Kadınların En Güzel Tarihi

Nicole Bacharan - Kadınların En Güzel Tarihi


ERKEKLERİN HİZMETİNDE

Nicole Bacharan: Erkeklere göre kadınlar yalnızca çocuk doğurmazlar, aynı zamanda birer zevk kaynağıdırlar da... Bir kadına sahip olmak ve onu diğer erkeklerin arzulu bakışlarından uzaklaştırmak istemelerinin bir başka nedeni de bu değil mi?

Françoise Heritier: Evet, kadınlar erkeklere, onlara hizmet etmeleri ve oğullar doğurmaları için verilir (doğan kız çocuklar da gereklilikten dolayı oradadırlar). Bunun yanında kadınlar erkeklere zevk de verirler. Hatta bazı toplumlarda (örneğin Yunanistan'da, Japonya'da, Hindistan'da, eski Yahudilikte), bu farklı görevler farklı kadın bedenlerine paylaştırılırdı. Evlilikte nikahlı eşle cinsel ilişkinin tek amacı çocuk yapmaktı; zevk verme görevinden sorumlu başka kadınlar vardı. Bu "zevk verici" kadınlardan doğan çocuklar meşru sayılmazdı. Eski Yunan' da şehirlerdeki varlıklı erkeklerin, gynaeceum'da  yaşayan, saygı gören ve yalnızca erkek çocuk sahibi olmak için cinsel ilişkiye girilen eşleri vardı. Ayrıca evde yaşayan ve evdeki konforu sağlayan, gündelik yaşamın gerekleriyle, yemek ve çamaşır gibi işlerle uğraşan nikahsız eş vardı. Daha sofistike cinsel ve entelektüel eğlenceler hetaira olarak adlandırılan kadınların alanına giriyordu. Bu kadınlar ev işi yapmazlardı; ziyafetlerde erkeklere eşlik eder, felsefe hakkında konuşur ve tabii ki onlarla yatarlardı. Hetaira dışında, yalnızca cinsel zevkler için yararlanılan, entelektüel yetenekleri olmayan gerçek fahişeler de bulundurulabilirdi.

Nicole Bacharan: Tek bir erkeğin hizmetinde ne kadar çok kadın... Kadınlara verilen rollerdeki bu ayrışmayı arkaik toplumlarda da gözlemlediniz mi?

Françoise Heritier: Hayır. Toplumların çoğunda bu roller ayrılmaz. Erkek karısını hem oğullarının anası, hem evde rahatını sağlayan, hizmetlerini gören kişi, hem de cinsel zevk aracı olarak kullanır!

Nicole Bacharan: Eski çağlarda yaşayan farklı toplumlarda hangi formül benimsenmiş olursa olsun, kadınların bedeni erkeklere ait ve erkeklerin farklı gereksinimlerini karşılamaktan başka bir işlevi yok ...

Françoise Heritier: Ensestin yasaklanmasının ve cinsel ilişkilerin erkeğe bir oğul dışında zevk de vermesinin önemli sonuçları olduğunu iyice anlamak gerek. Bu şu anlama gelmektedir: Teorik olarak bütün erkekler istedikleri kadını, kendilerine sunulan kadınlardan herhangi birini alma hakkına sahiptir. Bunun tek istisnasını, zaten başka bir erkeğin sahip olduğu ve koruduğu kadınlar oluşturur. Koruma altında olmayan bir kadın alınabilir. Erkek güdüsü her zaman haklı ve meşru görülür, böyle olması normal karşılanır. Bunu ben "erkek güdüsünün mutlak meşruluğu" olarak adlandırıyorum.

Nicole Bacharan: Bu güdü hep böyle, meşru ve bastırılamaz olarak mı kabul edilmiştir?

Françoise Heritier: Evet. Bu bize atalarımızdan gelen arkaik egemenlik modelidir; bizler de bu kabullenmenin dışına çıkamamışızdır. Erkek güdüsünün meşruluğu hiçbir zaman sorgulanmaz. Bu güdü doğal kabul edilir - ama yalnızca erkekler için. Tabii şunu da eklemeliyiz: Doyurulması için kadınlara gereksinim vardır. Bunun aksine, kadın libidosu her zaman sıkı bir şekilde denetlenir. Birçok toplumda kızların evleninceye kadar bakireliklerini korumaları, sonra da kocalarına sadık kalmaları şart koşulmuş, zina şiddetle cezalandırılmıştır. Evlilik bu anlamda bir "cinselliğin tekelleştirilmesi anlaşması" dır.

Nicole Bacharan: Erkek güdüsünün bastırılamayacağı kabul edilse bile, bunun bir kadın bedeninde doyurulması neden meşru olarak görülüyor?

Françoise Heritier: Gerçekten de neden? Bence bu belirgin gereksinimin mükemmel bir şekilde baskılanması mümkün. Sadakat, hatta bekaret yemini eden birçok erkek bunu gayet güzel başarıyor. Diğer yandan, bu taşan enerjiyi boşaltmanın başka yolları da var! Ama hayır, toplumlar bunun için bir kadın bedeni gerekmesini doğru buluyor gibidirler, hatta bazı toplumlarda bir çocuk bedeninin de "iş görebileceği" kabul edilir.

Nicole Bacharan: O zaman burada aslında aranan şey haz mı yoksa hakimiyet kurmak mı? Belki de kadın bedenine veya kendinden zayıf olan bir bedene uygulanan şiddet / zorbalık da erkeğin hazzının bir parçası oluyor...

Françoise Heritier: Penetre eden / penetre edilen (içine giren / içine girilen) ilişkisinde de şiddetle / zorbalıkla ilişkili bir yön var zaten. Erkeğin edilgenliğinin yüceltildiği Hindistan'da bile, penetre eden erkektir, ona şiddet / zorbalık uygulanamaz. Hem Freud hem de Gandhi, şiddetin / zorbalığın ilk modelinin cinsel penetrasyon olduğunu söylemişlerdir. Bu erkekler arasında da gerçekleşebilir. Paul Veyne, eşcinselliğin ve oğlancılığın yaygın olduğu Eski Roma'da, penetre edilenlerin radikal bir küçümsemeyle karşılaştıklarını belirtir. Özgür bir erkeğin bir köle tarafından penetre olmayı kabul etmesi, korkunç bir utanç kaynağı olarak görülür ve statüsünü kaybetmesine yol açardı! Oysa bunun tersi önemsizdi: Bir Romalı tatmin olmak için kadınların bedenleri yerine genç erkeklerin bedenlerini kullandı diye eşcinsel sayılmazdı.

Nicole Bacharan - Kadınların En Güzel Tarihi





Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM