bulunan bir sonraki yakın yıldızı temsil eden ikinci çikolata parçacığının nereye konması gerektiğini düşünüyorsunuz? Belki de bir metre uzağa? On metre olabilir mi? Aslında bu çikolata parçacığı boyutunda düşünüldüğünde en yakın yıldızın doksan mil uzağa yerleştirilmesi gerekmektedir.

Bizim güneşimiz yeni bir yıldızdır - bilim adamları onun daha önceki bir yıldız ya da yıldızların yanmasından arta kalan bir gaz ve toz bulutundan oluştuğuna inanmaktadır, önceki yıldız ya da yıldızlar kendi çekim güçleriyle patlayarak parçalara ayrılmışlardır. Böyle patlamalar süpernova olarak adlandırılmaktadır ve uzayda hâlâ çok yaygındır. Onlar geride tüm maddeleri - çoğunlukla gaz ve yıldız tozu - bırakarak sürekli olarak yeni yıldızların yeniden doğmasına neden olurlar.

Yaklaşık 4.6 milyar yıl önce, önceki yıldız yanmasından arta kalan gaz ve toz bulutu bizim güneşimizi oluşturmuştur. Bu, bizim güneşimizin evrenin kendisinin yaklaşık olarak üçte biri yaşında olduğu anlamına gelmektedir. Bizim yıldızımızın göreceli olarak genç bir yıldız olması bizim için iyi olmuştur çünkü ilk yıldızlar hiçbir zaman bizim dünyamız gibi yaşamı desteleyebilecek yörüngesinde dönen gezegenlere sahip olamazlar. Bu ilk-nesil yıldızlar hidrojen ve helyum gibi yalnızca basit gazlardan meydana gelmişlerdir. Ancak supernova nedeniyle böylesine büyük bir patlamanın etkisiyle, onlar dünya gibi demir, oksijen ve karbon - ve yaşamın oluşumu için gerekli tüm yaşamsal bileşimler - içeren sert gezegenlerin oluşumunu sağlayan daha ağır bir yapı oluşmuştur.

Uzun zaman boyunca insanlar yeryüzünün evrenin merkezi olduğuna inanmışlardır. Ancak biz şimdi bizim güneş sistemimizin Samanyolunun dışa doğru spiral kollarından biri olan Orion kolunun içinde yer aldığını biliyoruz. Ve o Local Bubble (Yerel Kabarcık) olarak adlandırılan galaksinin (seyrek) ve tek parçası boyunca hareket etmektedir. Bizim çevremizde yalnızca çok az sayıda yıldız bulunmaktadır. Burası astronomların Local Fluff olarak adlandırdıkları bir bölgedir.

Güneş sistemi bizim yıldızımız olan güneşin etrafında dönen her şeyi içermektedir. En önemli nesneler gezegenlerdir. Bu büyük kaya ve gaz kitleleri daha önceki yıldızın yanmasından arta kalan aynı toz ve gaz bulutlarından, aynı zamanda meydana gelmiştir. Güneş sisteminin başlangıcında yirmi beş civarında gezegen olduğu düşünülmektedir. Bu gaz dolu toplar güneşten uzağa doğru sürüklenme eğilimindedir ve Jüpiter, Uranüs ve Neptün gibi gaz devleri olma eğilimindedir. Diğerleri güneşin ısısına dayanabilecek daha ağır yapı maddeleri içermektedir. Bunlar içinde ‘kaya olan gezegenler - Merkür, Venüs, Dünya ve Mars - şeklinde oluşmuştur. Birkaç milyon yıl boyunca bu dev için için yanan nesneler güneşin etrafında dönmüşlerdir ve yeni doğan sistem içinde sabit bir yörünge bulmaya çalışmışlardır.

Erken dönem güneş sistemi son derece kötü bir yerdi - yaşam için çok uygunsuzdu. Görülmeyen bir küçük parçacık yağmuru ustura keskinliğinde hançerlerin bir fırtınasına benzer olarak güneşin yakıcı, sıcak yüzeyinden dışarı doğru akmıştır. Bunlar neredeyse her şeyi kesebilirlerdi. Onlar güneşten ayrıldıkları zaman bile yanmaya devam etmiştir. Her gün yaklaşık olarak yirmi milyar tonluk parçacık kopmuştur. Bunlar ‘güneş rüzgarı' olarak bilinmektedir ve en sert uzay giysilerini ve hatta astronotların başlıklarını bile delebilecek yapıdadır. Bu dönem içinde bazı yaşam biçimleri olsa bile, güneş rüzgarı onları hemen yok etmiştir.

Bu yeryüzündeki cehennemdi. Dünyanın yüzeyi volkanik lavlarla kaplıydı. Hiçbir katı zemin yoktu. Su ve kesin olarak hayat yoktu. Dünya kendi ekseni etrafında öylesine hızlı dönüyordu ki her bir gün yalnızca dört saat uzunluğundaydı.

Daha sonra olan şey bir facia idi. Uzmanlar iki genç gezegenin güneş etrafında aynı yörünge üzerinde bulunduğuna inanıyorlar. Ancak bunlar farklı hızlarda hareket ediyordu. Onların birisi Dünya, diğeri ise Theia adlı başka bir gezegendi. Yaklaşık elli milyon yıl sonra güneş parlamaya başladı, bu iki yeni doğmuş gezegen birbirleri içine girdiler. Büyük bir sarsıntı ile, dünya bir yana doğru yattı, kontrolden çıktı ve kötürüm, hasta, sarsılmış bir enkaz durumuna geldi.

Binlerce volkan farklı yönlere doğru akmaya devam ediyordu. Çok büyük hacimdeki gazlar önce dünyanın çekirdeği içine hapsoldu, daha sonra yüzeye çıkarak dünyanın erken dönem atmosferini oluşturdu.

Theia'nın dıştaki katmanları milyarlarca küçük parçacık oluşturacak şekilde buharlaştı. Yıkıntı her yöne doğru aktı, yeryüzünün etrafını kalın bir sıcak toz örtüsü, kaya ve granit tabakası kaplıyordu. Dünyanın yerçekimi gücüne hapsolmuş olan bu katman gökyüzünü sararak her şeyin karanlığa gömülmesine neden oldu. Bir zamanlar Theia gezegeni olan bu kalın toz. katmanları aylar boyunca en küçük bir ışık huzmesinin bile yeryüzüne ulaşmasını önlüyordu. Onun ağır, erimiş demir çekirdeği yeryüzünün merkezine doğru yönelmiştir. Bu, iki gezegenin çekirdeklerinin tek, sıkı, metalik bir top şeklinde, binlerce derece sıcaklıkta birleşmesine yol açacak şekilde güçlü bir şok dalgasına neden olmuştur. Onlar çarpışmanın etkisiyle birbirleri içine girmişlerdir.

Dünya üzerindeki yaşam bu güçlü çarpışmadan kaynaklanmış olabilir. Dünyanın metalik çekirdeği gezegenin yüzeyini güneş rüzgarının en ölümcül etkilerinden koruyacak manyetik bir alan oluşumunu meydana getirmiştir. Kabuk ayrıca güneş rüzgarının su oluşumunun (H2O) hidrojen ve oksijen atomlarına ayrılmasını önlemiştir. Bu, dünyanın yaşamsal kaynaklarının uzaya dağılmasına engel olmuştur. Bu kabuk olmaksızın, dünya üzerinde yaşam asla mümkün olmayacaktı. Mars, Venüs gibi demirden bir çekirdeğe sahip olmayan diğer gezegenlerde asla gelişmiş bir hayat gözükmemektedir.

Bugün dünya üzerinde onun Theia ile çarpışmasının hiçbir fiziksel kanıtı yoktur. Theia’nın - krater değil - tüm maddeleri buharlaşmış ve uzaya dağılmıştır. Ancak görünür kanıt uzakta değildir. Dünyanın etrafında sarmalanmış olan toz ve granit yerçekiminin yapıştırma gücü sayesinde tekrar biraraya gelmiştir ve kocaman bir toz bulutuna dönüşmüştür. Büyük çarpışmadan yalnızca bir yıl sonra büyük, parlak, kristal benzeri yeni bir bileşim olarak Ay meydana gelmiştir.

Ayın çok önemli bir sabitleme etkisi vardır. Onun kendi yerçekim gücü Theia ile büyük çarpışmadan sonra yeryüzünün kontrolden çıkmasını önlemiştir. Ay’ın çekim gücü yeryüzünün dönüşünün yavaşlamasına yardımcı olmuştur. Böylece uzun bir zaman sonra dört saatlik gün, yirmi dört saatlik bir güne dönüşmüştür. Milyarlarca yıl boyunca bizim dünyamız ve onun uydusu olan Ay güneşin etrafında dans ederek dönen partnerler olmuşlardır. Onlar yüzleri birbirlerine dönük olarak bir yörünge boyunca daireler çizen mükemmel buz pateni sporcuları olmuşlardır

Christopher Lloyd - Dünyada Neler Oldu






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM