Halkın Bilim Tarihi

Clifford D. Conner - Halkın Bilim Tarihi


Hangi Bilim?

BİLİMİN ANLAMINI tam olarak izah etmek sanıldığı kadar kolay değildir. Latincede bilim anlamına gelen - scientia - kelimesi akla gelebilecek her türlü bilgiyi kapsayan genel bir terimdi; ancak son birkaç yüzyıldır bilim (science) kelimesi sadece belli türde teknik bilgileri içerecek şekilde kullanılır olmuştur. Birkaç yıl önce İngiliz Nature dergisi bazı bilim adamlarının bilim dediğimiz şeyi, sözde bilim olandan açıkça ayırabilmek için, sözcüğün anlamını daha net bir biçimde yeniden düzenlemek üzere sistematik çalışmalar yaptığını; ancak tatmin edici bir tanıma ulaşamadıklarını yazmıştı. Ben bu konuda hep J .D. Bernal'in ustalıkla kaleme aldığı, "Bu kitapta bilim çok geniş anlamda ele alınmıştır ve kitabın hiçbir yerinde bilimi herhangi bir tanımın içine sıkıştırmaya çalışmadım." diye başlayan Science in History (Tarihte Bilim) adlı eseriyle ortaya koyduğu yaklaşımı örnek almışımdır. Bilim konusunda böyle açık görüşlü bir yaklaşımın gerekli olduğunu düşünüyorum, çünkü;

Netice itibariyle, bilimin anlam ve değeri konusunda nihai hükmü veren halktır. Bilim birkaç seçkin kişinin ellerinde bir giz olarak tutulduğunda, ister istemez üst sınıfların çıkarlarına hizmet eder hale gelir; halkın gereksinimleri ve gücünden ortaya çıkan anlayış ve fikirlerle olan bağlantısı kesilmiş olur.

En azından, bilim hem bir bilgi bütünü hem de bu bilgiye erişme süreci olarak görülmelidir. O halde, mümkün olan en basit yaklaşımı benimseyip bu kitabın amacı çerçevesinde, bilimi, sadece doğa üzerine bilgi ve bununla bağlantılı bilgi üretme eylemleri olarak ele alalım.

Bilimsel bilgi üreten eylemler konusunda bu kitabın temel odağı Kurama değil, deneye dayalı süreçlerdir. Fikrimce, bilimsel bilgi temellerini soyut fikirden ziyade, deneylere ve "uygulamalı" deneme - yanılma prosedürlerine borçludur. Benjamin Farrington bu hususu gayet net açıklamıştır:

Aslında bilim, tarihte bazen anlatıldığı gibi pratik sonuçlardan çok da kopuk değildir. Antik Yunan devrinden bu yana metinlerde, ele alınan konuları mantıksal, düzenli bir gelişim içinde sunabilmek için, bilginin ilerlemesindeki deneye dayalı unsurlar çoğunlukla göz ardı edilmiştir. Belki bu, en iyi açıklama yöntemidir; ancak yapılan hata bunun, teorinin başlangıç noktası olarak alınmasıdır. Öklid'in düz bir çizgiyi "üzerindeki noktalar arasında dengeli bir biçimde uzanan doğru" şeklinde tanımlamasının arkasında, elinde su terazisiyle çalışan bir duvar ustasının olup olmadığını kim bilebilir?

Bu oldukça geniş ve kapsamlı bilim kavramı, bilim hakkında pozitivist yöntemlerle düşünüp, fiziği tüm diğer bilim alanların değerlendirilmesinde temel disiplin olarak görmeye koşullanmış okuyucunun hoşuna gitmeyebilir. Kuramsal fizikçiler çoğu zaman botanik ya da paleontoloji gibi disiplinleri, bunların entelektüel içeriklerini pul koleksiyonculuğuna benzeterek küçük görmüşlerdir. Bu küçümseyici söylemin altında yatan ima ise fiziğin, daha az kuramsal olan disiplinlerden "daha bilimsel" olduğudur ve bu da yine antik zamanlardan bu yana süregelen ve entelektüel emeğin el emeğinden daha onurlu olduğu önyargısının bir yansımasıdır. Fakat fizikçilerin yaptığı, çoğu başka bilim adamının yaptıklarından farklıdır. Biyoloji, antropoloji, ekoloji, psikoloji ve sosyolojideki yöntemlerin kuramsal fizikçilerin soyutlamalarıyla ortak yönü yok denecek kadar azdır. Ne var ki, modern bilimin genel ideolojisi, fizik bilimini tüm diğer bilimlerin model olarak alması gereken bir kaide olarak göstermektedir.

"Fiziğin emperyalizmi" büyük ölçüde Amerikan hükümet politikasının bir ürünüdür. Atom bombasının yapımındaki rolleri nedeniyle, birkaç "fizik aristokratı" İkinci Dünya Savaşı sonrasında Amerikan bilim dünyasının sözcüleri olarak ön plana çıkmıştır. Bu kişiler,

sosyal ve davranışsal bilimleri onlarca yıl küçümseyerek, hükümetin bilim politikasını kendi değerlerine göre yönettiler. Sosyal ve davranışsal bilimler, savaş sonrası bilim dünyasına hükmeden kişiler (kendilerini kimyacı, matematikçi ve biyologlarla birlikte "tam bilim"in uygulayıcısı olarak tanımlayan fizikçiler) tarafından "yarı bilim" olarak görülerek küstahça dışlandılar.

Bilim dünyasında fiziğe ayrıcalıklı bir yer verilmesi, bilimin, özellikle de sosyal problemleri inceleyen bilimin "değerlerden bağımsız" olması gerektiği fikrini desteklemektedir. Fizikte, nesnellik ideali tarafsızlıkla aynı anlama gelmektedir, yani tanım itibarıyle, bilim adamları araştırdıkları konu hakkında tarafsız ve soğukkanlı olmalıdır. Tarafsızlık, fizikçiler tarafından kolaylıkla benimsenebilir bir tutum olabilir; ancak sosyal konulara daha yakın olan bilimlerde, örneğin tıpta, antropolojide, psikolojide, sosyoloji ve politik ekonomide, tarafsızlık söylemi bilim adamlarının genellikle farkında olmadığı ırkçı, cinsiyet ayrımcı ve burjuva ilkelerle temeli oluşturulan statükoculuğu desteklemeye yarar. Örneğin, son 20-30 yıl içinde feminist hareket, geleneksel, elit tıp bilim dünyasında benimsenmiş olan ve binlerce yıldır kadın sağlığına son derece zarar vermiş olan kadın karşıtı güçlü bir önyargıyı ortaya çıkarmıştır. Yunanca "rahim" anlamını taşıyan "uterus" dan türetilen "hysteria" kelimesi, profesyonel tıp dünyasında uzun yıllar boyunca, kadın olmanın başlı başına patolojik bir durum olarak tanımlandığının birebir göstergesidir.

Halkın bilim tarihi physics über alles* gibi dar bir bilim anlayışı kapsamında ele alınamaz; bu nedenle bu kitapta doğa bilimiyle ilgili tüm alanlar eşdeğer tutulmuş, "tam" ve "yarım" ya da "kesin" ve "kesin olmayan" gibi haksız karşılaştırmalardan kaçınılmıştır. Değerden bağımsız bilim ve bunun modern bilim ideolojisinde baskın bir noktaya yükselişinin, ileride 6. bölümde ele alınacak ayrı bir öyküsü de mevcuttur.

*physics über alles: her şeyin üzerinde fizik

Benim de yaptığım gibi, bilimin sadece kuramsal çalışmalarla sınırlı olduğu yaklaşımına meydan okumak, yıllardır entelektüel çevreleri bulandıran "bilim savaşları" nda taraf tutmak anlamına gelmektedir. Bilimi "katıksız kuram" olarak tanımlayan gelenekselciler bunu, bilimi eleştirilere mahal vermeyecek bir konuma taşımak için yapmaktadırlar. Bu bakış açısı sık sık tutucu politik görüşlerin de destekleyicisi olmuştur; çünkü bilimi, din gibi meydan okunamayacak bir otorite olarak tanımlayarak otoriterizme destek vermektedir. Ama açık görüşlü pek çok bilim insanı, radikal feministler ve çevreci aktivistler bu kavrama itiraz eder ve ilahlaştırılmış bir Bilimin önünde eğilmeyi reddeder.

Clifford D. Conner - Halkın Bilim Tarihi


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır.




Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM