Bilim Kurguları

Gerard't Hooft - Bilim Kurguları


Beşinci Bölüm

KAĞIT

Bilgi devriminin büyük bir bölümü halen bizim ilerimizde ve tam olarak neler getireceği, büyük ölçüde spekülasyona açık. Birçok ürün, şu anda sahip olduğumuzdan çok daha ayrıntılı kontrol sistemleriyle zenginleştirilecek ve araçlar daha temiz, güvenli ve verimli hale gelecek. Televizyonlar ve bilgisayar ekranları, bunun güzel bir örneği.

Günümüzde, mektup yazan ve kitap, gazete veya dergi okuyan herkes kağıt kullanıyor. Baskı öylesine kolay ki her zamankinden daha çok kağıt kullanılıyor. Peki, neden sadece ekranlarımızı kullanarak okumuyoruz? Bunun birçok nedeni var. Öncelikle, kullanmak zorunda olduğumuz yazılım programları çok kötü. Ben bu kitabı yazarken, yardım dosyaları yardım etmekten başka her şeyi yapan idaresi zor bir metin editörüyle boğuşuyorum; yardım dosyaları olağanüstü uzun, anlaşılmaz ve kullanışsız. Tam aksine bir problemi, zahmetsizce çözebilmek mümkün değil. Programın yaratıcısı, bir sürü özellik eklemiş ama bunların kullanılış şekli hiç makul değil ve ben de bunları hiç kullanmıyorum. Üstelik bu büyük bir buzdağının görünen kısmı. Hiçbir şekilde kullanıcı dostu olmayan bu yaklaşımı, hemen her yazılımda görmek mümkün. Bu konuda yapılacak daha çok şey var.

Yazılım üreticilerine bir ipucu vererek başlamak istiyorum: Programın tasarımcısının, kullanıcı kılavuzu, Sıkça Sorulan Sorular veya yardım metinleri yazmasına asla ve asla izin vermeyin. Tasarımcılar, masum kullanıcının üstesinden gelmesi gereken problemlerin ehemmiyetini veya doğasını asla fark etmezler. Kaldı ki hiçbir kullanıcı, basit bir problemi çözebilmek için otuz sayfalık bilgiyi ezberlemek istemez. Yepyeni bir ürün aldığınızda, şu uyarıyla sık sık karşılaşırsınız: "Sayın kullanıcı, bu uygulamayı kullanmadan önce kitapçığı başından sonuna lütfen okuyunuz." Elbette şu yanıtı verirsiniz: "Sayın üretici, otuz sayfadan daha uzun, okuyacağımı sanmıyorum." ilk problem daha en başından ortaya çıkar. Hepiniz bunu bizzat deneyimlediğiniz için size bunu anlatacak değilim. Çok da uzak olmayan bir gelecekte, uygulamaların yazılı bir kılavuza hiçbir şekilde ihtiyaç bırakmamasını bekliyorum. Makineyi çalıştıracaksınız ve yanlış bir şey yaparsanız veya nasıl çalıştığını anlamazsanız, kısa ve net bir metin veya kullanıcı dostu bir ses size yardım edecek - en azından daha iyimser anlarımda bunun olmasını umut ediyorum ama üreticilerin, bu tür kolaylıklar sunmak için çaba sarf edeceğinden emin değilim. Yine de teknik olarak bunun daha kolay yapılabileceğinden eminim.

Her neyse. Neden bu kadar çok kağıt kullanmaya devam ettiğimizi sormuştuk. Mevcut ekranlarımız hantal, hacimli, yavaş ve odaksızdır. Uyumadan önce birkaç sayfa okumak için bilgisayarınızı yatağınıza götürmek istemezsiniz. Bir derginin sayfalarını karıştırmak, ilginizi çeken bir şeyi daire içine almak, bulmaca çözmek veya bir reklamı koparmak da mümkün değildir. Dahası, odadaki ortam aydınlatmasına bağlı olarak ekran çoğu zaman ya çok parlaktır ya da karanlıktır.

Yalnızca düz olmayan, aynı zamanda bir kitaptan daha hafif, daha net bir görüntü sunan ve kendini otomatik olarak ayarlayarak çevrenize derhal uyum sağlayan yerleşik aydınlatma özelliğine sahip bir ekran düşünün. Dahası, bir kitap kullanmaktan daha kolaydır, örneğin aradığınız sayfayı çok daha kolay bulabilirsiniz. Kağıdın işlevsiz hale geleceği kesinlikle hayal edilebilir. Bunun nedeni, bütün kağıtlardan kurtulmak istememiz değildir, daha kullanışlı bir ortamı bulmuş olmamızdır.

Şimdiye kadar durum bunun tam tersi: Ekranlar gelişiyor olsa da, her zamankinden çok baskı yapılıyor ve nüsha çoğaltılıyor. Kağıt hoştur, tanıdıktır ve kolaydır, ama aynı zamanda yalnızca bir kez yazı yazılabilen ve daha sonra atılması gereken bir ortamdır. Ne kadar pahalı ve ne büyük bir ziyan!

Belki de kağıdı yalnızca bir külfet olarak düşüneceğimiz bir zaman gelecek. Artık gazete almayacağız, kablodan haberleri indireceğiz ve kitapları internetten okuyacağız; çok fazla yer kaplayan ve ormanlarımızı yok eden o ağır şeyleri satın almayı neden isteyelim ki? Bunun mümkün olabilmesi için, bir kitabın indirilmesinin yakınlarınızdaki bir kitapçıyı gezmekten daha kolay ve daha eğlenceli hale gelmesi şarttır. Netten her sabah mobil ekranınıza indirdiğiniz gazetenin, eski moda gazetelerin sayfalarını okumaktan daha kolay bir biçimde okunabilmesi gerekir. Bu kitap yazıldığı sırada, bunun çok uzağındayız.

Her şeye rağmen, ekranlar evlerimizi ve ofislerimizi gittikçe daha çok işgal ediyor. Büyük ve renkli ekranlar ucuz, verimli ve yaygın hale geliyor. Küçük ekranlar, mutfak aletlerimizi süsleyecek. Arabalarımız bunlarla dolacak. Bu tür ekranların her yerde olmadığı bir dünya hayal edebiliyor musunuz?

Aslında ben hayal ediyorum. Belki de geleneksel ekranların yerini, daha elverişli, daha ekonomik ve daha az masraflı bir yenilik alacak; örneğin bilgisayarlarımıza bağlı ileri teknoloji ürünü "görüntüleme gözlükleri" yatakta kitap okumak isteyenler için pratik olabilir ve çok hafif olmasının yanı sıra enerji tasarrufu da sağlayabilir. Fakat yine aynı koşul söz konusudur: Bunun gerçekleşebilmesi için gözlüklerin, hem ekrandan hem de kağıttan daha çok kullanıcı dostu olarak tasarlanması şarttır. Bu gözlüklerin nasıl çalışacağını sorabilirsiniz. Aslında ilk versiyonları, günümüzde zaten mevcut. Bazıları küçük ekranlara odaklanan iki lense sahip küçük, hafif opera gözlüklerini andırır. Gelecekte, ekranlar ayrı ayrı kontrol edilebilir ve en harika üç boyut efektleri oluşturmak mümkün hale gelebilir. Bunlar, nereye bakmak istediğinizi belirlemek için bir fare ve klavye kullanmayı gerektirebilir ama belki de sesiniz yeterli olacaktır. Baş hareketleri ayırt edilebilir ve fantastik bir sanal gerçeklik duygusu verilebilir. Belki de daha ileride göz hareketlerini takip eden daha da gelişmiş gözlükler üretmek mümkün olacaktır. Böylece gözlükler daha da küçük ve hafif hale gelebilecek ve hatta kontak lensler kadar rahat kullanılabilecektir.

Gelecekte, tıp bilimlerinde, özellikle de gözlerimizle ilgili hayatımızı değiştiren bir ilerleme bekliyoruz. Beklenen gelişmelere rağmen, yaşlandığımızda görme gücümüz azalır ve demografik yaşlanmayla birlikte, bu ciddi bir problem olmaya devam edebilir. Yaşlılara, okurken yardımcı olacak aletler üretebilir miyiz?

Gerçekten de eşimin annesi, kısa bir süre önce harika bir yardım aldı: Yerleştirilen kitabın sayfalarını tarayan, metni fark eden ve güzel bir ses tonuyla okuyan bir makinesi var. Birkaç yıl öncesine kadar var olanlarla kıyaslandığında önemli bir ilerleme ama bu tür makinelerin ilki daha 1976 yılında üretilmişti. Makine mükemmel bir biçimde çalışıyor: Sütunlar halinde yazılan metni tanıyor ve reklamları ve tıbbi broşürleri tanıyor. Hatta renkli bir zemin üzerindeki renkli harfleri okumayı bile başarıyor! Fakat eşimin annesinin söylediğine göre, metinde başka bir dilden sözcükler yer alıyorsa, makine şaşırıyor ve o sözcüğü nasıl telaffuz etmesi gerektiğini soruyor. Elle yazılan metinse hiçbir şekilde okunamıyor.

Bunu duyduğumda, "Pardon ama nasıl?" demekten kendimi alamadım; o harikulade güzellikteki yazılıma başka dilleri anlayan küçük bir program ekleyememişler mi? Eşimin annesi makinesinden hoşnut olsa da halen sayfaları kendisi çevirmek zorunda. Birçok modern uygulamaya da aynı tepkiyi gösteriyorum: Birilerinin belli bir şeyi icat etmesinden mutluluk duyuyorum ama çok daha fazla geliştirilebilmesi mümkün diye düşünüyorum. En azından benim düşlediğim şekliyle, eşimin annesi çarçabuk Woman's Weekly dergisini robotuna uzatacak ve robot dergiyi alıp ona okuyacak, zor sözcükleri çevirecek ve resimlerde neler olduğunu ona söyleyecek. Belki de film yıldızlarını ve ünlüleri tanıyabilecek.

Bu arada, Woman 's Weekly dergisi, yakın gelecekte sadece elektronik formda okunabilecek. Meslektaşlarımdan biri şu şakayı yapmıştı: "Sizin robotun nafile yere dergiyi alıp okumayı öğrenmesi ne üzücü!" Her halükarda, robotların daha azını değil, çok daha fazlasını yapabilmesini istiyoruz. Woman 's Weekly dergisini okumak, yalnızca başlangıç seviyesindeki robotbilimdir.

El yazısı metinlere gelince, mevcut makinelerin bunları okumakta çok fazla zorluk yaşadığını biliyorum ama yetenekleri yavaş yavaş gelişiyor ve bu problemin bir süre sonra çözüleceğini düşünüyorum. Makinelerin el yazılarını bizden daha iyi anlayabilmesi sadece an meselesidir, çünkü daha büyük veri tabanlarına erişebilirler ve beyin dalgalarının, el hareketleriyle sonuçlanması hakkında bilgiye sahip olacaklardır. Aynı şekilde, çok bozuk harfleri ayırt edebilmeleri, eksik olan parçaları tahmin edebilmeleri gibi şeyler mümkün olacaktır.

Bilgideki artışın en devrim niteliğindeki uygulaması, şüphesiz yapay zeka alanında olacaktır. Bilimkurgu, bizi bir ölçüde önyargılı bir şekilde eğitmiştir; robotları, insan şeklinde yapmanın çok az mantığı vardır. Zeki robotların, beyinlerini omuzlarının üzerinde taşımalarına gerek olmayacaktır; bunu daha güvenli bir yerde depolamak çok daha pratiktir. Karakter bakımından da robotlar insanlara benzemeyecektir, bunun yerine zorlu veya tehlikeli görevleri yerine getirmeleri için özel olarak tasarlanacaklardır.

Bilgisayar uzmanlarının henüz farkına varamadıkları nokta, insanın zekasına benzer bir zekanın nasıl yaratılacağıdır. Bir insanın beyni, milyonlarca yıllık evrimin eşsiz sonucudur ve motiflerin farkına varmaya ve bağlantılar kurmaya özellikle yatkındır. Birçok araştırmacı, motiflerin farkına varılmasının muazzam bir bellek kaynağı ve aşırı yüksek bir işlem hızını gerektirdiğine inanmaktadır. Ancak problemin, sadece bu tür programları verimli bir biçimde çalışacak şekilde yazmayı henüz bilmediğimiz olduğu düşünülebilir. Her halükarda, ilerleme yavaştır. Fakat yapay zekanın, hatta insanın zekasından üstün olan zekanın gerçekleşeceğinden eminim. Üstelik bu çok fazla zaman da almayacak.

Çeşitli senaryolar hayal edilebilse de gerçek yapay zekaya giden yol şu şekilde olabilir: Önce, belirli bir uzmanlığı temel alan sistemler oluşturulacaktır. Bunlar aslında devasa veri tabanları olacaktır. Doktorlar, insanın bilebildiği bütün tıbbi koşulların, semptomların, tanıların ve tavsiye edilen tedavilerin depolanabileceği uzman sistemler oluşturacaktır. Buradaki problem, kullanılan metodun bir uzmanın tıbbın belli bir alanında program oluşturmak için birkaç yılını harcamasının gerekli olmasıdır; ama son 30 yılda bu türden birçok başarılı deneysel program zaten oluşturulmuştur ve test edilmiştir. (Farmakoloji ve sağlık hizmetleri konusunda destek sunmak için tasarlanan bir program olan "Digitalis" ilgi çekici bir örnektir.)

Hukukçular da hukuk makalelerini ve geçmiş mahkeme kararlarını hızlı ve verimli bir şekilde incelemek isteyecektir. Ayrıca teknolojiyle ilişkili olarak, gerekli çözümleri sunacak her türlü uzman sistem olacaktır. Sürücüler, dünyanın dört bir yanından haritalar içeren GPS sistemlerine erişebilecektir. Daha yüksek bir kategorideki uzman sistemler halihazırda mevcuttur: Matematikçiler, integral formüllerini ve literatürde bilinen diğer teoremleri kullanarak karmaşık denklemleri çözebilen programlar geliştirmiştir. Er ya da geç, ansiklopediler ve veri tabanlarıyla birlikte bütün bu uzman sistemleri birleştirme ve birbirine bağlama parlak fikri ortaya çıkacaktır. Bu zaten daha küçük ölçekte gerçekleşmektedir. Bağlantılar kurabilen ve sorulan sorular için bağımsız olarak yanıtlar formüle eden, insan sesini anlayabilen ve soruyu soran kişiye kendi dilinde yanıt verebilen daha hızlı ve giderek daha çok etkili arama motorları da buna eklenecektir.

Yaşlılara yönelik iyi kalpli bir yardım olarak başlayan şey, vazgeçilmez bir araca dönüşecektir. Dünyanın her yerinde bulunan ve görünüşe göre zeka içeren bu uzman sistemleri er ya da geç keşfedeceğiz. Bir anlamda, internet zekanın kendisi haline gelecektir! Bu, çok fazla spekülasyon konusudur. Milyonlarca bilgisayar, internete bağlıdır ve devasa büyüklükte bir bellek kaynağı oluşturmaktadır. Google gibi arama motorları, halihazırda "Bataklık salyangozunun coğrafi dağılımı nedir?" gibi soruları derhal ve ayrıntılı olarak yanıtlayabilmektedir. Yakın bir gelecekte, "Dizim üç gündür ağrıyor, nedeni ne olabilir?" şeklindeki soruları da sorabileceksiniz. Aslında bunu da zaten yapabiliyorsunuz ama bunu şimdi denerseniz, kanlı canlı bir doktora çevrimiçi bağlanırsınız. Sözünü ettiğim zeka bu değil. Gelecekte, internetin uzmanlar, örneğin doktorlar tarafından yerine getirilen belirli fonksiyonları üstleneceğini düşünüyorum. Bilgisayar ekranları, hastalarla konuşacak ve kusursuz tıp bilgileri nedeniyle, çevrimiçi bir doktordan üstün olacak.

Zeki bir internet yeterli değildir. Er ya da geç, zeki olan bireysel bilgisayarlara da ihtiyaç duyacağız ve bunun da gerçekleşeceğine inanıyorum. Temel nedenlerden ötürü "bilince" sahip bir bilgisayarın var olamayacağını savunan fizikçilerin olduğunu biliyorum. Ancak öne sürdükleri argümanları değerlendirdikten sonra, argümanlarının olgulara değil, duygulara dayandığını söylemeliyim. Şu anda kullandığım bilgisayar, hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde bilinç benzeri bir şeye sahip; bunun vasatın altında olduğunu kabul ediyorum ama adeta kendi iradesine sahipmiş gibi çoğu zaman yalnızca kendi arzusuyla hareket eden ve benim anlamadığım şeyleri yapan bir bilince sahip. Hayır, gerçek zeki bilgisayarlar kesinlikle gelecek ama bunun ne kadar zaman alabileceğine dair yaklaşık bir tahminde bulunabilmem bile mümkün değil.

Bir kişinin, rastgele sorulmuş zor bir soruyu yanıtlamak veya belli bir yapıyı fark etmek için ne kadar çok farklı olguyu düşünmesi gerektiğini kendinize sorarsanız, mevcut bilgisayarların bellek öğeleri bunun çok uzağında değilmiş gibi görünür. Ancak akıllı bilgisayar programlarının verileri böylesine zekice bir biçimde karşılaştırmasına imkan tanıyan bir yazılıma şu anda sahip değiliz. Doğanın kendisi bu problem için derhal bir çözüm geliştirmiştir; insan. Fakat bu çözümün ortaya çıkması milyonlarca yıl sürmüştür. Bizler, birkaç on yıl içinde bu başarıyı sadece taklit etmeye çalışıyorduk.

Gelecekte, insanların hesaplanmış ve önceden planlanmış kararlara ulaşabilmesi, bunu yaparken sosyal faktörleri, insani duyguları, ahlakı ve sezgiyi hesaba katabilmesi gerçekten de mümkün olacak mı? Peki ya mizah? Dürüstlük? ironi? Bu unsurlar, genellikle tipik insani özellikler olarak sunulur ve çoğu zaman prognostik olduğu için bilgisayarın bunların hiçbirini asla anlayamayacağı savunulur. Kesinlikle aynı fikirde değilim. İnsani duygularımız, pratikte her zaman biyolojik bir arka plana sahiptir ve çok kolaylıkla açıklanır ve anlaşılır. Geleceğin bilgisayar programlarının, bunları anlamakta herhangi bir problemle karşılaşmayacağına inanıyorum. Bilgisayarlar bu duyguların kendilerini deneyimlemeyecektir, çünkü biyolojik olarak bunları yeniden üretmeyecektir ama bunları anlayacaklardır ve programcılar, bilgisayarların garip varlıklar olarak biz insanları nasıl idare edebileceklerini anlamasını sağlayan yazılımı geliştirmeyi başaracaktır. Bu tür gelişmelerin bütün olası sonuçlarını öngörmenin zor olduğunu düşünüyorum.

Gerard't Hooft - Bilim Kurguları


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır





Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM