Etin Cinsel Politikası

Carol J. Adams - Etin Cinsel Politikası


Et Ataerkinin Bir Simgesidir

Ünlü antropolog Mary Douglas, “Deciphering a Meal” adlı makalesinde, yiyecekleri servis ettiğimiz sıranın ve bir öğünde olmazsa olmaz saydığımız yiyeceklerin, geniş anlamda kültürümüze ayna tutan ve onu pekiştiren bir sınıflandırmayı yansıttığını öne sürer. Bir öğün, tüm yemeklerin bütünün bir parçasını oluşturduğu ve hepsine ayrı ayrı değerler atfedilen bir karışımdır. Buna ek olarak, yemekler titiz bir sırayla sunulur. Bir öğün ne tatlıyla başlar ne de çorbayla biter. Hepsi ana yemeğe ulaşmak için çıkılan bir yokuş ve sonrasında zirveden aşağı bir iniş olarak görülür. Bu ana yemek de ettir. Bu düzen istikrarın kanıtıdır. Douglas’ın açıklamasına göre, “Öğün olarak düzenlenen bu sistem, onunla bağlantılı olan bütün diğer düzenlenmiş sistemleri temsil eder. Bu yüzden de bu teoriyi zayıflatacak veya sarsacak bir tehdidin uyarıcı gücüne ihtiyaç vardır.” Eti yerinden çıkarmak, geniş ataerkil kültürün yapısını tehdit etmek demektir.

Kadınların bütün erkek arzularına nasıl razı olması gerektiği konusunda uzman olan Marabel Morgan, Total Woman Cookbook kitabında bir kadının tehdit olarak görülen yemekleri sofraya getirirken dikkatli olması gerektiğini söyler: “Charlie’nin bazı yemekleri tehdit olarak algıladığını fark ettim. Güveçlerime güvenmiyordu. İçlerine gizlice biraz buğday denen mikroptan ya da hiç hoşlanmayacağı “sağlığına iyi gelir” sebzelerinden koyduğumdan şüpheleniyordu.”

Mary McCarthy nin Birds o f America kitabı, bir kadının eti reddetmesinin erkeği nasıl korkuttuğuna kurgusal bir örnek sunar. Bir vejetaryen olan Bayan Scott, Şükran Günü için bir NATO generalinin evine davet edilir. Hindi yemeyi reddetmesi generali öfkelendirir. Erkek egemenliği herkesin tabağında kendini yeniden hatırlatmaya ihtiyaç duyduğu için, general bu reddi ciddiye alamaz ve kadının tabağını hindiyle doldurur. Sonra da yalnızca hindinin değil, tabaktaki patateslerin de üzerine kepçe kepçe et suyu döker ve “böylece kadının sebze yemeğini de kirletir.” McCarthy’nin adamın yemekle girdiği etkileşimi anlatma biçimi, askeri çatışmalarla birlikte anılan savaş âdetlerine ayna tutar. “Et suyunu, göğüs göğüse çarpışmada kullandığı bir silah gibi kapmıştı. Onu neden tuğgeneral yaptıklarına şaşmamalıydı; en azından bu gizem çözülmüştü.” General kavgacı tutumunu sürdürür ve yemekten sonra, Vietnam’daki savaş için orduya yazılan 18 yaşındaki bir genç için kadeh kaldırmayı önerir. Bunun ardından savaşla ilgili başlayan tartışmada general Vietnam’ın bombalanmasını retorik bir soruyla savunur: “Bir sivili bu kadar kutsal yapan nedir?” Bu durum genç kahramanın keyfini kaçırır ve generalin karısını kocası adına özür dilemek zorunda bırakır: “Aramızda kalsın, şu kızın yemeğine el sürmediğini görmek onu adeta sinir etti. Bunu anında fark ettim.”

Bu alandaki erkek kavgacılığı yalnızca kurgusal askerlerle sınırlı değildir. Kadınları döven erkekler, sofrada et olmamasını sıklıkla kadına yönelik şiddetin bahanesi olarak kullanmıştır. Kadınların sofraya et koyamaması, onlara uygulanan şiddetin sebebi değildir. Denetleyici erkekler, diğer her şey gibi, bunu da kadınlara uyguladıkları şiddetin mazereti olarak kullanır. Gerçek erkekler et yediği için, dayakçıların, dikkatleri kontrol etme ihtiyaçlarından başka bir noktaya çekmek için yararlandıkları kültürel bir ikonları olur. Kocası tarafından dövülen bir kadının söylediklerine göre: “Önce ıvır zıvır yüzünden sinirlenmesiyle başladı, mesela sandviçin içinde et yerine peynir olması gibi incir çekirdeğini doldurmayacak bir şey.” Başka bir kadın şöyle anlatıyordu: “Bir ay önce üzerime kaynar su fırlattı ve sağ kolumda bir yara izi kaldı. Tek sebebi ona akşam yemeğinde taze et yerine patatesli ve sebzeli bir börek vermemdi.”

Vejetaryen olan erkekler, erkek rolünün önemli bir kısmına meydan okur. Onlar kadınların yiyeceklerini seçerler. Ne hadlerine! Eti reddetmek bir adamın kadınsı, “hanım evladı”, “nonoş” olduğu anlamına gelir. Gerçekten de 1836’da, o zamanların vejetaryen diyetine karşılık gelen Grahamizm şöyle yargılanmıştı: “Hadım etme Grahamizmin ilk meyvesidir.”

Et yememeyi seçen erkekler erkeksi ayrıcalıklarının birinden vazgeçer. New York Times bu düşünceyi, et yemenin eril doğası üzerine yazılan bir baş yazıda incelemiştir. İdeal, erkeksi, et yiyen “John Wayne tipi” yerine, yeni erkek kahraman Alan Alda, Mikhail Baryshnikov ve Phil Donahue gibi “incinmeye müsait”tir. Ölü balık ya da ölü tavuk yiyebilirler ama kırmızı et yemezler. Alda ve Donahue, diğer erkekler gibi, maço rolünü reddetmekle kalmamış, maço yiyeceğini de reddetmiştir. Times’a göre, “Emin olun, maçonun sonu sürekli et ve patates yiyen adamın da sonuna işaret ediyor.” İkisini de özlemeyeceğiz.

Carol J. Adams - Etin Cinsel Politikası


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM