Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi

Bill Bryson - Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi


ESRARENGİZ İKİ AYAKLI

* eksik halka: insanımsı maymunlarla insanlar arasındaki geçiş formu olduğu varsayılan hayvan.

… Huxley, söz konusu askerin ölümcül bir yara almış olmasına karşın uçurumdan yukarıya on sekiz metre tırmanmış, giysilerini çıkarıp özel eşyalarından kurtulmuş, mağara girişini sıkı sıkı kapamış ve kendi kendini yarım metre toprağa gömmüş olmasını son derece çarpıcı bulduğunu alayla ifade etti. Neandertal'in fırlak alın çıkıntısına kafa yoran bir diğer antropolog, bu çıkıntının yanlış kaynamış bir ön kol kırığının acısı yüzünden uzun süre kaş çatmaktan ileri geldiğini savundu. (Otoriteler, ilk insanlar fikrini reddetmeye can attıklarından, genellikle en mantıkdışı olasılıkları bile benimsemeye razıydılar. İskelet ilk Cro-Magnon İnsanlarından birine aitti aslında.)

Kemik çabucak "Cava İnsanı" olarak benimsendi. Bugün onu Homo erectus diye tanıyoruz.

Dart, Taung kafatasının Dubois'ın Cava İnsanı gibi Homo erectus'a değil daha eski, daha maymunumsu bir yaratığa ait olduğunu bir bakışta anladı. Yaşını iki milyon yıl olarak belirledi.

Bu konuları hükme bağlayan merkezi bir otorite yok. Bir isim ancak genel mutabakat sağlandığı takdirde kabul görüyor, o da pek sağlanamıyor zaten.

Sorunun büyük bölümü, paradoksal görünse de kanıt kıtlığından kaynaklanıyor.

Oysa insanın tarih öncesi hakkında anlayabildiklerimizin tamamı, bu birkaç milyar varlıktan belki en fazla beş bin tanesinin çoğunlukla unufak olmuş kalıntılarına dayanıyor.

İnsanlar Hominidae familyasına dahil edilmiştir. Hominidae maymunu süperfamilyasının adıdır ve bizi de kapsar.

Gürcistan'da yaklaşık 1,7 milyon yıl öncesine tarihlendirilmiş insan kafatasları var, ama bu tarihe en yakın olan ve kıtanın öbür ucundaki İspanya'da bulunan kalıntılar 800.000 yıl öncesine ait. Yani neredeyse bir milyon yıllık bir gedik var arada… “Bütün türlerin tarihlerini işte böyle bölük pörçük parçalardan çıkarmaya, çalışıyoruz. İğneyle kuyu kazmak gibi bir şey bu. Birçok eski tür arasındaki ilişkiler hakkında aslında çok az fikrimiz var. Hangileri sonunda bize evrimleşti ve hangileri evrimin çıkmazları olarak kaldı? Bazıları muhtemelen aynı türler olarak görülmeyi bile hak etmiyor.”

Doğruluğundan emin olunabilecek veriler bu kadar azken bilim adamları yakın çevrede bulunmuş başka objeleri temel alan varsayımlar üretmeye çoğunlukla mecbur kalırlar ve bunlar da cesur tahminler olmaktan öteye gitmeyebilir.

“Yeni kanıtlara dair ilk yorumların çoğu zaman bulucusunun önyargılarını doğrular nitelikte olması fevkalade ilginçtir.”

İnsanın tarih öncesi hakkında, bir tarih öncemizin muhakkak var olduğu gerçeği dışında, bir yerlerde birilerinin itirazıyla karşılaşmadan söylenebilecek çok az şey var. Bunu aklımızda tutarak özetlersek, kim olduğumuz ve nereden geldiğimiz hakkında bildiğimizi sandığımız tek şey kabaca şundan ibarettir:

Organizmalar olarak tarihimizin ilk yüzde 99,99999'u süresince, şempanzelerle aynı soyu paylaştık. Şempanzelerin tarih öncesi hakkında bilinenler yok denecek kadar azdır, ama onlar o zaman neydiyseler, bizler de oyduk. Derken, yaklaşık yedi milyon yıl önce çok önemli bir şey oldu. Afrika'nın tropik ormanlarında yeni bir canlı topluluğu ortaya çıkıp, açık savanlarda dolanmaya başladı. Bunlar Australopithecus'lardı ve sonraki beş milyon yıl boyunca dünyanın dominant insansı türleri olacaklardı. … Ama hepsi de iki ayak üstünde yürüyebiliyordu.

Dünyanın en meşhur insansı kalıntıları, 1974'te Donald Johanson liderliğindeki bir ekip tarafından Etiyopya'daki Hadar'da bulunan 3,18 milyon yıllık bir Australopithecus'a ait olanlardır. … Bu iskelet herkesçe Lucy olarak tanınıp benimsendi.

Lucy ufacık tefecik bir şeydi: Yalnızca bir metre boyundaydı. Yürüyebiliyordu, ama bunu ne kadar iyi yaptığı ayrı bir tartışma konusudur.

İnsan vücudunda 206 kemik vardır, ama bunlardan birçoğu birbirine eştir. Eğer bir örneğin sol kalça kemiği elinizdeyse, boyutlarını bilmek için sağ eşine ihtiyacınız yoktur. Bütün gereksiz kemikleri çıkarırsanız, geriye toplam 120 kemik kalır, yani yarı-iskelet denilen şey.

…Johanson neşeyle yanıtlayarak, el ve ayaklardaki 106 kemiği hesaba katmadığını söyler. Bunlar vücuttaki toplam kemik sayısının yarısından fazladır. Üstelik, Lucy'nin en tanımlayıcı özelliğinin değişim halindeki bir dünyayla başa çıkabilmek için el ve ayaklarını kullanması olduğu düşünülürse, oldukça önemli bir yandır bu.

New-York'taki Amerikan Doğa Tarihi Müzesi'nde, bu iki Australopithecus'un küllerin üzerinden geçiş anını temsil eden bir dioraması vardı. … Bu dioramayı yeniden yapacak olsaydım, sanırım onları birazcık daha maymunumsu ve daha az insani yapardım. Bu yaratıklar insan değildi. İki ayaklı maymunlardı onlar.

“Lucy'nin ve soydaşlarının, hareket kabiliyeti açısından modern insanlarla alakası yoktu.” diye diretir Tattersall. “Bu insansılar ancak ağaçlı habitatlar arasında gidip gelmek zorunda kaldıkları zaman gayri ihtiyari olarak iki ayak üzerinde yürüyorlardı, bunu yapmaya onları kendi anatomileri zorluyordu.” Johanson bunu kabul etmez. “Lucy'nin kalçaları ve leğen kemiğinin adale düzeni,” diye yazmıştır, “ağaçlara tırmanmayı modern insanlar için olduğu kadar Lucy için de zorlaştırırdı.”

… Yaklaşık 7 milyon yıllık bir insansıyı gün ışığına çıkarttı ve onu Sahelanthropus tchadensis olarak adlandırdı (Bazı eleştirmenler onun insan değil, bir erken maymun olduğuna dolayısıyla Sahelpithecus diye adlandırılması gerektiğine inanır.) Bunların hepsi de erken yaratıklardı ve oldukça ilkeldiler, ama iki ayak üstünde yürüyorlardı. Ve bunu yapmaya daha önce zannedildiğinden çok daha erken başlamışlardı.

Bipedalizm (iki ayakla yürüme), talepkar ve riskli bir stratejidir. Leğen kemiğinin yeniden şekillenerek tam bir yük taşıma aracına dönüşmesini gerektirir. Gereken gücün muhafazası için, doğum kanalı nispeten dar olmak zorundadır. Bunun derhal ortaya çıkan iki önemli neticesi ve uzun vadeli bir diğer neticesi daha vardır. Birincisi, anneye doğum sırasında büyük acı verir ve hem anne için hem de bebek için ölüm riskini büyük ölçüde artırır. İkincisi, bebeğin kafasının böylesine dar bir aralıktan geçebilmesi için, beyni hayli küçükken ve dolayısıyla hala acizken doğması icap eder. Yani uzun süre bakıma muhtaç olacaktır. Bu da erkekle dişi arasında sağlam bir bağlılığı şart kılar.

O halde Lucy ve soydaşları ağaçlardan neden indiler ve ormanlardan neden çıktılar ? Belki de başka çareleri yoktu.

Beynin mutlak büyüklüğü size her şeyi anlatmaz. Önemli olan, beynin göreceli boyutudur.

Adını sıralayabileceğiniz hemen her büyük hayvan bizden daha güçlü, daha hızlı ve daha dişlidir. Saldırıyla karşılaştığımız modern insanlar olarak yalnızca iki avantajdan yararlanırız: Güçlü bir beynimiz vardır, onu kullanarak stratejiler planlayabiliriz. Bir de karşımızdakinin canını yakacak nesneler fırlatabilmemizi sağlayan ellere sahibiz.

Öyle anlaşılıyor ki, üç milyon yıl öncesiyle iki milyon yıl öncesi arasında bir noktada, aynı anda Afrika'da yaşayan belki altı tip insansı vardı. Ama neslini sürdürmek bunlardan ancak birine nasip olacaktı: yaklaşık iki milyon yıl önce adeta bir sis perdesinin içinden çıkagelen Homo'ya.

“Belki de” diye öneriyor Matt Ridley, “onları biz yemişizdir.”

“Bildiğimiz kadarıyla, insan beyinlerinin neden büyüdüğünü açıklayan hiçbir zorlayıcı sebep yok,” diyor Tattersall. Büyük beyinler talepkar organlardır: Vücut kütlesinin yalnızca yüzde 2'sini oluşturur; ama enerjisinin yüzde 20'sini bir çırpıda tüketirler. Yakıt olarak kullandıkları maddeler konusunda da nispeten seçicidirler. Bir daha ağzınıza hiç yağ koymasanız mesela, beyniniz bundan şikayetçi olmaz, çünkü yağa zaten elini sürmez. Diğer organlara kazık atmak pahasına, bol bol glikoz ister.

“İnsanlar için kabulü en zor fikirlerden biri de,” diyor, “bizim hiçbir şeyin zirvesi olmadığımızdır. Bugün burada oluşumuzun kaçınılmaz olan hiçbir yanı yoktur. Evrimi neticede bizi üretmek üzere programlanmış bir süreç olarak düşünmeye eğilimli olmamız, kısmen insanlık kibrimizden kaynaklanır.”

Her insansı türü, gelişim bayrağını bir yere kadar taşıdıktan sonra daha genç ve taze bir koşucuya teslim etmişti. Oysa şimdi, bu erken formlardan birçoğunun hiçbir yere ulaşmayan tali yollar izlediğine kesin gözüyle bakılıyor.

Ne şanslıyız ki, içlerinden biri doğru yolu bulmayı başardı: Alet kullanan bir gruptu bu. Adeta gökten zembille inmiş ve hakkında çok tartışılan gizemli Homo Habilis'le çakışmıştı. Bu yaratık Homo Erectus’tu.

… Neredeyse eksiksiz bir Homo Erectus iskeleti bulunca hayretler içinde kaldılar. 1,54 milyon yıl önce ölmüş, dokuz ila on iki yaşlarında bir erkek çocuğuydu bu.

Bu da bize, her şeyden önce, Homo-Erectus’un et yediğini gösteriyordu. Üstelik demek ki biri ona bakmıştı. İnsansı evriminde şefkatin gün ışığına çıkan ilk göstergesiydi bu.

Homo Erectus’lara ait kafataslarının bir Broca alanı içerdiği de keşfedildi. Broca alanı, beynin ön lopunda bulunan, konuşma yetisiyle alakalı bölgedir.

Kesin olan tek şey, bir milyon yılı hayli aşkın bir süre önce, yeni, nispeten modern, iki ayak üstünde yürüyen insansıların Afrika'dan ayrılıp, yerkürenin dört bir yanına cesurca dağılmış oldukları.

… Gelişimini tamamlamış modern insana kadar, beş milyon yıldır devam eden bütün bu evrimsel süreç, yüzde 98,4'ü genetik olarak hala modern şempanzeden ayırt edilemeyen bir yaratık üretti. Yani bir zebrayla bir at arasındaki ya da bir yunusla bir musur arasındaki fark, uzak atalarınızın dünyayı ele geçirmek üzere yola çıktıkları zaman geride bıraktıkları tüylü yaratıklarla sizin aranızdaki farktan daha büyüktür.

Bill Bryson - Hemen Her Şeyin Kısa Tarihi


Bir sonraki bölüm hazırlandığında linki burada olacaktır



Share this article :

Yorum Gönder

Not: Yalnızca bu blogun üyesi yorum gönderebilir.

 
SUPPORT / DESTEK : ATLAS
Copyright © 2014 ATLASİZM