Dünya Dışı Uygarlıklar

İsaac Asimov - Dünya Dışı Uygarlıklar


BÖLÜM İKİ

AY

EVRELERİ

Eğer çevremize, onunla ilgili hiçbir bilgiye sahip olmadan baktığımızı varsayarsak, yeryüzünü var olan biricik dünya olarak düşündüğümüz için bağışlanabiliriz. Öyleyse insanları başka dünyaların var olduğu düşüncesine iten neydi?

Bu, “Ay” dı.

Gökyüzündeki cisimlerin egemen niteliği onların parıltısıdır. Yıldızlar küçük ışık kıvılcımlarıdır. Gezegenler bu ışık kıvılcımlarının biraz daha büyükleridir. Güneş, yuvarlak bir ışık parıltısıdır. Arasıra düşen göktaşları kısa süreli ışınlar verirler. Zaman zaman gelen kuyruklu yıldızlar da düzensiz ve puslu ışınlar verirler.

Gökcisimlerini, kendisi karanlık olan ve hiçbir ışık vermeyen Dünya'dan ayırt eden şey, ışıktır.

Muhakkak ki ışık yeryüzünde ateş şeklinde üretilebilir ama bu, gökteki ışıktan tümüyle farklıdır. Yeryüzü ateşi yakıtla sürekli olarak beslenmelidir yoksa sönüp gider, oysa gökteki ışık değişmeden ebediyen kalır.

Gerçekte, Yunan filozofu Aristoteles (İ.Ö. 384-322) bütün öteki gökcisimlerinin Dünya'yı oluşturan unsurlardan farklı, ether denilen bir maddeden meydana geldiğini söyler. Ether sözcüğü Yunanca parıldamaktan gelir. Gökcisimleri parıldıyor, Dünya ise parıldamıyordu ve bunun böyle olduğuna inanıldığı sürece yalnız bir tek dünya vardı; üzerinde yaşamın var olduğu katı, karanlık bir nesne. Diğer parlayan nesnelerin üzerinde yaşam var olamazdı.

Ay, bir istisnadır. Ay, düzenli ve çıplak gözle görülebilir şekilde biçim değiştiren bir gökcismidir. Ayrıca bu değişik biçimleri (evreleri) özellikle dikkatleri çekmektedir ve peşpeşe gelen gündüz ve geceden sonra, olasılıkla ilk insanların ilgisini çeken ilk astronomik değişiklik olmuştur.

Ay, evrelerindeki değişikliği 29 gün gibi kısa bir sürede tamamlar ve bu, oldukça uygun uzunlukta bir zamandır. Tarih öncesinin çiftçi ve avcısı için mevsimlerin devri (yıl) çok önemliydi ama mevsimlerin ortalama 365 ya da 366 günde bir tekrar ettiğine dikkat etmek güçtü. Bu rakam izlenemeyecek kadar büyüktü. Her yeni Ay'dan diğerine 29 ya da 30 gün saymak, sonra da her yıl için 12 ya da 13 yeni Ay saymak çok daha basit ve pratikti. Mevsimleri izlemek için Ay'ın evrelerine göre bir takvim düzenlemek ilk astronomik gözlemlerin doğal bir sonucuydu.

Alexander Marshak, 1972'de yayınlanan Uygarlığın Kökleri adlı kitabında, kaydı tutulan tarih devirlerinin başlamasından önce ilk insanların yeni Ay'ları taşlara işaretlediklerini ikna edici bir şekilde ileri sürer. Gerald Hawkins, Stonehenge'in Sırrı adlı kitabında, Stonehenge'in yeni Ay'ı izlemek ve dolunay zamanı arasıra oluşan Ay tutulmalarını tahmin etmek için inşa edilmiş tarih öncesi bir gözlemevi olduğunu iddia eder. (Ay tutulması, insanların mevsimlerin dönüşümünü sayesinde izledikleri Ay'ın ürkütücü ölümüydü. Bunun meydana geleceği zamanları önceden bilmek korkuyu azaltıyordu.)

Büyük bir olasılıkla insanları astronomiye zorlayan, Ay'ın evreleri üzerine bir takvim kurmanın pratik gerekliliği olmuştur. Buradan doğal olayların genel bir gözlemine geçilmiş, bundan da sonuçta bilim doğmuştur.

Bana öyle görünüyor ki, evre değişimi gerçeği son derece yararlıydı ve bu, hayırsever bir ilahın varlığı düşüncesini kuvvetlendirmeden edemedi. Bu ilah insanlara olan sevgisi dolayısıyla, gökyüzünü, insanların uygun şekilde yiyecek temin edebilmeleri için. bir takvim haline getirmişti.

İlk kültürlerin pek çoğunda her yeni Ay, dini bir festivalle kutlanırdı ve takvimle ilgilenme işi rahiplerin ellerine bırakılmıştır. Takvim (Calendar) sözcüğü Latince ilan etmek'ten gelir, çünkü her ay, yeni Ay'ın gelişinin rahiplerce resmen ilan edilmesiyle başlardı. Böylece, insanın dini gelişiminin büyük bir kısmını, Tanrı'nın kaprisli bir tirandan çok hayırsever bir baba olarak görülmesini, Ay'ın yüzeyindeki değişimlerle yorumlayabiliriz.

İlaveten, Ay'ın yakından incelenmesi olayı insanların günlük yaşamlarını desteklemekte öylesine önemliydi ki, bunun sonucu, diğer gökcisimlerinin de bu bakımdan önemli olabileceği inancına varıldı. Ay'ın görünüşü, bu bakımdan, astrolojinin ve dolayısıyla mistisizmin diğer şekillerinin gelişmesine katkıda bulunmuştur.

Ama bütün bunlara ilaveten (ve eğer Ay, bilimin, dinin ve mistisizmin doğuşuna neden olduysa ondan daha fazlası pek beklenemezdi) Ay, dünyaların çokluğu ve Yer'in pek çok dünyadan ancak biri olduğu kavramının doğmasına yol açtı.

İnsanlar, geceden geceye Ay'ın evrelerini izlemek üzere ona baktıklarında, Ay'ın gerçekten şekil değiştirdiğini düşünmek doğaldı. İnce bir hilal olarak doğuyor, tam bir ışık çemberi halini alıyor, sonra yine hilal halinde eriyip yok oluyordu. Her yeni Ay, kelimenin tam anlamıyla yeni bir Ay'dı, yepyeni bir yaratılış.

Bununla birlikte daha ilk zamanlarda hilalin uçlarının Güneş'in ters yönünü gösterdiği açıkça görüldü. Yalnızca bu bile Güneş'le Ay'ın evreleri arasında bir ilişki bulunduğunu göstermeye yetti. Bu kavram bir kez yerleşince, yapılan gözlemler, evrelerin, Güneş'le Ay'ın göreceli konumlarından kaynaklandığını ortaya koydu. Güneş ve Ay gökte birbirlerinin tam tersi pozisyonlarında bulunduklarında dolunay, birbirlerinden 90 derece ayrı oldukları zamansa yarımay oluşuyordu. Hilal hali, Ay'ın Güneş'e yaklaşması sonucu meydana geliyordu.

Eğer Ay, Yer gibi karanlık bir küreyse ve yalnızca üzerine düşen Güneş ışınlarının yansımasıyla parlıyorsa, gözlemlenen evreleri geçireceği apaçıktı. Bu düşünce doğdu ve sonunda Ay'ın, Yer gibi karanlık bir kütle olduğu ve parlayan ether maddesinden oluşmadığı kabul edildi.

İsaac Asimov - Dünya Dışı Uygarlıklar


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM