Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi

Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi - Cilt 1


11. Yenebilir Bitkilerin Evcilleştirilmesi: Köken Mitleri

Köylerin tarımın keşfinden önce varolduğu 1960'tan beri biliniyor. Gordon Childe'ın "neolitik devrim" adını verdiği olgu, MÖ 9000 - 7000 arasında aşamalı olarak gerçekleşti. Kısa bir süre öncesine kadar, düşünüldüğünün aksine buğdaygillerin ekimi ve hayvanların evcilleştirilmesinin çömlekçilik üretiminden önce geldiğini de biliyoruz. Gerçek anlamıyla tarım, yani tahıl ekimi Güneybatı Asya ve Orta Amerika'da gelişti. Yumruların, köklerin ve köksapların bitkisel üremesine bağlı olan "bitki ekimi" nin Amerika'nın ve Güneybatı Asya'nın nemli tropikal ovalarında ortaya çıktığı anlaşılıyor.

Bitki ekiminin antik çağı ve tahıl ekimiyle ilişkileri henüz yeterince bilinmiyor. Bazı etnologlar bitki ekiminin tahıl ekiminden daha eski olduğunu kabul etme eğiliminde; diğerleri ise aksine bitki ekiminin tarımın daha yetersiz bir taklidini oluşturduğu kanısında. Bu konudaki az sayıda kesin bulgudan birini Güney Amerika'da yapılan kazılar sağladı. Venezuela'daki Rancho Peluda ovalarında ve Kolombiya'daki Momil'de mısır ekimi katmanının altında bir manyok ekiminin kalıntıları keşfedildi; demek ki bu bitkinin ekimi daha eskiye aitti. Kısa bir süre önce bitki ekiminin eskiliğinin yeni bir kanıtı Tayland'da gün ışığına çıkarıldı: Bir mağarada ("Hayaletler mağarası") yetiştirilmiş fasulyeler ve tropikal bitki kökleri toprağa gömülmüştü; yapılan karbon analizleri bunların y. MÖ 9.000'e tarihlendirilebileceğini gösteriyordu.

Tarımın keşfinin uygarlık tarihindeki önemi üzerinde fazla durmaya gerek yok. İnsan kendi besininin üreticisi olunca, atalarından kalma davranış biçimini değiştirmesi gerekti. Öncelikle daha paleolitik çağda keşfedilmiş zamanı hesaplama tekniğini mükemmelleştirmeliydi. Artık kaba bir ay takviminin yardımıyla gelecekteki bazı tarihlerin doğruluğundan emin olmak ona yetmiyordu. Bundan böyle ekici, uygulamaya geçmeden aylar öncesinden başlayarak tasarılarını geliştirmek, daha ileri bir tarihte elde edilecek sonuca, yani mahsule ulaşmak için bir dizi karmaşık etkinliği kesin bir sıraya göre uygulamak zorundaydı; üstelik gelecekteki bu sonuç ilk zamanlar hiç de kesin değildi. Ayrıca bitki ekimi eskisinden daha farklı yönlendirilen bir işbölümünü gerektirdi, çünkü geçim araçlarının sağlanmasındaki başlıca sorumluluk artık kadınlara düşüyordu.

Tarımın insanlığın dinsel tarihi açısından getirdiği sonuçlar da en az bu kadar önemliydi. Bitkilerin evcilleştirilmesi eskiden erişilemeyen bir varoluşsal durum yarattı ve dolayısıyla kimi değerleri altüst edip, kimi yeni değerler yaratarak önneolitik insanın manevi dünyasını kökten değiştirdi. Biraz ileride tahıl ekiminin zaferiyle gelen bu "dinsel devrim"i çözümleyeceğiz. Şimdilik iki tarım türünün kökenini açıklayan mitleri hatırlatalım. Yenilebilir bitkilerin ortaya çıkışını ekicilerin nasıl açıkladığını öğrenirken, aynı zamanda onların tavırlarının dinsel gerekçelerini de öğrenmiş olacağız.

Köken mitlerinin çoğunluğu ya bitki ya da tahıl eken ilkel halklardan derlendi. (Evrim geçirmiş kültürlerde bu mitlere az rastlanır veya bunlar kimi zaman köklü bir yeniden yoruma uğratılmıştır). Yaygın bir izleğe göre, yumrulu bitkiler ve meyvesi yenilebilir ağaçlar (hindistancevizi ağacı, muz ağacı vb) öldürülmüş bir tanrıdan doğmuşlardı. Bu konuda en meşhur örnek Yeni Gine adalarından Ceram'dan gelmiştir: Yarı-tanrı bir genç kızın, Hainuwele'nin parçalanmış ve gömülmüş bedeninden o zamana dek bilinmeyen bitkiler, ilk başta da yumrulu bitkiler biter. Bu ilk cinayet insanlık durumunu kökten değiştirmiş, çünkü cinsellik ve ölümü getirmiş ve hala geçerli dinsel ve toplumsal kurumları oluşturmuştur. Hainuwele'nin öldürülmesi yalnızca bir "yaratıcı" ölüm değildir, tanrıçanın insanların hayatında ve hatta ölümlerinde sürekli var olmasını sağlamaktadır. Onun bedeninden çıkan bitkilerle beslenmek aslında tanrısallığın özünden beslenmek anlamına gelmektedir.

Bu köken mitinin paleolitik ekicilerin dinsel hayatı ve kültürü açısından önemi üzerinde fazla durmayacağız. Bütün sorumlu etkinliklerin (erginlenme törenleri, hayvan veya insan kurbanları, yamyamlık, cenaze törenleri vb) gerçekte ilk cinayeti anma törenleri olduklarını söylemekle yetineceğiz. Tarımcının varoluşunu sağlayan ve tamamen barışçı çalışmasını bir cinayetle birleştirmesi anlamlıdır; avcı toplumlarında kan dökmenin sorumluluğu ötekinin, yani bir "yabancı" nın sırtına yüklenir. Avcının bu tavrı anlaşılmaktadır: Öldürülen hayvanın (daha doğrusu "ruhunun") intikamından korkmakta veya Yabanıl Hayvanların Efendisi'nin karşısında kendini aklamaktadır. Paleolitik ekicilere gelince, ilk cinayet miti kuşkusuz insan kurbanı gibi kanlı ayinleri ve yamyamlığı doğrulamaktadır, ama bunun ilk dinsel çerçevesini belirlemek güçtür.

Benzer bir mitolojik izlek, besleyici bitkilerin - gerek yumrulu bitkiler gerekse tahıllar - kökenini, bir tanrının ya da mitolojik bir atanın dışkı ve kirlerine bağlar. Bu besinlerden yararlananlar, onların tiksinti verici kaynağını keşfedince, söz konusu tanrıyı öldürürler; ama onun öğütlerine uyarak bedenini parçalar ve parçaları gömerler. Yenilebilir bitkiler ve diğer tarım unsurları (tarım aletleri, ipek böcekleri vb) onun cesedinden biter.
.
Bu mitlerin anlamı açıktır: Yenilebilir bitkiler, bir ilahın bedeninden türediklerine göre (çünkü dışkılar ve kirler de ilahi öze dahildir) kutsaldır. Beslenen insan son tahlilde tanrısal bir varlığı yemektedir. Yenilebilir bitki, hayvanların aksine dünyada "verili" değildir, bu örnekte ilkel bir dramatik olayın, bir cinayetin ürünüdür. Bu besin teolojilerinin sonuçlarını ileride göreceğiz.

Alman etnolog E. Jensen, Hainuwele mitinin paleolitik çağın yumrulu bitki ekicilerine özgü olduğu kanısındaydı. Tahıl tarımının kökenine ilişkin mitler ise ezeli hırsızlığı sahneye taşırlar: Tahıllar vardır, ama göktedir, tanrılar tarafından kıskançlıkla korunmaktadır; uygarlık taşıyıcısı bir kahraman gökyüzüne çıkar, birkaç tohum ele geçirir ve insanları bunlarla ödüllendirir. Jensen bu iki mitoloji türüne, "Hainuwele" ve "Prometheus" adlarını veriyor ve onları sırasıyla paleolitik ekiciler (bitki ekimi) uygarlığı ve tam anlamıyla tarım uygarlığıyla (tahıl ekimi) ilişkilendiriyordu. Bu ayrımın doğruluğuna kuşku yoktur. Bununla birlikte iki tür köken miti arasındaki ayrım Jensen'in düşündüğü kadar katı değildir; çünkü birçok mit tahılların ortaya çıkışını öldürülen bir ilk varlıktan hareketle açıklar. Tarımcıların dinlerinde tahılların kökeninin de ilahi olduğunu ekleyelim; tahılların insanlara hediye edilmesi kimi zaman gökyüzü (veya hava) tanrısı ile Yeryüzü Ana arasındaki bir kutsal evliliği (hieros gamos) veya cinsel birleşmeyi, ölümü ve dirilişi içeren mitolojik bir dramla ilişkilendirilir.

Mircea Eliade - Dinsel İnançlar ve Düşünceler Tarihi - Cilt 1


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM