Cinsi Adetler Tarihi

Richard Lewinshon - Cinsi Adetler Tarihi


Onanizm (istimna) ve sünnet

İnsanlar, Hiyeroglif ile çivi yazısını çözmeyi öğreneliden beri, eski İbranilerin cinsel hayatının, komşularınınkinden büyük farkı olmadığı meydana çıkmıştır. Ahlâk düzenleri, kötülükleri, yasakları ve dini yasalarının, Babil, Asur ve Mısır’dakilerle temelde bir olduğu görülmektedir. Evli kadın ve erkek arasındaki ilişkiye karşı İbranilerin davranışı, Hamurabi külliyatındaki davranışla hemen hemen aynıdır, ancak İbranilerde ataerkil etken daha güçlüdür. Aile başkanının, karısı ve çocukları üstünde hemen hemen sınırsız bir tasarruf hakkı vardır.

Evliliğin amacı üretimdir. Çocuk üretilmiyorsa, görevini yerine getiremediğine göre feshedilebilir.

Bekârlık açıktan açığa yasak edilmiş değildir, ama tabiî olarak görülmemektedir. Sadece belli bir durumda, bir erkeğin evlenmesi şarttır: bir ağabey erkek çocuk doğurtmadan ölecek olursa, küçük kardeşinin, dul kalan ağabeyinin karısıyla, evlenmesi gerekir. Levirate (kocanın kardeşi) denen bu türlü zorunlu evlenme, ilkel toplulukların çoğunda vardır. Yahudiler bunu pek sıkı olarak uyguluyorlardı. Bununla birlikte, evlenmek zorunda olan adam için her zaman hoş bir şey değildi, üstelik, böyle bir evlilikten doğan oğullar, ölü kardeşin meşru çocukları sayılıyordu. Küçük kardeş, böylece doğurtanın sadece fizyolojik rolünü oynamış oluyordu ki, bundan ikide bir kaçınılıyordu.

Eski Ahid’de, Onan ile Thamar’ın tuhaf hikâyesi vardır. Yehuda’nın oğlu Er, Tanrı tarafından, işlemiş olduğu bir günah yüzünden cezalandırılır, kardeşi Onan’ın ise, dul kalan Thamar ile evlenmesi gerekir, ama buna karşı çıkar. Thamar ile birlikte yatmak üzere odaya girince, tohumunu kardeşinin sülâlesinin devamı için vereceğine, yere akıtarak kendinin namusunu olsun, ailenin namusunu olsun kirletmiştir, işlediği suç yüzünden, Tanrının gazabına uğrayarak can vermiştir. Kitab-ı Mukaddesteki hikâyede, bunun, bir istimna sonucu mu, yoksa yarıda bırakılan bir cinsel birleşme (coitus interruptus) yüzünden mi olduğu belli değildir, ama sonraki nesiller, birinci ihtimali kabul etmişlerdir, her iki cinsteki istimnaya da bugün Onanizm denmektedir.

On Emir’deki “Zina yapmayacaksın" ile “Komşunun karısına göz dikmeyeceksin” emirleri Musa’dan önce dahi pek sıkı olarak uygulanmaktaydı; ancak suya atma cezası Babil’dekinden daha az sıkıydı. Zina sanığı bir kadın hemencecik suya atılmazdı: ilkin, hiç de tatlı olmayan bir çeşit su içirilirdi. Karnı şişerse, suçlu saydırdı. Bununla birlikte, Babil’deki gibi dedikodulara karşı korunmaktaydı, asılsız bir itham da ölüm cezasıyla cezalandırılırdı. Banyoda Suzan'ın iffetine saldırmağa yeltenip de, bir şey elde edemeyen iki yaşlı adamın, kadının aleyhine iddiada bulunduğu tesbit edildiğinde, bu iftiralarım hayatlarıyla ödemiştiler. Tintoretto, Rubens, Rembrandt ve başkalarının resimlerinde görünenden daha ağır sonuçlar doğurmuştur bu hikâye.

Yahudiler, zekâya, güzellik ve iffetten daha çok önem verirlerdi. Bu bir erkek ayrıcalığı değildi. Yahudiler, erkeklerin üstün olduğu bir toplumdu, bununla birlikte, zekâsı üstün olan kadınlar, toplumun en yüksek mevkilerine kadar çıkabilirlerdi. Bunun en iyi bilinen örneği, Yahudilerin Jan d’Ark’ı, kadın peygamber Deborah idi, Kanaan savaşında duraksayanları teşvik ederek Kanaanlıların kralı Sisera’yı yenmişti. Deborah vatandaşları tarafından bir yargıç olarak tanınırdı, yani bir hükümet üyesi gibi görülürdü.

Deborah görev ve mevki icabı bir peygamberdi. Eski Yahudi toplumunda bir kadının ulaşabileceği en yüksek mevkiydi bu. Yahudi dininde, eski Doğunun başka halk topluluklarınkinden ayrı olarak rahibeler yoktu, olsa olsa aşk rahibeleri olmuş olabilir. Kulanparalığın genel olarak yasak edilmiş olmasına ve peygamberlerin bağırıp çağırmalarına rağmen, tapınak fuhuşu İsrail’den hiç bir zaman tamamıyla kalkmamıştır. Babil’deki gibi erkek ve kadın “aziz”ler vardı - bunlara Gedesim ile Gedesot derlerdi. Ama kendilerinden beklenen hizmet, Yahvenin tapınağında, İştar’ın türbelerindekinden görünürde daha az olduğundan, fahişeler, yolcuların yararına, işlerini kasabalarda da yapmaktaydılar. Toplum tiksintiyle bakardı bunlara.

Yahudilerin cinsel hayatındaki başka etkenler Mısır'dan gelmişti. Bu arada sünnet de vardır, iki bin yıl süresince Yahudilere küfür etmek için kullanılan bu ameliyat, aslında (bugün de bazı yerlerde) bir ilerlemeyi ifade etmektedir. Bilimciler bu ameliyatın esas anlamı üstünde henüz anlaşmış değillerdir. Bazıları üst derinin kesilmesini, insan kurban edilen günlerdeki âdetlerden kalmış bir şey gibi görmektedir. Bu durumda, St Augustine’in tahminine göre, atalarının günahlarıyla yüklü olarak dünyaya gelen çocuğu bir arıtma, yolu olmaktadır. Başka bilimcilere göre her delikanlının, oymağının, ya da topluluğunun tam bir üyesi olabilmesi için geçirmesi gerektiği bir cesaret denemesidir. İmkânsız görünen tek bir açıklama var sadece, o da Yahudilerin sünnete, kendilerini başkalarından ayırmak için başvurmuş olmalarıdır.

Sünnet, Kitab ı Mukaddesin zamanlarında ayırıcı bir belirti olamaz çünkü, Yahudilerin temas, ettikleri kimselerin kendileri de sünnetliydi. Mısır’dayken Yahudiler sünnetsiz oluşlarını bir sakınca gibi gördüler. Sünnet bir Mısır buluşu değildi: kuzey oymaklarından tutun da, Ottanto’lara kadar, özellikle de tropikal bölgelerde olmak üzere, bütün Afrikada uygulanan bir şeydi. Mısırlı rahip doktorlar, onuru olan hiç bir kimsenin kaçınamayacağı bir temizlik vasıtası haline getirmişlerdi sünneti. Üst derisini kestirmeyene, barbar diye bakıyorlardı - saçını ve sakalını kesmeyen kimselerden daha aşağı görürlerdi onları. Saray tarafından himaye gören Musa’nın, okumuş çevrelere girdiğinde - Mısır kaynaklarına göre bir zamanlar Heliopolis’te rahiplik de etmiştir - sünnetin faydasına ve gerekliliğine gönülden inanmadığı bellidir. Kitab ı Mukaddes, Musa’nın kendisini sünnet ettirmeğe hiç bir zaman yanaşmadığını defalarca belirtir. Oğlu sünnet edilmiştir, ama ameliyatı kendi tarafından değil, Midia’nın bir rahibinin kızı olan karısı Zipporah tarafından yapılmıştır.

Ancak Musa’nın ölümünden sonra Yoşara bütün Yahudilerin sünnet edilmesi için genel bir emir vermiştir. Boyun eğilmesini sağlamak için, atalarından örnekler getirmiştir. Hazreti İbrahim’in bu âdeti getirmiş olduğunu, ama çoktan unutulmuş olduğundan “yenilenmesi” gerektiğini ilân etmiştir. Çağdaş yüksek eleştirmeye göre, eski metinlerde olmayan bu sözler sonradan metine sokulmuştur; ama filologların yardımı olmasa bile, sünnetin bir Mısır âdeti olduğu açıktır. Hazreti İbrahim, Babil’in güneyinde bir taşra şehri olan Ur’da doğmuştu, sünnetse Babil İmparatorluğunda genel olarak uygulanmamaktaydı; ama Mısır’da bulunmuştu ve ancak bu ziyaretinden sonradır ki, kendi olsun, evindeki öteki erkekler olsun bu ameliyata tâbi tutuldular. Ataerkillik çağında bile, ne ulusal, ne de ille de dinsel bir buyruktu bu, sadece başka ırktan olan esirlerin ve hattâ Hazreti İbrahim’in konukseverliğinden faydalanan dostlarının da boyun eğmek zorunda olduğu, toplumsal bir zorunluluktu. Bir temizlik şartıydı, dolayısıyla da dinsel bir havaya bürünmüştü, çünkü temizlik imandan geliyordu.

Yoşua zamanındaki görüş hâlâ böyleydi. Yahudiler sünnet edilmekten gurur duyuyorlardı, kendileri de, aynı sebepten dolayı eskiden Mısırlılar tarafından horgörüldüklerinden, sünnetsiz Filistinlileri aşağı görüyorlardı. Bununla birlikte, yavaş yavaş, birçok doğulu ulus, görünüşe bakılırsa, başta Fenikeliler olmak üzere sünneti bıraktılar. Yahudiler dağılmalarından sonra bile sünneti bırakmadı, daha uygar topluluklara girme ve uyma belirtisi olan sünnet âdeti sünnetsizlerce, barbarca bir atacılık diye, horgörülen bir ırk özelliği haline geldi. Ama bu fikir bile sonsuzca sürmedi. Hitler’in izleyicileri sünnetlilerle alay ederken, Batı ülkelerindeki tıp yetkilileri sünnetin büyük sıhhî faydasını görmüşlerdi, bugünse Birleşik Amerika’daki kliniklerde doğan erkek çocukların yüzde seksenbeşi din ve ırk gözetilmeksizin doğar doğmaz sünnet edilmektedir.

Richard Lewinshon - Cinsi Adetler Tarihi


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM