YOK OLUŞ

David M. Raup - Yok Oluş

YOK OLUŞUN AMACI, EĞER VARSA

Yok oluş iyi bir şey miydi yoksa daha çok evrimin yapıcı güçleri tarafından güç bela bastırılan bir illet mi? Kesin bir cevabı olmayan, ilginç ve zorlu bir soru bu. Ortak bir kanıya göre “Elbette iyi bir şeydir, çünkü yetersiz türleri ıskartaya çıkarmaya yarar.” Asıl vurgusu daima tür içindeki üreme başarısı da olsa, bu son derece örtük kavrama Türlerin Kökeni’nde de rastlanabilir. Kimilerine göre yok oluşun son kertede iyi bir şey olduğu o kadar açıktır ki bunu test etmeye gerek yoktur: Üreme konusunda yeterli türler, yetersiz türlerden tek başına sağkalım olgusuyla ayırt edilebilir.

Rahatsız edici gerçek şudur ki, jeolojik geçmişte meydana gelmiş ve sağlam kanıtlarla belgelenmiş binlerce yok oluşun hiçbiri hakkında, bunun neden gerçekleştiğine dair güçlü bir açıklamamız yok. Belli vakalar için birçok önerimiz var elbette: Trilobitler, yeni evrimleşen balıklarla girdikleri rekabet sonucunda öldü; dinozorlar ya çok büyüklerdi, ya da çok aptal; İrlanda geyiğinin boynuzları haddinden fazla ağırlaşmış ve biçimsizleşmişti. Bunların tümü makul senaryolar, fakat ne kadar makul olursa olsunlar, üzerlerindeki haklı şüpheleri giderecek durumda değiliz. Aynı derecede makul, alternatif senaryolar kolaylıkla türetilebilir; bunlardan hiçbiri, verili bir türün ya da anatomik biçimin yok olmaya mahkûm olduğunu önceden gösterebilme anlamında bir öngörü gücüne sahip olmayacaktır.

Ne acıdır ki, yok oluşun kurbanlarının zayıflığını anlatan elimizdeki tek kanıt, yok olmuş olmalarıdır; döngüsel bir sav. Argümanın zayıflığı, yok oluşun, üreme başarısına dayalı olduğu ilkesini geçersiz kılmıyor elbette; sadece bilgisizliğimizi yansıtıyor. Sözgelimi, Kretas’ın son dönemlerindeki memeliler, muhtemelen dinozorlardan daha iyi uyum sağlamıştır, fakat bu hayvanlar hakkında bildiklerimiz, söz konusu üstünlüğü tespit edecek yeterlilikte olmayabilir.

Kurmaca bir deney niyetine, hiçbir tür yok olmasaydı evrim neye benzerdi, bir değerlendirelim. Şekil 1-3’te iki varsayımsal evrim ağacı şeması gösteriliyor. Her ikisinde de zaman aşağıdan yukarıya doğru ilerliyor ve her çizgi, bir tür soyuna karşılık geliyor. En tepeyi kesen yatay çizgi şimdiki zaman; bugün yaşayan türler, bu çizgiye ulaşan soylarla gösterilmiş oluyor. Her iki ağaç yukarı doğru dallanıyor, merkezî bir gövdesi olmayan çalılar gibi... Her dallanma noktası, bir türleşme olayı anlamına geliyor.


Soldaki evrim ağacı, evrimin fiiliyatta neye benzediğini gösteriyor. Tabandan itibaren okuyacak olursak, en tepeye varmadan sonlanan tür soyları yok olmuş olacak. Aynı anda var olan türlerin sayısı (biyoçeşitlilik), türleşmeyle yenileri eklendikçe ve yok oluşla var olanlar eksildikçe değişecek.

Sağdaki ağaç da aynı kuralları izliyor, ama tek farkla: burada türler ölmüyor. Genel görünüş bir söğütünkinden çok yabanmersini çalısına benziyor. Artık soldaki ağacın, fiili yaşamın tarihine dair daha düzgün bir tasvir olduğunu biliyoruz çünkü yok oluşun varlığına dair kâfi derecede kanıtımız var. Fakat evrim yok oluş olmaksızın işler miydi?

Muhtemelen işlerdi, ama iyi işlemezdi. Yok oluşsuz evrim birçok sorun demektir. En önemlisi biyoçeşitlilik üssel bir artış gösterecektir. Ne kadar fazla türün soyu vücut bulursa, daha fazla tür üretmek için o kadar fazla soy vücut bulur. Sistem çok geçmeden doyum noktasına ulaşacaktır: Yeni türlere yer olmayacağından türleşme duracaktır.

Doğal seçilim yoluyla adaptasyon, var olan türleri bilemeye ve işlemeye devam edecek; her türün daha fazla zamanı olacağından, göstereceği uyumun nihai niteliği de belki bugün tanık olduklarımızın bile üstünde olacaktı. İlk oluşan organizmalarda, bugün gördüklerimizden çok daha iyi yapılar evrimleşebilirdi...

Dolayısıyla, yok oluşsuz bir evrim sistemi hayal etmek mümkün; belki de bu sistem, uzaydaki başka gezegenlerde vardır. Fakat yok oluşun olmadığı bir dünya, yerküremizin ürettiği kadar çok biyolojik çeşitlilik üretebilir miydi? Trilobitler, balıklar, uçan sürüngenler, balinalar ve insanlar gibi farklı farklı organizmalar üretebilir miydi? Cevap muhtemelen hayır, fakat emin olamayız. Yok oluş, gelecek vaat eden soyları, sıklıkla da uyum sürecinin daha başında, ortadan kaldırır, fakat bu, evrimsel yeniliklere alan açar. Bu nedenle, en azından bizim dünyamızda yok oluş, yeni yaşam alanları ve yeni yaşam biçimleri keşfedebilecek farklı organizmalara durmaksızın yeni fırsatlar sunar. Yok oluş süreci, “çeşitlenme işini sürdürmek” ve geçmişte ve günümüzde, farklı yaşam biçimlerine ulaşabilmek için gerekli olabilir.

Bu anlatılanlar, yok oluşun evrim açısından gerekli bir bileşen olabileceğini düşündürüyor, fakat mesele bununla bitmiyor. Bu konuya gelecek bölümlerde döneceğiz; birçok şeyin, yok oluşun, kurbanlarını belirlerken rasgele mi yoksa seçerek mi davrandığına bağlı olduğunu göreceğiz.

David M. Raup - Yok Oluş


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır





Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM