Dünyamızın Gizli Sahipleri

Giovanni Scognamillo - Dünyamızın Gizli Sahipleri


Hiperbore ya da Bilinmeyen Gerçek

Atlantis kadar ünlü ve eski bir kayıp kıta olan Hiperbore hala hiç kimse tarafından resmen keşfedilmemiştir. Hiperbore mitosu çoğunlukla eski geleneklere ve efsanelere bağlı kalmaktadır.

Hiperbore nedir, yeri nerededir, hangi kaynaklarda görülür?

Eski geleneklere göre insanoğlunun yaşadığı ilk kıta Kuzey Kutbu'nun bulunduğu bölgede yükselen Hiperbore olmuştur. Bu kıta Üçüncü Zaman'ın başlangıcında suların altına gömülmüştür; ama, Hiperbore'nin bazı kısımları bugün Sibirya, Alaska, Grönland, Spitzberg, Islanda, Jan Mayen adası adları altında yatmaktadır. Hiperbore tezi, antik çağlarda, Herodotos, Diyodorus, Romalı ansiklopedici Gaius Plinius Secundus ve Virgilius tarafından savulmuştur. Hatta Pythagoras'ı eğiten Phereside'nin Hiperbore'li bir aileden gelme olduğu sanılmaktadır.

Hiperbore hakkında efsaneler az değildir. Eski inanışlara göre buzlarla çevrili, yüksek dağlarla kaplı bu adada şeffaf insanlar yaşarmış. Adayla diğer kıtalar arasında bir bağ yokmuş ama, bir yoruma göre, gizli bir geçit Güney Almanya'ya kadar uzanıyormuş. Hiperbore kadınları çok güzel olup her ailenin beşinci kızı olağanüstü yeteneklere sahipmiş. Ada ya da kıta kutuplardaki buzların çözülmesiyle yaşanılmaz hale gelince Hiperborelilerin bir kısmı Avrupa'ya bir kısmı da Amerika'ya göç etmiş.

Buzlar arasında bir uygarlık düşünülebilir mi? Hiperbore'nin varlığı üzerinde durmadan bu noktayı açıklayalım.

Çok uzak bir çağda ekvatorla kutupların yer değiştiği, kutup ikliminin tropik iklimine benzediği jeoloji tarafından kabul edilmiştir. Spitzberg ve Grönland'da bulunan manolya, incir, hurma ağaçları, sıcak bölgelerde yaşayan hayvan fosilleri bunu ispatlar. Buz akınından söz edildiğinde bu çeşit jeolojik olayların birkaç defa yer aldığını da hatırlatmak gerekir. Buzların son çözülüşü (Wurms III dönemi) yaklaşık olarak 10 -12.000 yıl önce Avrupa'yı ve Güney Amerika'yı etkilemiştir. Olay büyük bir hızla yayıldığından, peşi sıra geniş kara parçalarını sürüklediği de kabul edilir. Bu durum Atlantis olayında da görülür. Ancak bu durum Hiperbore'nin varlığını destekleyebilecek nitelikte değil; olsa olsa kıtaların batma nedenini ortaya koymaktadır.

Hiperbore görüşünü en çok destekleyenler eski Yunanlılardır. Buzların son çözülüşünden sonra bile Yunanlılar Arktik bölgelerde yaşayan, üstün bilgilere sahip, beyaz tenli bir ırkla ilişkide bulunduklarını çeşitli eserlerde belirtmişlerdir. Yunanlıların ve Romalıların Arktik denizlerinde seferler yaptığı kutuplara yakın bölgelerde, belki Islanda'da yaşayan bir ırkla ilişki kurdukları düşünülebilir. Hiperboreliler hakkında birçok hayali görüşler yürütüldü; kimi onları Atlantlar'a bağladı, kimi de bir çeşit uzay yaratıkları saydı. Hiperbore'ye ait hiçbir kalıntı bulunamadı. Rahip Spanuth'un Heligoland açıklarında keşfettiği denizaltı kalıntılar, duvarlar bilinmeyen batık bir şehrin, bir adanın izleri olabilir.

Bugün jeoloji kutupların ve Antarktika bölgesinin tarihöncesi çağlarda yaşamaya uygun olduğu düşüncesini desteklemektedir. 1938-1939 yıllarında Yüzbaşı Richter'in yönettiği Alman Schwabenland araştırma kolu 70. paralelin batısında ve doğusunda uzanan buz duvarının birkaç yüz metre ilerisinde yeşilliklerle kaplı dağlık bir bölgeyi keşfetmişlerdir. O yıllarda kuşkuyla karşılan bu keşif daha sonra, 1947'de Amiral Byrd'ın arkadaşları tarafından doğrulanmıştır. Göllerle kaplı, tepeleri ufak ağaçlar la, yeşillikle donatılmış, buzlar arasında sıkışmış kalmış bu bölgeye Kraliçe Mary Toprağının Bahçeleri adı verilmiştir.

1956'da aynı bölgede araştırmalar yapan William Bennett'e göre bu yeşil bölge buzların altında kalmış gizli bir ülkenin kalıntılarından başka bir şey değildir.

Bu görüşler ve keşiflerin karşısında iki ihtimal üzerinde durabiliriz: Antarktika buzları arasında barınan sıcak ya da ılık bir bölge, volkanik ya da radyoaktif olayların sonucu olabilir; belki de gerçekten tarihöncesi çağlarda varolan ve insanları barındıran bir bölgenin kalıntılarıdır.

Atlantis, Mu, Hiperbore mitoslara karışmış üç kayıp kıta, belki üç kayıp uygarlıktır. Birincisi jeoloji tarafından kabul edilmiştir, ikincisi birtakım esrarların kapılarını zorlar, üçüncüsü ise çoğunlukla eski geleneklere, düşlere ve jeolojinin hala çözemediği bazı sorunlara dayanıyor.

Hayal ya da gerçek! Üç ayrı kayıp ülke ve bilinmeyen tarihin üç ayrı kaynağı.

Giovanni Scognamillo - Dünyamızın Gizli Sahipleri






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM