Büyük Patlamanın Işığı

Marcus Chown - Büyük Patlamanın Işığı


Gizemli Sarmal Bulutsu

Hubble uzak yıldızları keşfetmekle, 20. yüzyılın ilk dönemleri boyunca sürecek olan ateşli bir gökbilimsel tartışmayı başlatmış oldu. Konu, Andromeda'nın en geniş ve teleskoplarla en rahat incelenebilen türü olduğu sarmal bulutsuların doğasıydı.

Sarmal bulutsular, teleskop kullanan ilk gökbilimciler neslinin, aletlerinin gökyüzünde kullanımı konusunda ciddi şekilde uğraş verdiği 18. yüzyılda keşfedilmişti. Bu ilk gökbilimcilerin tutkusu kuyrukluyıldız avıydı, bu nedenle gökyüzündeki pek çok bulanık ışık beneğinin kuyrukluyıldızla karıştırılabileceğini fark ettiklerinde sinirleri bozuldu. l784'te Fransız gökbilimci Charles Messier bu gök parazitlerinin en parlaklarının konumlarını katalog olarak yayımlayarak kuyrukluyıldız avcısı arkadaşlarına değerli bir hizmette bulunacaktı.

Messier'in özgün kataloğu çoğu sarmal formda olanlardan oluşan 103 bulutsu nesne içerir. Listenin 31. sırasında Andromeda'daki Büyük Bulutsu vardır. Messier'in listesinde kuyrukluyıldıza en az benzeyen bu bulutsu, nereye bakacağınızı bildiğiniz takdirde çıplak gözle dahi görebileceğiniz, aydan yaklaşık altı kat daha büyük, bulanık bir göksel nesnedir. Bugüne kadar gökbilimciler onu Messier-31 ya da kısaca M-31 diye adlandırdılar.

Sarmal bulutsuların doğası hakkındaki ateşli tartışma evrenin büyüklüğü konusuna ayrılmaz bir biçimde bağlıdır; çünkü sarmal bulutsular pek çok gökbilimcinin iddia ettiği gibi kızgın gaz bulutları iseler, Dünya'nın yakınlarında bulunmaları gerekir. Kızgın gaz, büyük uzaklıklardan görülebilecek kadar parlamaz. Diğer gökbilimciler, sarmal bulutsuların Dünya'dan çok çok uzaklarda bulunan devasa adalar olduğunu iddia ediyordu. Kızgın gaz bulutu gibi görülmelerinin nedeni, aradaki uzaklığın yıldızları bulanıklaştırmasıydı.

O zamanlar dahi, Güneş'in Samanyolu isimli bir yıldız sistemine dahil olduğu bilinmekteydi. Samanyolu, şekli CD'yi andıran düz ve yuvarlak bir yıldız kümesidir. Geceleri gökyüzüne gerilmiş sisli bir şeride benzer; bunun sebebi de galaksiyi içerisinde bulunduğumuz konumdan görüyor olmamızdır. 20. yüzyılın başlarında pek çok gökbilimci, Samanyolu'nun tüm evren olduğuna ve sınırları ötesinde hiçbir şey bulunmadığına inanıyordu. Sarmal bulutsular Samanyolu'nun dışındaysa bu iddia çürütülecekti.

Hubble, Andromeda'da yıldızların bulunduğunu keşfettiğinde, ona bunlar Samanyolu sınırlarının ötesindeymiş gibi göründü; ama tam uzaklıklarını hesaplamadan kesin konuşması mümkün olmayacaktı.

Neyse ki Hubble, Andromeda yıldızları arasında Sefe (Cepheid) adı verilen ve zor bulunan bir yıldız türü tanımlamıştı; bu da sorunu tamamen çözmesini sağlayacaktı.

Bir gökbilimci için Sefe bulmak, uçsuz bucaksız bir sahilde gezerken kumda parlayan bir avuç dolusu mücevher bulmaya benzer; çünkü herhangi bir yıldızın uzaklığını hesaplamak imkansızken Sefe'ler için bu her zaman mümkündür. İki yıldız görürseniz ve biri diğerinden daha parlaksa, birinin diğerinden daha mı parlak, yoksa bize daha mı yakın olduğunu söylemek imkansızdır. Fakat Sefelerin gerçekte ne kadar parlak olduğunu söylemek mümkündür. Yani gökbilimci biri diğerinden daha parlak iki Sefe görürse, parlak olanın bize daha yakın olduğunu kesin olarak söyleyebilir.

Marcus Chown - Büyük Patlamanın Işığı


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM