Eğlenceli Dünya Tarihi

Dave Rear - Eğlenceli Dünya Tarihi


BÖLÜM II

MISIRLILAR

MÖ 3000-1090

Mısır’ın Yükselişi

Mısırlılar, şanstan uzak insanlar değillerdi. Bir taraftan denizler, diğer taraftan da çöller sayesinde doğal bir savunma kuşağına sahip olmalarının yanı sıra, her yıl taşkınlarıyla tarlalara zengin ve verimli topraklar sunan harika bir de nehirleri vardı. Uygarlığa erkenden atılmalarını sağlayan da zaten bu nehrin sağladı ortamdı. “Bütün Mısır, Nil’in armağanıdır” diye yazıyordu Yunan tarihçisi Heredot bu ülkeyi gezdiği sırada. “Ne ballı herifler ama...”

Mısır'ın yükselişi, MÖ 2850’de ünlü Kral Menes’in ülkenin kuzeyi ile güneyini birleştirmesiyle başladı. Başkentini Memfis’te kurdu; aslında bu karmaşaya yol açacak bir davranıştı, çünkü eğer Menes Memfis'in kralı ise, o zaman Elvis nerenin kralıydı ki? Neyse ki bunun açıklığa kavuşmasından sonra işler yoluna girdi. Menes ve zürriyeti, herkesin her zaman onların söylediklerini yapacakları muhteşem bir strateji geliştirdiler. İnsanlarına, kendilerinin tanrı olduğunu söylediler. "Gökyüzündeki şu koca alev topunu görüyor musunuz? Hani gün boyu bizleri ışıtan, sıcaklığını sunan ve bu ölümlü dünyaya hayat veren alev topu var ya. İşte o sizce de Ra’nın göksel bedeni değil mi?" dediler kurnazca sırıtarak. “İşte o benim! ” İnsanlar da buna kandı. Aynı şekilde firavunların, Nil’in her yıl taşmasının sebebinin de kendilerinin ona böyle yapmasını emrettikleri olduğunu ve Mısır'daki herkesin firavunların söylediği her şeyi yerine getirmekle ölümsüzlük kazanacağını demelerine de kandılar. Bu harika bir sistemdi ve firavunlara neredeyse sınırsız bir otorite ve saygınlık kazandırıyordu, ta ki günün birinde Nil taşmayıncaya kadar, işte o zaman defterleri dürülüverdi.

Dürüst olmak gerekir, çünkü firavunlar güçlerini hiç de boş yere harcamadılar. Yönetmeleri gereken uçsuz bucaksız bir ülke, çarpışmaları gereken dış düşmanlar, büyütmek zorunda oldukları filizlenmiş bir ekonomiyle Mısır kralları, sorumluluk sahibi herhangi bir liderin yapacağını beklediğiniz şeyleri yapmaktan geri kalmadılar: Çölün ortasına muazzam yapılar diktiler. Piramitlerin neredeyse tamamı erken dönemde inşa edildi ve bunların başında da tamamlayabilmek için 10.000 insanın yirmi yıldan uzun bir süre çabaladığı Gize’deki büyük piramit gelmekteydi. Piramitler, hiç kuşkusuz firavunların mezar evleriydi ve kafalarının sığabilmesi için de böylesine muazzam yapılmışlardı. İçleri, firavunun öteki tarafa götüreceği altın hazinelerle tıka basa doldurulmuştu ve ayrıca “Firavun’u uykusunda rahatsız eden herkes ölümü bulacaktır” gibisinden ürkütücü mesajların bırakılması bile ihmal edilmemişti; böylelikle insanların mezarları yağmalamaya girişmeden önce hiç olmazsa kapıyı tıklatacakları umuluyordu.

Böylesine ileri görüşlü önderleri sayesinde Mısır inanılmaz yazı sistemlerini, dehşet saçan hayvan tanrıları ve British Museum’daki birbirinden ilginç nesneleri yarattığı bir altın çağa girdi. Suriye’den gelen göçmenlerin Mısırlıların yemekten sonraki kısa şekerlemelerini fırsat bilip ülkeyi ele geçirdikleri gibi bazı kısa süreli kesintilerin dışında Mısır, bütün Ortadoğu’nun kıskandığı bir yerdi. Dahası, MÖ 1500’de Sudan’ın altın kumlu çöllerinden Filistin’in masmavi denizlerine kadar uzanan bir de imparatorluk kurdular. İmparatorluğun iki bölgesi, Yukarı Mısır (güneyde) ve Aşağı Mısır (kuzeyde) amatör arkeologların kafalarını hâlâ karıştırmaktadır. Güzel günler sonsuza kadar sürecek gibiydi. Tabii sonun başlangıcı için bundan daha iyi zaman da olamazdı.

Mısır’ın Çöküşü

Mısır İmparatorluğu, ülkeye o güne kadar görülmemiş bir zenginlik kazandırdı ve firavunlar her zaman olduğu gibi devasa tapınaklar ve mezarlar yapmaya devam ettiler. Bunların bazıları o kadar muazzamdı ki, adını alacak firavunlar bile tamamlanmalarından onlarca yıl önce ölüp gidiyorlardı. Bütün bunlara rağmen sonunda insanlar bu aşırı hovardalıktan bıkıp usanmaya başladılar, hele de kendi mezarlarının, yapmaya zorlandıkları tapınağın heyula gibi duvarlarından birinin çökmesiyle oluşmuş bir delikten öte olmadığını sorgulamayı akıl edince. Oysa Musa bile İbrani kavmini Kızıl Deniz’deki efsanevi delikten kaçırıp da kurtarmamış mıydı?

Bütün bunlar yetmezmiş gibi, işler Mısır İmparatorluğu’nun topraklarını yönetmenin fethetmekten daha zor olduğu bir genişliğe erişmesiyle daha da kötüleşti. Küçük Asya’daki güçlü Hitit krallığından Suriye ve Filistin’e sızan kışkırtıcılar, dur durak bilmeden Mısırlıları isyana teşvik ediyor, “Şekilci olmayın, Hitit olun! ” ve “Hitit İmparatorluğu’na katıl! Bu kölelikten azıcık daha iyidir,” gibi sloganlarla onları ayartmaya çabalıyorlardı.

Aslında bu çok zor bir dönemdi, çünkü Mısır tahtı Amenhotep adında zayıf ve budala bir firavunun eline geçmişti. Amenhotep hükümdarlığı boyunca bir tek doğru karar aldı, o da soyunup giyinirken bile her yanını görebilmek için elbise dolabının dört bir tarafını alçak tutmasıyla bütün Mısır’da dillere destan olmuş güzeller güzeli Nefertiti ile evlenip onu kraliçesi yapması oldu. Anlayışla karşılanabilirdi, ama bunun anlamı aslında yeni firavunun Hititlere karşı acımasız seferlerden ya da ücretleri artırmaktan çok sarayında gününü gün edip karşı cinsin güzelliklerine sefer açmak niyetinde olduğuydu. Halkı bunu öylesine kıskandı ki, dayanamayıp onu henüz yirmisine varmamış olan üvey oğlu Tutankamon’un lehine tahttan çekilmeye zorladılar. Vah Tutankamon’a ki henüz on yedisindeyken ve tam da üvey anasının elbiselerinden gözlerini alamadığını keşfetmek üzereyken ölüp gitti. Ölüm yatağında, “Lanet olsun, ne kadar da baştan çıkartıcı bir elbise. Lanet olsun,” dediği duyulmuştu ve işte “Tut'un Laneti” diye o günden beri dillerden düşmeyen de onun bu son sözleri oldu.

O günden sonra Mısır’ın bütün işi kapılarına dayanan düşmanları kovmaya çabalamak oldu. İkinci Ramses gibi birkaç güçlü firavun bunu başardılar, ama sonunda kaçınılmaz şekilde imparatorluğu kaybettiler. MÖ 670’ten sonra Asurlar, Persler, Makedonya'lılar, Romalılar, Türkler, Fransızlar ve İngilizler gelip bu ülkeyi yönettiler ve Mısır ancak yirminci yüzyılda bağımsızlığını yeniden kazanabildi.

Dave Rear - Eğlenceli Dünya Tarihi






Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM