FİLOZOFLAR VE İNANÇ

David Cook - Filozoflar ve İnanç


KANIT

David Hume, tümdengelim ve tümevarım kanıtları arasında ayrım yapmıştı. Tümdengelim kanıtı dolaylıdır ve yalnızca varsayılan terimler temelinde işlev görür. Başlangıç noktasında var olmayan bir şeyin sonucunu alamazsınız. Bu, tümdengelimde bir yarar olmadığını söylemek anlamına gelmez. Mantıksal kanıt ve matematiksel muhakeme - tümdengelim yaklaşımının açık örnekleri - bize fikir ilişkilerini kavrama konusunda yardımcı olurlar. Ancak, bize tümdengelim işlemini bir bütün olarak aklamamız söylense, bu sürecin kabul edilmiş tanımlar talep ettiğini ve bunlar kanalıyla kanıtlara ulaşıldığını itiraf etmemiz gerekir.

Öte yandan, tümevarımsal kanıt, deneysel yöntemin ve bilimsel keşiflerin yöntemidir. Bize gerçek dünya hakkında bilgi verir. Kuşkuya açıktır, ama bize gerçeğin konularını sağlar. Bize yiyeceklerimizde kepeğe yer vermemizin iyi olacağı söylenir, çünkü genel olarak lif eksikliğimiz vardır ve bu da hastalıklara yol açar. Zaman içinde tıp bilimi, şimdiye kadar bilinmeyen bazı hastalıkları ya da zaten var olan hastalıklarla lif eksikliğinin ilişkisini gösterecektir. Sonunda bir tümevarım süreci ve deneyimi aracılığıyla, kepeğin kahvaltıda yenmesinin şu anda inandığımız kadar sağlıklı olmadığının farkına varabiliriz.

Hıristiyanlar kanıt talebiyle karşılaştıklarında, diğer alanlarda gereğinden fazla yüksek bir kanıt görüşüne kapılma konusunda uyanık olmalıdırlar. Diğer inançlar kolayca kanıtlanabilirken, Hıristiyanlığın kanıt gösterme konusunda. genellikle zayıf olduğu sanılır. Hume, tümdengelim kanıtının sınırlarını açıkça göstermiştir. Tümevarım kanıtının da sınırları bulunur. Tümevarım kanıtı, denemelerin tekrarlanabilirliğine ve bu tür sonuçların verdiği bir tür kehanet gücüne bağımlıdır. Ancak yine de genel yasa içinde bir istisna bulunur. Eğer uçakların en güvenilir ulaşım araçları olduğuna inanıyorsam ve Amerika'ya yelkenliyle gitmek yerine uçmayı seçersem, uçağım düştüğünde hayal kırıklığından çok daha fazlasını yaşayabilirim. Genel yasa istatistiksel düzeyde kalmayı sürdürebilir, ama bu beni rahatlatmaz. Kanıt düzeyine örnekler eklemenin yarar sağlamayacağı bir an da gelecektir. Eğer kanıta, birikmiş deliller aracılığıyla ulaşılıyorsa, o zaman bin tane destekleyici olay, bin bir tanesi kadar güçlü görünebilir. Hume, kara inanmayı reddeden Hintli bir prensten söz eder; prens karı reddetmektedir, çünkü daha önce hiç kar görmemiştir. Tümevarım temelinde prens haklıdır. İnancını deneyimine göre ölçmektedir. Bu tutumu, yeni deneyime izin vermez. Onun yanlış düşündüğünü biliriz.

Tümevarım, bugüne kadar olan bildiğimiz zamanla sınırlıdır. Bu durum, genellikle yeni keşifler karakterize eden, anlayış, sezgi ve düşüncenin yaratıcı sıçrama anları için zorluklar yaratır. Bunlar gerçek olabilir ve hatta gerçek oldukları, tümevarım kanıtı üretilmeden, ikna edilmeden önce bilinebilir. Tümevarım, daima kuşkuya açıktır. Tümevarım, yalnızca bazı yeni şeylerin şimdiki deneyimimizin ötesinde olduğunu ya da bir şeyin olasılık dışı olduğunu gösterir. Tümevarım, bir şeyin imkansız olduğunu göstermez ve gösteremez.

Kanıtın en genel ifadesi, gerçekliğin kanıtlanabilirliği ilkesidir. 12. bölümde bu ilkeyle ilgili bazı sorunlara, onların çeşitli biçim ve ifadeleriyle uygulamalarına bakacağız. Tartışmanın tamamı, "kanıtın" genellikle şaşırtıcı bir terim olduğunu gösterecektir; "kanıt", belirli bir felsefe ve bu felsefenin gerçekliği görüşünü önceden varsaymaktadır. Deneysel felsefe, gerçekliğin kanıtlanabilirliği ilkesinde somutlaşır. Bu ön varsayımları kanıt için gerekli talepleri yerine getirsinler diye aramak yerine, onları kabul edip etmememiz gerektiğini sormamız uygun olur. Hem kanıt, hem de ön varsayımlar Hıristiyanlığa yabancı olabilirler.

Matematiksel, mantıksal, bilimsel ve pratik olarak sıralanan farklı kanıt türlerinin olduğu kesindir. Aynı zamanda kanıtın bulunmasının zor olduğu alanlar da vardır. Ahlak ve estetik bilimi, bu alanlara örnek olarak verilebilir. Bilginin bu alanlarındaki açıklamalar, kanıtlamalar ya da deliller bulunduğu anlamına gelmez. Aynı şey, din için de gerçektir. "Kanıtın" sınırlarını yeniden keşfetmiş olan modern bilime karşı biraz korku duyulmaktadır. Modern bilim, katı ve kesin mutlakiyetten çok, "kanıtları" için kehanet gücünü ileri sürer. Bu, bizim aklanmadan ve kanıtın taleplerinden daha az korkmamıza yardımcı olmalıdır. Genellikle talep edilen ya da arzu edilen kanıt, yalnızca kanıt talebinin terimlerinin bir işlevidir ve önemli olduğunu açıklayan koşullar ve çevreye sahiptir.

David Cook - Filozoflar ve İnanç







Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM