Padişah Anaları

Ali Kemal Meram - Padişah Anaları

Padişah Anaları

ve 600 yıl bizi yöneten devşirmeler

ALİ KEMAL MERAM

Yayıncının Notu

A. Kemal Meram gerek bir yazıneri kimliği ile gerekse bir tarihçi olarak pek çok yapıta imza atmış, bu yapıtlar kendi alanları içinde yankı bulmuşlardır.

A. Kemal Meram’ın Padişah Anaları adlı bu tarih çalışmasını onaltı yıl sonra yeniden yayınlarken gördük ki kimi görüşlere, sözgelimi Şeyh Bedreddin hakkındaki saptamalara katılmak olanaksız. Ancak Osmanlı İmparatorluğu döneminde Türkçe üzerinde sürdürülen baskıcı, yasakçı mantığın M. Kemal ile sona erdiği. Türklerin "Türkmen" denilerek aşağılandığı ve kıyıma uğratıldığı da bir gerçektir. Gündemin yapay kimlik tartışmalarıyla bulanıklaştırıldığı; ümmet toplumunun, Tanrı-Devletçi'nin ülkemiz sorunlarının çözümüne bir siyasi seçenek olabilirmiş gibi yeniden sunulduğu günümüzde okur, kendisini ister Kemalist ya da Sosyalist, ister Müslüman ya da Tanrıtanımaz olarak tanımlasın toplumun bütün katmanlarının varlığına yeniden tanık olduğu devlet içindeki yozlaşmanın bugün olduğu kadar Osmanlı İmparatorluğu'nda da resmi ideolojiden kaynaklanan yapısal bir hastalık olduğunu görecektir.

Padişah Anaları bu bakımdan, tartışılması gerekli bulguları barındırdığı için önemle okunması gereken yapıttır.

Toplumsal Dönüşüm Yayınları

Başlarken...

BU KİTAP, ŞİMDİYE KADAR HİÇ BİR BAKIMDAN AÇIKLANMAMIŞ BİR TARİHİ GÖZLER ÖNÜNE SEREN BİR BELGESELDİR

Bu kitabın birinci ve ikinci baskılarının yayınlandığı 1977-1980 yılları içinde aldığım yüzlerce mektubun içeriği, birbirinden çok farklı olmakla beraber, bir çoğu ortak bir görüşü yansıtıyordu:

«Biz, şimdiye kadar okuduğumuz hiç bir tarih kitabında sizin açıklamalarınıza benzer bir şeyler görmedik. Siz, bu bilgileri nereden elde ettiniz?» diyorlardı.

Üstünde birleşilen bir başka ortak soru da şöyle idi:

«İnanılması çok güç, ama çok ilginç olan bir takım gerçeklere yer veren kitabınızı bir «tarih» olarak değil de, niçin «roman» türünde yazdınız?»

Şunu öncelikle vurgulamalıyım ki, eğer kitabımın içeriği, şimdiye kadar, İlkokul'dan Üniversite'ye değin okutulan tarih kitaplarında ve okul dışı tarihsel yazılarda ele alınmış olsaydı, böyle bir kitabı yazma gereğini, hiç kuşkusuz duymazdım.

Ama, yoktu. Ne Osmanoğulları'nın «kan ve soylarını, ne de aile kökenlerini» bütünü ile açıklığa kavuşturan bir kitap yazılmamıştı.

Üstelik, 620 yıl boyunca devleti, ülkeyi ve ulusu kimlerin, hangi ırk ve soydan gelenlerin yönettiğini içeren bir belgesel de yoktu, özellikle de, Osmanoğulları'ndan çok önce Anadolu'yu yurt tutmuş, güçlü deniz ve kara devletleri kurmuş Türk Devletleri’nin, Osmanoğulları tarafından neden ve niçin yıkılmış oldukları, başsız ve devletsiz kalan Türk toplumlarının «Osmanlı tutsağı» olarak yüzlerce yıl barışta ve savaşta nasıl ezilip yok edildikleri, hep gizlenmişti. Bu yokediliş ve kesintisiz «Soykırım» tutarsız yakıştırmalarla üstelik «başarı» niteliğinde savunulup durmuştu.

Çağın bilim ve kültüründen, uygarlığından, ülkenin ve devletin nimetlerinden yararlanmayı ve devlet yönetiminde yer almayı «Öztürk ırkına» yasaklayan Osmanoğulları'nın, yabancı soylu «dönme ve devşirmelere» bu yetki ve nimetleri nasıl peşkeş çektikleri, «tarih» diye okutulmakta olan kitapların hiç birinde yer almamış, açıklanmamıştı.

Yazılmış tarih kitapları, tüm bu gerçekleri ters-yüz eden, baştan son'a uydurma, yakıştırma yalanlarla süslenmiş olaylardı. Uydurulmuş, «aile, soy ve kök şecereleri» ile doldurulmuştu. Bunlara «tarih» diyorlardı.

«Kıl çadır»dan, Çul giysiden «Osmanoğullarını çıkarıp mermer saraylara, altın tahtlara, samur ve mücevherlerin en değerlilerine kavuşturan büyük güç, harcanan kan ve can Öztürkler’in olduğu halde, tüm bu gelişmelerin, görkemli saltanatın, bir aşiret yaşamından bir
İmparatorluk egemenliğine kavuşmuş olmanın başarıları, Osmanoğulları'nın kişisel dehâ ve yüceliklerinin sonucu olarak nitelenmiş ve öyle gösterilmişti.

Her bir Osmanoğlu, «bilimde, sanatta, edebiyat'ta, kültür düzeyinde, askerlikte, politika'da, yüksek kişilik ve değerde», erişilmez yücelikte kişiler oldukları için bütün bunları ve tüm «fetih»leri elde etmiş oldukları yüzyıllar öncesinden günümüze değin savunulup durulmuştu.

«Atatürk sonrası Türkiye» de ise, her alanda yeniden «Osmanlı'ya dönük» bir yaşam özentisi, giderek yayınlara ve hemen tüm öğretim kurumlarına, politikaya dek yaygınlaşmıştı.

Ali Kemal Meram - Padişah Anaları




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM