Padişah Anaları

Ali Kemal Meram - Padişah Anaları


YENİÇERİLER

Savaşlarda, Öztürkler’ in kan döküp can vererek elde etikleri yabancı ülke kentlerini «yağma ve talan» etme yetkisinden başka, o yabancı ülkelerden «kız ve oğlan çocuklarını» tutsak alıp, daha sonra tutsak pazarlarında satma yetkisine de sahiptiler.

Sözde «Padişah güvenliğini korumak»la görevli olan Yeniçeriler, sorumsuz yasalarından aldıkları güçle, her fırsatta başkaldırıyor, dilediklerinin başlarını kesip, dilediklerini iktidar koltuğuna da oturtabiliyorlardı.

Ama, güvenliklerini Türk soyunun evlatlarına emanet edemeyen Osmanoğulları için, o kara ocak, yine de gözde ve sorumsuzdu. Cehalet, sefalet ve zulüm üçgeninde ilkel taşdevrinin çilesini çekmek zorunluluğu ise, sadece Öztürkler’indi.

Değişik dönemlerde «Başkent» olmuş: Bursa, Edirne, İstanbul Saraylarında ve o sarayların dışında uygar düzeyde, varlık ve saltanat içinde görkemli yaşam sürme hak ve imtiyazları ise, Rum, Sırp, Bulgar, Arnavut, Pomak, Romen, Yahudi, Ermeni ve daha başka yabancı soy kökenli dönme ve devşirmelere özgü idi. Ve devlet işte bunların, bu kan ve soy melezlerinin ellerinde çekiştirilip duruyordu.

Şimdi, sormak gerekmez mi?

Hangi tarih kitabında bu gerçekler dile getirilmiş, sergilenmiş, açıklanmış ve yazılmıştı?

Hepsini birden yanıtlayabiliriz: Hiç birinde!

Ama bu ülkede, o dönemleri yaşayanlar arasında korkusuz ve de namuslu «kalem erbabı» kimseler de yaşamıştı. O, olumsuz tarihsel gelişimleri ve olayları, saray beslemesi, ya da devşirmelerin el üstünde yaşatıldığı Osmanlı düzen tutkunu tarih yazarlarının, gerçekleri ters yüz edip yalan ürünü kitaplar düzmelerine karşın, öylesine yozlaşmamış, o, namuslu kalem sahipleri, üstüne basa basa kayıt düşüp bıraktıkları basma ve yazma kitapçıklarında her bir gerçeği dile getirip geleceğe bırakmaktan korkmamışlar, üstelik tüm bunları, o dönemlerin en acımasız zulüm ve işkence olgusuna meydan okuyarak yerine getirmeyi görev sayabilmişlerdi.

Ben, yıllarca önce bu kitabı yazmaya başladığımda, 620 yıllık Osmanlı döneminin gerçeklerini, o en eski «yazma ve basma» kitapçıkların sararmış, küflenmiş sayfaları arasında aradım. Her bir döneme bir parça ışık tutma yürekliliğini gösteren küslerin bıraktıklarını başlıca kaynak olarak ele aldım. O duru, o saydam anlatılardan yararlandım. Buz tutmuş bir toprak parçasını tırnaklarımla kazarcasına yıllar süren bir uğraş vererek kıymık kıymık elde ettiğim gerçekleri birbirine karıp katarak bütünledim. Ve, öyle yazdım. Ama, okuyanları bezdirmemek için; katı ve kuru bir tarih anlatımı yerine, roman türünde yazmayı daha doğru buldum.

Yazdıklarımda tek bir fazla sözcüğe, yer vermedim. Abartmadım. Ne var ki, gerçeklerin ancak binde birini sunabildim. Çünkü tüm gerçekleri vermeğe kalkışsaydım, değil bir kitaba, on cilde bile sığdıramazdım. Sağda, Sol'da ve Orta'da örgütlenmiş hiç bir evrensel akım çevresinden olmadığım için öylesine büyük bir yayının gerektireceği büyük yatırımı sağlama olanağı, benim için yoktu, olamazdı.

BU KİTAP GEREKLİYDİ...

Mademki, Okuliçi ve Okuldışı tarih, sosyal bilimler ve Politika ile ilgili kitaplarda, 620 yıllık Osmanlı dönemi gerçekleri yansıtmıyordu; o karanlık dönemde yok olan Türk kültürü, Türk töresi ve özellikle, Öz-türk soyunun ne tür uygulamalar ve yöntemlerle uğratıldıkları «soy kırım» göz ardı edilip açıklanmıyordu; böyle bir kitap kuşkusuz yazılmalıydı.

Daha dün denecek bir yakın geçmişte «adı sanı olmayan» nice devletler, ülkeler ve uluslar günümüz dünyasında birer büyük ve güçlü ve uygar kimliğe kavuşmuş olmalarına karşın, Türk Ulusu’nun her alandaki geri kalmışlığın nedenleri açıklığa kavuşturulmalıydı. Böyle bir araştırma sonucunda ise, Selçuklular'ın 200 yıllık dönemleri ile, Osmanlıların 620 yıllık egemenliklerini kapsayan zaman şeridinde Arap ve Acem kültürlerinin, «din, mezhep, tarikat» gibi yabancı töre ve inançların çıkmazında Türkler'in yüzyıllardır nasıl bocaladıkları ve en ilkel yaşam çizgisinden bir türlü ayrılmaksızın Atatürk Çağı'na erişmiş oldukları açıklanmalıydı.

Gerçek yüceliği hâlâ yeterince kavranamayan, kavranılmaması için Osmanlı kalıntılarının var güçleriyle gölgeledikleri (Mustafa Kemal Atatürk), bu ayrıntılı belgeselin ışığında tüm yüceliği ile ortaya çıkmalıydı.

«Ecdadımız..» sloganıyla yeniden yaldızlı yalanlarla nitelenen ve yüceltilmeğe kalkışılan Osmanoğulları'nın, kuruluştan batışa değin Türk soyu ile ilintisizlikleri, tarihsel akış içinde gözler önüne serilmeliydi. Onların, yalnızca «dönmelerle devşirmelerin ecdadı» oldukları gerçeği tüm ulusça kavranmalıydı.

 (Nakşibendici) ve (Nurcu) tekkelerde ve özellikle, yürürlükleri (Eğitim ve öğretim birliği yasasına) karşın sürüp giden (Arapça Kur'an kurslarında) Osmanoğulları'nı yüceltip, en başta Atatürk'e ve Türk soyuna düşman yetiştirenlerin kim ve ne oldukları iyice anlaşılmalıydı. Bu kara ocakların, Osmanlı dönemi «medreseleri» nin adları değişmiş, ama gerçekte eşiti olan «çağdaş bilim ve uygarlık» düşmanı, karanlığın yuvaları oldukları, ancak geçmişin bu ayrıntılı anlatımı ile suyun yüzüne çıkmış olacaktı. Karanlığın o yarasa yuvalarında beyinleri yıkanan milyonları aşkın körpe varlık, geleceğin temel taşları olacaktı ve gelecek, işte o temel taşları üstünde kurulacaktı.

Her yıl, (İstanbul'un Fethi) törenlerinde surlar ve kale duvarları üstüne tırmandırılan (Yeniçeri giysili) kişilerin tarihe ve gerçeğe ters düşen bir görüntü olduğu kadar, 20-25 yıldır (ulusal Askeri Bando) yerine konarak tarihi yansıttığı sanılan (Mehter/Mehteran Bölüğü) nün, Osmanlı savaşlarında harcanmış milyonlarca Türk’ün ruhlarını ürperten gösterinin temelinde yatan amaç ve özlemin Atatürk'ün ruh ve vicdan yapısına, O’nun devrim ve ilkelerine karşı koyan bir kara düşünce ürünü olduğu gerçeği, başka bir biçimde vurgulanamayacaktı. Çünkü hiç bir yeniçeri Türk değildi. Ve, hiçbir yeniçeri örgütü, savaş ordusu değildi.

İşte ben bu nedenle, yazılmamış bir tarihin özünü, o özün gerçek serüvenini yazdım.

O'nu, Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümsüz ruhuna adadım; ne mutlu bana...

ALİ KEMAL MERAM, İstanbul, 1990

Ali Kemal Meram - Padişah Anaları




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM