BİR ŞEYTANIN PAPAZI

Richard Dawkins - Bir Şeytanın Papazı


Etik

Etikle ilgili bazı konulara zaten değindim. Bilimin, neyin etik olduğuna karar verebilecek yöntemleri yoktur. Bu bireylerin ve toplumun meselesidir. Fakat bilim sorulan soruları açıklayabilir ve kafa karıştırıcı yanlış anlamaları açıklığa kavuşturabilir. Bu genellikle 'Her iki fikri aynı anda savunamazsınız' şeklindeki yararlı tartışma türüne tekabül eder. 'Bilim ve Etik' ifadesinin daha sıra dışı bir yorumuna geçmeden önce beş örnek vereceğim.

Bilim size kürtajın doğru mu yanlış mı olduğunu söyleyemez fakat hissiz bir fetüsü hisli bir yetişkine kesintisiz bir şekilde bağlayan (embriyolojik) sürecin, insanları diğer türlere bağlayan (evrimsel) sürece olan benzerliği işaret edebilir. Eğer embriyolojik süreç daha kesintisiz görünüyorsa bunun tek nedeni evrimsel sürecin nesil tükenme olaylarıyla bölünmüş olmasıdır. Etiğin temel prensipleri, yok oluşun tesadüfi ihtimallerine bağlı olmamalıdır. Tekrar etmek gerekirse, bilim kürtajın cinayet olup olmadığını söyleyemez fakat kürtajın cinayet olduğunu, şempanzeleri öldürmenin ise olmadığını düşünüyorsanız kendinizle çelişiyor olabileceğiniz konusunda sizi uyarabilir. Her iki fikri aynı anda savunamazsınız.

Bilim bir insanı tamamıyla klonlamanın yanlış olup olmadığını size söyleyemez. Fakat size Dolly tipi bir klonun, aynı tek yumurta ikizi gibi olduğunu söyleyebilir. Yaşı farklı olsa bile. Size, eğer insanları klonlamaya karşı çıkmak istiyorsanız, 'Klon tam bir insan olmayacaktır' veya ' Klonun ruhu olmayacaktır' gibi iddialara başvurmamanız gerektiğini söyleyebilir. Bilim size herhangi birisinin ruhu olup olmadığını söyleyemez fakat eğer tek yumurta ikizlerinin ruhu varsa Dolly tipi klonların da olacağını söyleyebilir. Her iki fikri aynı anda savunamazsınız.

Bilim, 'yedek parça' üretmek amacıyla kök hücrelerin klonlanmasının yanlış olup olmadığını söyleyemez. Fakat sizi, kök hücre kopyalamanın ahlaki açıdan uzun zamandır kabul edilen başka bir şeyden ne farkı olduğunu açıklamaya davet edebilir: doku kültürü. Doku kültürü, on yıllardır kanser araştırmalarının dayanak noktası olmuştur. 1951 tarihinde (merhum) Henriata Lacks'tan alınarak başlayan ünlü HeLa hücre kalıtım zinciri, şu anda dünyadaki bütün laboratuarlarda üretilmektedir. California üniversitesindeki tipik bir laboratuar, üniversitedeki araştırmacılara rutin bir hizmet olarak günde 48 litre HeLa hücresi üretir. Dünyanın günlük toplam HeLa hücresi üretimi tonlarla ölçülebilir ve bunlar Henriatta Lacks'ın muazzam miktarda klonlarıdır. Seri üretimin başladığı yüzyıl ortasından bu yana kimse buna karşıymış gibi görünmüyor. Günümüzdeki kök hücre araştırmalarını durdurmak için olay yaratanlar neden HeLa hücrelerinin büyük miktarlarda yetiştirilmesine karşı çıkmadıklarını açıklamak zorundadırlar. Her iki fikri aynı anda savunamazsınız.

Bilim size yapışık ikizi 'Jodie' yi kurtarmak için 'Mary' i öldürmenin doğru olup olmadığını söyleyemez (veya ikizlerin her ikisinin de ölmesine izin verilmesinin). Fakat bilim size bebeği besleyen plasentanın bebeğin gerçek bir klonu olduğunu söyleyebilir. Herhangi bir plasenta için, görevi tamamlandığı zaman atılan, beslediği bebeğin 'ikizi' diye makul bir öykü oluşturabilirsiniz. Herkesin bildiği gibi kimse plasentasını Mary diye adlandırmaya özenmez fakat birisi çıkıp, kalbi veya akciğeri olmayan ve sadece az gelişmiş bir beyni bulunan bir Siam ikizine böyle bir isim verilmesindeki duygusal bilgeliği aynı şekilde sorgulayabilir. Ve eğer 'tehlikeli kaygan yol' ve 'bıçağın keskin ucu' deyimlerini hatırlatmak isteyen varsa, aşağıdaki konuyu düşünmelerini sağlayalım.

1998 yılında bir televizyon yemek uzmanı ekranda yeni bir gurme tabağı servis etti: insan plasentası. Gurme plasenta dilimlerini kızgın tavada soğanla kızarttı ve üçte ikisini püreyle karıştırdı. Kalanı konyak içine flambe edildi ve üzerine adaçayı ve ıhlamur suyu ilave edildi. İlgili bebeğin ailesi ve onların yirmi arkadaşı birlikte yemeği yediler. Baba o kadar lezzetli bulmuştu ki 4  porsiyon yemişti.

Bütün bu olay gazetelere bir parça acayiplik olarak yansıtıldı. Oysa tehlikeli kaygan yollardan endişelenenler bu televizyon şovunun neden yamyamlık olarak adlandırılmayacağını kendilerine sormalıdırlar. Yamyamlık bizim en eski ve en derin tabularımızdan biridir ve 'tehlikeli kaygan yol' veya 'bıçağın keskin ucu' tarzı argümanların savunucusu, bu tabunun en ufak ihlalinde bile endişe duysa iyi eder. Öyle sanıyorum ki televizyon yöneticileri, plasentanın bebeğin gerçek bir klonu olduğunu bilecek kadar bilimden anlasalardı, yemek asla yayınlanmazdı, özellikle de Dolly'nin ateşlediği klon tartışmalarının dorukta olduğu bir zamanda. Her iki fikri aynı anda savunamazsınız.

Bilim ve etik meselesi ile ilgili daha özel bir yaklaşımla bitirmek istiyorum: bilimsel gerçeğin kendisinin etik açıdan ele alınması. Yasaların iftiraya karşı bireylere sağladığına benzer bir korumaya bazen objektif gerçeklerin de ihtiyacı olduğu fikrini öne sürmek istiyorum. Veya en azından tüketiciyi koruma kanunları daha yaratıcı olarak kullanılmalıdır. İlk olarak, Prens Charles'ın kamu parasını 'alternatif tıbbın' araştırılması için kullanılması ricasına bakarak bu konuda bir şeyler söyleyeceğim.

Eğer bir ilaç firması, haplarının baş ağrısını iyileştirdiği şeklinde reklam yapıyorsa, hapların gerçekten de baş ağrısını iyileştirdiğini çift kör kontrollü deneylerle ispatlaması gerekir. Tabii ki çift körün anlamı, deneyin sonuna kadar ne deneklerin ne de deneycilerin hangi deneğe gerçek ilacın hangisine plasebonun (ilaç süsü verilmiş etkisiz madde) verildiğini bilmemesidir. Eğer haplar bu testi geçemezse (eğer büyük bir gayretle yapılmış sayısız deney hapların, etkisiz plasebodan daha iyi olduğunu ispatlayamazsa) şirketin tüketici hakları mahkemesi tarafından yargılanma tehlikesi ile yüzleşeceğini tahmin ediyorum.

Homeopatik ilaçları büyük bir sektör oluşturur, çeşitli şekillerde etkili olduklarının reklamı yapılır ama yine de herhangi bir etkileri olduğu hiçbir zaman kanıtlanmamıştır. Yararlarına şahit olanlar her yerde yaygındır fakat bu durum plasebo etkisinin ünlü gücü yüzünden anlamsız bir kanıttır. Bu tam da 'geleneksel' ilaçların neden çift kör deneylerle kendini ispatlamak zorunda olduğunun cevabıdır.

'Alternatif tıp' olarak adlandırılan her şeyin homeopati kadar işe yaramaz olduğunu ima etmek istemiyorum. Bütün bildiğim, bazılarının işe yarama ihtimalinin olduğudur. Fakat işe yaradıkları çift kör deneylerle veya diğer eşdeğer deney tasarımlarıyla ispatlanmalıdır. Ve eğer testi başarıyla geçerlerse artık bunlara 'alternatif' demek için de bir sebep kalmamış olur. Normal tıp, bunları basitçe kendi aralarına alacaklardır. Ünlü gazeteci John Diamond'un dokunaklı bir şekilde (kanserden ölmekte olan çoğu hasta gibi, o da akla yakın gelen şarlatanlıklar silsilesinin acımasızca uyandırdığı son derece yanlış umutlar taşıyordu) The Independent'te geçenlerde yazdığı gibi:

Alternatif ilaç diye bir şey gerçekte yoktur, sadece işe yarayan ve yaramayan ilaç vardır... Tıpkı Battersea'den Chelsea'ye Thames nehrini geçmeden gitmenizi sağlayacak bir alternatif Londra haritası olmadığı gibi 'alternatif' fızyoloji veya anatomi veya sinir sistemi de yoktur.

Fakat bu son bölüme daha radikal ifadelerle başladım. İftira kavramını, belirli bireyleri yaralamasa da gerçeğin kendisini yaralayabilecek yalanları da dahil edecek şekilde genişletmek istedim. Yirmi küsur yıl önce, daha Dolly bu işin mümkün olduğunu göstermeden çok önce, Güney Amerika'daki bir zengin adamın, kendisini kod adı Darwin olan bir bilim adamına klonlattığını iddia eden, oldukça ayrıntılı bir kitabı yayınlandı. Bir bilim kurgu eseri olarak karşısında söylenecek bir şey olamazdı fakat kitap gerçek bir olaymış gibi lanse edildi. Yazara ve yayıncıya, Dr. Derek Bromhall tarafından, kitapta sözlerinin alıntı yapılarak bir bilim adamı olarak ününün zedelendiği suçlamasıyla dava açıldı. Benim değinmek istediğim nokta, Dr Bromhall'a ne gibi bir zarar verildiği veya verilmediğinden öte, çok daha önemli olan, bilimsel gerçeğin kendisine verilmiş olan zarardır.

O kitap hafızalarda silindi ve ben onu sadece bir örnek olarak verdim. Açıkçası bilimsel gerçeğin her türlü kasıtlı tahribatı ve saptırılması için bir ilke oluşturmak istedim. Neden bir kitabı evren hakkında sebepsiz yere yalanlar uydurduğu için soruşturabilecekken, soruşturma için önce Derek Bromhall kendisinin kişisel zarara uğradığını ispatlamak zorundadır? Aşikar olacağı üzere bir avukat değilim ama eğer olsaydım, soruyu belirli kişilerin zarara uğrayıp uğramadığına indirgemek yerine gerçeğin kendisini savunmayı tercih ederdim sanırım. Şüphesiz ki o zaman bana bir mahkemenin bu işin yeri olmadığı söylenecekti (tabi ki ikna olacaktım). Fakat daha geniş bir dünya anlayışı ile bakarsak, eğer benden Bilimin Halkça Anlaşılması Profesörü olarak rolümü tek bir ifade ile tanımlamam istenirse sanırım Tarafsız Gerçeğin Avukatı terimini seçerdim.

Richard Dawkins - Bir Şeytanın Papazı


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.





Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM