Einstein'ın Düşleri

Alan Lightman - Einstein'ın Düşleri

2 HAZİRAN 1905

Lapa gibi kahverengi bir şeftali çöpten çıkarılmış, pembeleşsin diye masanın üzerine konmuş. Pembeleşiyor, sertleşiyor, manavın tezgâhına götürülüyor, oradan alınıp sandığa konuyor, pembe çiçek açmış dala geri dönüyor. Bu dünyada zaman geriye doğru hareket ediyor.

Kurumuş yaşlı bir kadın iskemlesinde oturmuş zorlukla kıpırdıyor. Yüzü kıpkırmızı, avurtları çökmüş, gözleri neredeyse hiç görmüyor, kulakları duymuyor, nefes alışı yerde hışırdayan kuru yapraklar gibi. Yıllar geçiyor. Bir kaç gelen gideni var. Kadın yavaş yavaş güçleniyor, daha çok yemek yiyor. Yüzündeki derin çizgiler azalıyor. Sesleri işitmeye, müzik dinlemeye başlıyor. Belli belirsiz gölgeler ışığa, çizgilere, giderek masa, iskemle, insan yüzleri gibi biçimlere dönüşüyor. Kadın küçük evinden gezintiye çıkıyor, bakkala gidiyor, arada sırada arkadaşlarını ziyaret ediyor, güzel havalarda kafelerde kahve içiyor. Alt çekmeceden iğne ipliğini çıkarıyor. İşini beğendiğinde gülümsüyor. Bir gün bembeyaz yüzüyle kocasını eve getiriyorlar. Saatler geçince adamın yanakları pembeleşiyor, ayağa kalkıyor, kadınla konuşmaya başlıyor. Kadının evi, evleri oluyor. Birlikte yemek yiyor, şakalaşıyor, gülüyorlar. Ülkede yolculuğa çıkıyor, arkadaşlarını ziyaret ediyorlar. Kadının beyaz saçlarına kahverengiler düşüyor, sesi yeni bir tını kazanıyor. Lisede yetişkin kurslarına gidip tarih öğretmeni oluyor. Arkadaşlarıyla buluşuyor, tarihten güncel olaylardan söz ediyorlar. Eczanede muhasebeci olan kocasına işinde yardım ediyor. Birlikte dağın eteklerine doğru yürüyüşlere çıkıyorlar. Kocasını çok seviyor. Teni yumuşuyor, saçı uzayıp kahverengi oluyor, göğüsleri dirileşiyor. Kocasını ilk kez üniversite kütüphanesinde görüyor. Birbirlerine bakıyorlar. Derslere giriyor. Liseyi bitiriyor. Anne babasıyla ve kızkardeşiyle sevinç gözyaşları döküyorlar. Anne babasının evinde kalıyor. Annesiyle saatlerce koruda gezintiler yapıyor, ona bulaşık yıkarken yardım ediyor. Küçük kardeşine masallar anlatıyor. Uyumadan önce ona masal okuyorlar, gittikçe küçülüyor. Emekliyor. Altını değiştiriyorlar.

Orta yaşlı adamın elinde bir madalya, Stokholm'de salonun sahnesinden iniyor. İsveç Bilimler Akademisi başkanıyla el sıkışıyor, Nobel Fizik Ödülünü alıyor, zafer kutlamalarını dinliyor. Adam alacağı ödülü düşünüyor. Geleceğe doğru yirmi yılı hızla gözünün önünden geçiriyor. Sadece kalem, kağıtla bir odada yalnız çalışacak. Gece gündüz çalışacak, birçok yanlış yollara sapacak. Çöp sepeti başarısız denklem ve mantık zincirleriyle dolacak. Ama bazı akşamlar masasına oturduğunda, Doğa üzerine kimsenin bilemediği şeyleri öğrendiğini, sık ormanda ışığı gördüğünü, değerli sırları avucunun içinde tuttuğunu düşünecek. Böyle gecelerde kalbi sanki âşık olmuş gibi çarpıyor. Genç, tanınmamış ve hatalardan korkmaz olduğu zamanlarda kanının damarlarında koşturması, simdi Stokholm'deki salonda koltukta oturmuş adını söyleyen başkanın uzaklardan gelen ince sesini dinlerken ona güç veriyor.

Bir adam arkadaşının mezarı başında durmuş, tabutun üstüne bir avuç toprak atıyor. Yüzünde buz gibi Nisan yağmuru. Ama ağlamıyor. Arkadaşının ciğerlerinin sağlam olacağı, yataktan çıkacağı, güleceği, ikisinin birlikte içki içip yelkenliyle gezintiye çıkacakları, sohbet edecekleri günü düşünüyor. Ağlamıyor. Gelecekte anımsadığı, o ve arkadaşının alçak uzun bir masaya oturup sandviçlerini yedikleri, yaşlanıp artık sevilmemekten korktuğunu söylediği, arkadaşının da usulca başını salladığı, yağmur damlalarının camdan aşağıya süzüldüğü o belirli günü bekliyor.

Alan Lightman - Einstein'ın Düşleri


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır



Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM