Dünya Tarihi

Clive Ponting - Dünya Tarihi


1. 5 Beyinler ve Dil

Australopithecus afarensis'i Homo sapiens'ten ayıran, neredeyse 4 milyon yıl boyunca insan evriminin en temel özelliği olmuş, beyin hacmindeki yoğun ve görece hızlı büyümedir. Bu özellikleri kafataslarını ölçerek tespit etmek kolaydır; değişikliklerin açıklanması çok daha zordur. Australopitecines, yaklaşık 400-500 santimetreküplük bir beyin kapasitesine sahipti. Bu kapasite, Homo habilis'le birlikte yaklaşık %50 oranında artmıştı ve Homo erectus'la 850- 1000 santimetreküpe ulaşacak şekilde ikiye katlandı. Modern insanlarla birlikte bu kapasite, 1 100- 1400 santimetreküpe varacak şekilde bir daha arttı. Beyin hacminin 3 milyon yıl içinde üç katına çıkması, diğer hayvanlarda görülmedi ve zaten orantılı olarak büyük beyinlere sahip bir türde (primatlar) yerini aldı. Bununla birlikte, insan beyinleri kuyruksuz maymunlarınkinden sadece daha büyük değildir, çok daha etkili bir şekilde örgütlenmiştir. Kopyalama boyutunda küçülme ve ek işlevler üstlenmek üzere bölgelerin boşalması söz konusudur. Çoğunluk bu değişimi Homo habilis ile Homo erectus'un ortaya çıkmasıyla bağlantılı görse de, bazı uzmanlar farklı yapıdaki bu beynin Australopithecines'te zaten mevcut olduğunu düşünmektedir. İnsanın kendine özgü bir gelişme biçimi de vardır. Gebelik süresi kuyruksuz maymunlardakiyle aşağı yukarı aynıdır, yine de doğumda beyinleri kuyruksuz maymunlarınkine kıyasla iki misli büyüktür. İnsan beyninin büyümesi doğumdan sonra yaklaşık bir yıl daha sürer. Bu da insan bebeklerini kuyruksuz maymunlardan daha uzun bir süre yardıma muhtaç kılar. İlk hominidlerin bebeklerle daha uzun süre ilgilenmek zorunda kalmış olmaları sosyal organizasyonları üzerinde bu nedenle önemli bir etki yaratmıştı. Öyleyse, insanlar ile yakın akraba diğer kuyruksuz maymunlar arasındaki zihinsel mesafe, anatomik farklılıkların akla getirdiğinden çok daha büyüktür.

Yanıtlanması en güç soru, hominid ve dolayısıyla insan beyninin neden bu kadar hızlı bir şekilde büyüdüğüdür. İlk teoriler alet yapmak ve avlanmaktan ileri gelen baskıyı vurguluyordu, ancak artık bu faktörler, bunlar neredeyse kesin olarak beynin büyümesinden sonra meydana geldiği için, daha az önem taşıyor. Diğer primadların fonksiyonlarının ve sosyal gruplarının incelenmeleri, hayatlarının bu yönünün insan evriminde çok önem taşıdığını düşündürmektedir. İlk hominidler gruplar halinde yaşıyordu ve bu gruplar içinde faaliyette bulunma, gelişme, etkileşim ve çoğalma yetenekleri, yeni ihtiyaçlara uyarlanmış daha büyük bir beynin yararlarına dönük çok güçlü bir baskı yaratmış olmalı. Daha büyük bir beyin kısmen edinilen bilgileri yeni kuşaklara aktarma yeteneğini içerir. Anahtar mekanizma, insanlara özgü bir özellik olan dildi. Dilin gelişmesini arkeolojik kayıtlar yoluyla tespit etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, insanların ses yapısı benzersizdir. Gırtlak boynun aşağısında bulunmaktadır; o kadar aşağıdadır ki, yutma esnasında boğulmayı önlemek için nefes borusunun kapanmak zorunda olması evrimsel açıdan önemli bir dezavantaj oluşturur. Avantaj, alt gırtlağın üzerinde oluşan, seslerin konuşma yeteneğini ortaya çıkaracak şekilde önemli ölçüde değişime uğratılmasını mümkün kılan bir boşluktan kaynaklanmaktadır. İnsanlarda gırtlak yaklaşık olarak on sekizinci aydan itibaren boyundan aşağıya doğru kayar ve bu da konuşma yeteneğini ortaya çıkarır. Bereket versin ki, gırtlağın pozisyonu kafatasının alt tarafında görünür ve bu nedenle fosil kayıtlarında fark edilebilir durumdadır.

Gelişmiş primatlar, özellikle de kuyruksuz maymunlar, perde aralığı geniş olan sesler çıkarabilir, ancak bunlar gelişmiş bir dilin karmaşıklıkları için yeterli değildir. Australopithecines'in benzer bir gırtlak yapısı vardı ve buna rağmen, kuyruksuz maymunlardan daha karmaşık sesler çıkaramıyorlardı. Homo erectus 'ta gırtlağın sekiz yaşındaki bir insanda bulunan aşamada kalmış olması, en azından bir tür ilkel dili mümkün kılmış gibi görünüyor. Muhtemelen bu, daha büyük bir beyinle bağlantılı diğer yeteneklerle birlikte, ilk insanların Afrika'dan çıkıp çok daha zor çevrelerde yaşamalarına olanak sağlamıştı. Neanderthallerin kafatasının anatomisi, çok kısıtlı bir konuşma potansiyeline ve bu nedenle oldukça az gelişmiş bir dile sahip olduklarını akla getirir. İlk Homo sapiens gruplarının ortaya çıkmasıyla birlikte, insan gırtlağının daha modern bir formu ve bununla birlikte tam anlamıyla bir dil geliştirme yeteneği fark edilir hale gelmektedir. Büyük ve daha gelişmiş bir uyum kapasitesine sahip bir beyin, konuşmayı kontrol etmek ve anlamak ve bir dilin karmaşık söz dizimini geliştirmek için zorunluydu da.

Dilin gelişmesi evrim açısından ilk Homo sapiens'lere muazzam bir avantaj sağlamış olmalı. Bu avantaj muhtemelen öncelikle grup içindeki sosyal etkileşimde ve işbirliği yapma seviyesinin çok daha yüksek olabileceği avcılık gibi faaliyetlerde görülmüştü. Gerçi çok daha önemli amaç, bilginin ve kültürün ve bunu diğer insanlara, özellikle de bir sonraki kuşağa aktarma yeteneğinin gelişmesi olmuş olmalı. İnsan davranışındaki önemli ilerlemenin, gitgide daha karmaşık aletler yapmanın, avlanma ve toplayıcılık stratejilerinin geliştirilmesinin ve sanat ve dini inançların ilk belirtilerinin (bu bir sonraki bölümün konusudur), tüm bunların, konuşmanın ve dilin gelişmesine bağlı olması olası görünüyor.

Clive Ponting - Dünya Tarihi


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır



Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM