TARİHİMİZLE YÜZLEŞMEK

Emre Kongar - Tarihimizle Yüzleşmek


TÜRKLER MALAZGİRT’TEN İZNİK’E 9 YILDA ULAŞTILAR

Ben tarihi irdelerken somut tarihlerin vurgulanmasından pek hoşlanmam; zaten bu tarihleri aklımda da tutamam.

Ama bazı tarihler var ki, aralarında geçen zaman, ya çok kısa ya da çok uzun olduğu ve bir sürecin niteliğini belirlediği için anımsanmaları gerekir.

Alparslan'ın Anadolu'nun kapısını açtığı Malazgirt Savaşı'nın larihi 1071'dir.

Batı Anadolu'nun en önemli kentlerinden biri olan İznik'in, Selçuklu Komutan Kutulmuşoğlu Süleyman Şah tarafından fethi ise 1080 yılında gerçekleşmiştir:

Yani Selçuklular Doğu Anadolu'dan girip 9 yıl gibi bir süre içinde soluğu Batı Anadolu'da almışlardır.

Selçuklular, bu şehri başkentleri yapmıştır.

Ne yazık ki 17 yıl sonra, 1097'de Birinci Haçlı Seferi sırasında yeniden Bizanslıların eline geçmiştir; ama bizim konumuz bakımından bu geri alınış önemli değildir.

Zaten kent sık sık el değiştirmiştir.

Süleyman Şah'ın oğlu I. Kılıç Arslan 1105'te yani Bizanslıların eline geçmesinden 8 yıl sonra kenti yeniden almıştır.

Fakat bu fetih de sürekli olamamış, bir süre sonra Bizanslılar şehri geri almışlardır.

Daha sonra, yukardaki bölümlerde belirttiğim gibi IV. Haçlı Seferi ile tahtından olan Bizans imparatoru İznik'e gelmiş ve yaklaşık 57 yıl burada hüküm sürmüştür.

Sonunda, 1329'da Orhan Gazi tarafından yeniden fethedilmiş ve ondan sonra hep Müslümanların elinde kalmıştır.

Burada sadece kentin tarihsel öyküsünü merak edenler için anlattığım bu el değiştirmeler, yukarda da belirttiğim gibi, konumuz açısından hiç önemli değildir.

Konumuz açısından önemli olan husus, Müslüman Türklerin, yani Selçuklular'ın 9 yıl gibi kısa bir sürede Malazgirt'ten İznik'e gelmiş olmalarıdır.

Şimdi siz değerli okurlarımın aklına ve izanına sığınıp soruyorum:

Bu 9 yıl içinde Selçuklular, kendilerinden önce Anadolu'da yaşayan "Rum" dedikleri Bizanslılar'ın tümünü kesip yok edebilirler miydi? ("Diyarı Rum" sözü, o zamanlar Anadolu için Kullanılırdı.)

Tabii ki "hayır".

Zaten XXI. yüzyılda bile Anadolu'da Müslüman Türk nüfusun yanında Hıristiyan köylerinin varlığı böyle bir "yok etmenin" olmadığını açıkça gösterir.

Peki o zaman ne olmuş dersiniz?

Hiç kuşkusuz, toplumsal etkileşim devreye girmiş ve Anadolu'yu fetheden Türkler buradaki Hıristiyan nüfus ile karışmışlardır.

Zaten unutulmamalıdır ki, savaşı kazanan Müslüman Türkler, genellikle zaptettikleri kentin yöneticisinin kızını da kendilerine eş olarak almışlardır.

Ya da kimi zaman siyasal ve askeri ittifaklar, düşmandan alınan gelinlerle perçinlenmiştir.

"Yani ne demek istiyorsun?" diye sorarsanız, dediğim açık:  Türkler Anadolu'ya girdikleri andan itibaren buradaki nüfusla kaynaşmış ve deyim yerindeyse, siyasal ve kültürel anlamda "Batılılaşma" başlamıştır.

Çünkü bu kaynaşma sadece evlenme yoluyla değil, kültürel alanda geleneklerden göreneklerden etkilenme yoluyla da olmuştur.

Ayrıca artık Türkler Avrupa siyasetinin de ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdir.
Bu söylediklerimin ne Türklüğe ne de Müslümanlığa aykırı bir tarafı vardır.
Dünyada birbirinden etkilenmemiş din, mezhep, ırk ve millet yoktur.
Zaten son genetik çalışmalar, Anadolu insanının genlerinin çevre ülke insanlarının genlerine çok benzediğini bilimsel olarak da ortaya koymuştur.

Emre Kongar - Tarihimizle Yüzleşmek


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM